Cehennem başkalarıdır peki ya siz kimsiniz?

“Cehennem başkalarıdır!’ Sartre’ın bir sözünün gerçek anlamını anlayana kadar senelerce kafamı patlattım, düşündüm, taşındım. Seneler sonra, şimdi gerçekten anladığımı hissediyorum.

Cehennem başkalarıdır peki ya siz kimsiniz?

Cehennem başkalarıdır peki ya siz kimsiniz?

İlk duyduğumda, sosyal yaşantı ve ilişkilere cehennem denmesi beni rahatsız etmişti. Beraber yaşadığımız insanlarla ilişki içine girdiğimde kendimi çok iyi hissediyordum. Karşılıklı duygu alışverişi, beraber dost sohbetleri, karşınızdakinden size besleyici sevgi dolu konuşmalar nasıl cehennem olarak görülebilir ki?


Sartre’ın her türlü kitabını, yazısını çok beğensem de Existansializm akımı beni çok etkilese de sonuçta her düşünür her zaman doğru söylemek zorunda değildir diyerek bu lafı kenara koydum ve yaşamıma devam ettim.

İnsanoğlunun sosyal bir varlık olduğunu, sosyal ilişkilerin bizleri yücelttiğini, ne kadar kişi ile iletişimde olunursa kendimizi daha iyi hissedeceğimizi düşünerek senelerce yaşamımı sürdürdüm.

Zaman içinde bu sürecin beni yönetmeye başladığını hissetmeye başladım.  İnsanlar bana iyi bir şeyler ifade ettiklerinde, beni yüceltici şeyler söylediklerinde, dış görünümümün ne kadar iyi olduğunu, ne kadar zeki olduğumu söylediklerinde o gün boyunca keyfim yerinde gezerken, hakkımda yapılan bir eleştiri, olumsuz bir görüş ruhsal enerjimi dibe düşürürdü.

Bir baktım ki ben kendimin değil başkalarının düşüncelerinin, hareketlerinin ivmesiyle bir Everest’in tepesinde, bir yerin en dibinde yaşamımı sürdürmeye başlamışım. Bunun farkındalığına geçtiğimde ne kadar şaşırdım bilemezsiniz. Ben ben olmaktan çıkmış, başkalarının oynattığı bir kukla halinde senelerimi geçirmişim.

Cehennem başkalarıdır; Ben ben miyim?

Bu hikaye sadece bana mı ait?

Zannetmiyorum; toplumsal yaşamın içindeki milyonlarcasının hikayesi buna eştir diye düşünüyorum.

“Ben böyle değilim, beni kimse etkileyemez.” diyorsanız hadi gelin bazı kanıksadığımız hareket modellerimizin üstünden beraber geçelim.

Cehennem başkalarıdır; tepkinin sebebi siz değil tepkiyi verenin iç dinamikleri mi?

Kendinizi çok sağlıklı hissediyorsunuz, enerjiniz zirvede ve sabah işe gittiğinizde bir arkadaşınız; ‘Ne oldu sana böyle, yorgun ve hasta görünüyorsun.’ dedi. Bittiniz işte, nerede o enerjik haliniz, nerede o sağlık fışkıran yüzünüz? Hemen, en yakın aynaya ulaşmaya çalışıp suratınızı incelemeye başlarsınız. ‘Gerçekten biraz soluk mu görünüyorum?’ demeye başlar ve bu düşünce bütün gün kafanızda dolaşır.

Çok başarılı bir şekilde bir projeyi tamamladınız. Herkesin bundan övgüyle bahsetmesini beklerken bir iş arkadaşınız; ‘Proje pek orjinal olmamış, bunun gibi birkaç proje görmüştüm.’ dedi. Nerede o zafer kazanan edanız, nerede o dünyaları ben yarattım havaları?

Daha birçok örneği sıralamak mümkünken, ben gerisini sizlerin zengin hayal güçlerinize bırakıyorum…

Tabii bu iki örnekte sizi negatiften vuran örnekler. Bunların farkındalığına geçmek çok kolay. Ya bir de sizi yücelten modeller var. İşte işin zoru burada başlıyor.

Kıyafetiniz çok beğenildi, herkes sizin başarılarınızdan bahsediyor.

“Çok iyi bir arkadaşsın.”

“Ben böyle bir eser görmedim, harikasın.”

“Bugün çok yakışıklısın.”

“Bugün pırıltın çok yüksek”

Ve birçok muhteşem laf… Hadi bakalım kolay gelsin. Ben size bu lafların ilk negatif modellerden daha kuvvetli ve zor tuzaklar olduğunu söylesem sizi şaşırtır mıyım?


Karşınızdakiler sizin hakkınızda istediklerini söylemekte özgür. İlişkilerde, birinin size söylediği, yaptığı her şey sadece kendisiyle alakalıdır. Yani kişi eğer olumlu duygular besliyorsa bunu olumlu yansıtır, eğer o gün kendi içsel sorunlarıyla uğraşıyorsa size olumsuzluk yansıtabilir. Bu tepkinin sebebi siz değil tepkiyi verenin iç dinamikleridir. Yani aslında ilişkilerdeki tepkileri kişisel olarak algılamak en büyük tuzaklardan birisidir.

“Güzellik bakanın gözündedir” diye boşuna söylememişler. Siz kendi duygusal filtrenizin ardından tepkilerinizi veriyorsunuz. Eğer gerçekten güzellikleri görmeye odaklıysanız güzellikleri görüyorsunuz.

“İltifat etmek veya iltifat almak karşısında hoş hissetmek yanlış mı?”

Tabii ki bu lafları duymak güzel, bir taraflarımızı okşayıcı. Bu lafların söylenmesinde ve sizin bunlardan etkilenmenizde hiç bir sorun yok.  Aslında burada birinin size olumlu veya olumsuz bir iletişimde bulunması sorun yaratmıyor.

Önemli olan, sizin bu söylemlerin karşısında ne hissettiğinizdir. Yani olayın özü başkalarının ne yaptığında değil, sizin bu olayın karşısında içinizde ne yaşadığınızda yatıyor.

Eğer sizin için bu söylenilenler sizin ruhsal barometrenizi belirliyorsa ve tüm hayatınızı bu etkilenmeler üzerine yaşıyorsanız, orada sorun vardır. Sorunun tanısı ise:

Siz başkalarının yönetimindesiniz, daha doğrusu yönetilmeyi seçiyorsunuz.

Biliyor musunuz, bizler çoğu zaman karşımızdakilere iyi bir şey yaptığımızda, güzel bir şey söylediğimizde, ondan da aynı şeyleri beklemeye başlarız. Hatta çoğu zaman da bunları ileri zamanlar için yatırım olarak yaparız. Sonra da bu beklentimiz karşılanmadığında dibe vurup karşımızdakine bu beklentimizi karşılamadıkları için kızmaya başlarız. Yani aslında siz size güzel sözler söylensin diye güzel şeyler söylüyorsunuz. Daha da iddialı bir şey söyleyeceğim. Hatta çoğunlukla sevgiyi bile koşullu olarak verme alışkanlığındayız.

Hanginiz karşınızdaki sizi sevmese de içinizdeki sevgiyi sürdürebiliyorsunuz?

Hanginiz karşınızdaki size vermeyi kesse de vermeyi sürdürebiliyorsunuz?

“Almadan vermek, Allah’a mahsustur.” demişler, koşullu olmayı iliklerimize işlemişler.

Peki şunu biliyor musunuz, siz ne zaman koşulsuz ve karşılıksız vermeye başlarsanız, size daha çok verilmeye başlanıyor.

Biraz dürüst olalım ve silkelenelim. İnsanoğlunun aslında duygusal beslenmesi için dış faktörlere ihtiyacı yok. Kimse sizi beslemese de, siz aynı dinginlikte yaşamı sürdürecek kabiliyettesiniz. Yani bırakın bu “Duygusal olarak beslenmeden yaşam olur mu ?”diye kendinizi kandırmayı.

“Peki ya duygular, duygusuz yaşanır mı?

Duygusuzluktan bahsetmiyorum. Sadece karşılık beklemeden duyulan hislerin yüceliğinden bahsediyorum.

Eğer siz kendinizi yeterince seviyor, yeterince tanıyor ve yeterince değer veriyorsanız bunu dışarıdan ithal etmenize gerek kalmıyor. Bunu ithal etmek için oyunlar oynama, uzun vadeli yatırımlar yapma gerekliliği bitiyor. Siz gerçek hissettiklerinizi engelsiz ve beklentisiz şekilde yaşıyorsunuz. Seviyorsanız seviyor, beğeniyorsanız söylüyorsunuz.

Söylenilenler sizi sadece kısa bir süre için etkiliyor ve ardından eski dinginliğinize dönüyorsunuz.

Başkalarının değer yargılarının tutsaklığından çıkıyorsunuz, yani orijinal halinize doğuyorsunuz.

İşte o zaman özgürleşiyorsunuz,

İşte o zaman insanların arasındaki riyakarlıklar kalkıyor,


İşte o zaman başkalarının cehenneminden çıkıp kendi cennetinizde yaşıyorsunuz.

Bugün Milyarlarca İnsan Mutluluğu Arıyor