Bir Zor Hayat Hikayesi: Ahmet Hamdi Tanpınar

Artık bizim edebiyatımızda da kaliteli ve kült biyografiler yazılmaya başlandı çok şükür. Bu sayfalarda daha önceleri Yıldız Ecevit Hanımefendi’nin Oğuz Atay biyografisinden bahsetmiştik. Bu çok kaliteli, geniş hacimli, doyurucu ve eşsiz bir çalışmaydı. Bu yazımda da size bir başka biyografi çalışmasından söz etmeyi düşünüyorum. Bu çalışmanın yazarı da yine çok değerli bir üniversite hocası olan Orhan Okay. 

ahmet hamdi tanpınar (1)

Orhan Okay, hocalığının yanında, mütevazi, kibirsiz kişiliğiyle de öne çıkan, çok yönlü kişilikleriyle varlıklarını Nurettin Topçu, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Mehmet Kaplan’la devam ettiren, bir neslin son temsilcisidir. Erzurum Atatürk Üniversitesinde hiç yüksünmeden 36 yıl çalışan, öğrenci yetiştiren bir “vakıf” insandır aynı zamanda. En son Sakarya Üniversitesi’nden 1996’da kendi isteğiyle emekliye ayrılan Okay, halen İslam Ansiklopedisi’nde redaktör olarak çalışmaktadır. Henüz çok kimseyle paylaşılmayan bir dia pozitif arşivi oluşturacak kadar bir fotoğraf meraklısı, kediler konusunda Sahabeden Ebu Hureyre Hazretlerinin çağdaş bir versiyonu olabilecek bir hayvan sever, kendisi gibi şimdilerde üniversitelerde öğretim üyesi olan öğrencilerinin deyimiyle, “geçtiği yerlerden kendisinden bir gül kokusu bırakan” nadide bir insandır.

Bunlardan sonra Hocanın edebiyattaki yerine bakacak olursak kadrini kıymetini anlamak için sadece Beşir Fuad: İlk Türk Pozitivist ve Natüralisti biyografisine bakmak yeterlidir. Bu biyografi edebiyatımızda bir külttür. Hocamızın bunların dışında Batı Medeniyeti Karşısında Ahmet Mithat Efendi, Balat-28, Batılılaşma Devri Türk Edebiyatı, Poetika Dersleri, Edebiyat ve Edebi Eser Üzerine, Konuşmalar, Sanat ve Edebiyat Yazıları, Mehmet Kaplandan Hatıralar… Mektuplar, Necip Fazıl Kısakürek / Kendi Sesinin Yankısı, Silik Fotoğraflar gibi birbirinden değerli ve içeriği dolu eserlerin de sahibi. Bu eserler, farkındaysanız, tür olarak geniş bir yelpazede varlık gösteriyor. Edebiyat tarihinden, biyografiye, hatıralara, mektuplara, denemelere kadar zengin bir çeşit. Aynı zamanda iyi bir üslup sahibi de olan Orhan Okay Hoca, eserlerinde sizi hiç de yormayan açık ve anlaşılır bir Türkçenin de yazarı… Bu özelliği ile nevi şahsına münhasır bir akademisyen olarak karşımızda duruyor.

Prof. Dr. Orhan Okay

Orhan Okay ile Bir Hülya Adamının Romanı: Ahmet Hamdi Tanpınar

Türk Kültürüne Hizmet Vakfı tarafından düzenlenen “Türk Kültürüne Hizmet Şükran Ödülü”ne layık görülen Orhan Okay’la Ay Vakti dergisinden Ada Dalgalıdere’nin yaptığı röportajda, Hoca biyografisini yazdığı yazarları yaşadığından söz etmekte, “Beşir Fuad’ı yazarken onun gibi pozitif bir dil kullanmış, Ahmed Midhat’ı yazarken onun gibi geveze olmuş, Ahmet Hamdi Tanpınar’ı yazarken de onun deneme üslûbuna kapılmışım.” demektedir. Sanırım bu da biyografilerini farklı kılan en önemli taraf.

Bir Hülya Adamının Romanı: Ahmet Hamdi TanpınarBu yazımda, Orhan Okay‘ın yazarken Ahmet Hamdi Tanpınar’ı yaşadığı ve adını “Bir Hülya Adamının Romanı: Ahmet Hamdi Tanpınar” koyduğu biyografi kitabı hakkında olacaktır. Kitap, Dergah Yayınları’ndan 2010 Şubatında çıkmış birinci baskıdan bir nüsha. Diziniyle beraber 379 sayfalık, büyük boy ve özenli bir baskı. İçindekilere baktığımızda, kitabın önsözden sonra üçe bölündüğünü görüyoruz: Çevre, aile ve mekan;  Hayat: kendine rastlayan adam;  Hayat, düşünce ve eser arasında.

Kitapta Ahmet Hamdi Tanpınar’la ilgili, bakış açısına göre değişebilecek, oldukça ayrıntılar da var: Zümrüt filmindeki figüranlığı, güzellik yarışmasındaki jüri üyeliği, demokrasiye inanmayan tek parti taraftarlığı, 27 Mayıs ihtilalini göklere çıkarması, kumarbazlığı, milletvekilliği, sürekli mustarip olduğu parasızlığı… Ancak kitap hakkında yapılan bazı değerlendirmelerde bu tür ayrıntıların, hatta anne ve babasının aileleri hakkında detaya inilmediği gibi, yeterince irdelenmediği üzerinde de durulmakta. Ben, bunları kitabı okuyacakların değerlendirmelerine bırakmanın daha yerinde olacağına inanıyorum. Kaldı ki eserin bütününden Ahmet Hamdi Tanpınar’ın nasıl yaşadığını, neye inandığını, değer yargılarını, sefaletini, hastalıklarını v.s öğrenmekle kalmıyoruz sadece, hakkında derli toplu bir bilgi de ediniyoruz.

Orhan Okay hocamız kitabın önsözünde “Ahmet Hamdi Tanpınar’ı seven ve okuyanların birçoğunun onun ayrıntılı bir hayat hikâyesini beklediklerini yazılarından veya konuşmalarından çıkarıyorum. Bilmiyorum, bu çalışmam bekledikleri midir? Peşin söylemeliyim ki bu monografi tam bir hayat hikâyesi değildir. Genel olarak kronolojiye uyulmakla beraber Tanpınar’ın hayatının ve şahsiyetinin çekirdeğini oluşturan bazı konular, yer yer birtakım parantezlerle geriye ve ileriye doğru olaylarla bir çerçeveye yerleştirilmek istenmiştir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın biyografisini çıkarırken resmi diyebileceğimiz hayat hikâyesi ile sahip olduğu kültürünün kaynaklarını ve izlerini paralel geliştirmeye gayret gösterdik. Bunun için biyografisiyle beraber eserlerini, bizzat kendisi için anlattıklarını ve çevresinden gelen bazı hatıra ve anekdotları takip ettik. Bu işin zor ve riskli tarafı Tanpınar’ın kendisi hakkındaki sınırlı bilgiler yanında özellikle kendi değer yargılarının da hemen bütün eserleri gibi poetik yanı ağır basan metinler olmasıdır.” derken aslında bir anlamda eserle ilgili eksiklik diye gösterilenlere de cevap vermiş oluyor…

Ahmet Hamdi Tanpınar bir güzellik yarışmasında jüri üyeliği yaparken
Ahmet Hamdi Tanpınar bir güzellik yarışmasında jüri üyeliği yaparken

19 Haziran 1901 Şehzadebaşı doğumlu olan Ahmet Hamdi’nin çocukluğu “dürüst bir Osmanlı Kadısı” olan babasının görevi dolayısıyla Ergani, Kerkük, Musul, Antalya gibi ülkenin değişik vilayetlerinde geçmiştir. Ahmet Hamdi babasının görevi dolayısıyla bulundukları Ergani Madeni’nde kendine rastlamasından şöyle bahsediyor: “Ergani Madeni’nde üç yaşımda iken bir gün kendime rastladım. Çok karlı bir gündü. Ben sıcak ve buğulu bir camdan karla örtülü bir bayıra bakıyordum. Sonra birdenbire kar tekrar yağmağa başladı. Bir çeşit çok lezzetli bir hayranlık içinde kalmıştım. Bu ânı her karlı günde hatırlar ve yağmasını beklerim.”

Sevgili Hocanın bu ifadeleri yorumlaması da bu cümleler kadar muhteşemdir:

“Yukarıdaki ifadenin son cümlesinde, o ânı hatırlamak, hatta karın yeniden yağmasını bekleyerek bu hatıranın uyanmasını istemek Tanpınar’ın mizacına uygun bir iç zorlama veya zihnî bir kurmaca gibi de düşünülebilir. Bu kısa fakat yoğun birkaç cümle arasında üç kelime Tanpınar estetiğinin anahtarlarını verir: Bakmak, lezzet ve hayranlık. Bu üç kavramın ifade ettiği ortak duygu ise bir ‘kontamplasyon: temâşâ’  psikolojisiyle ifade edilebilir. Aynı cümleler içindeki netliği ve sarahati uzaklaştıran “buğulu cam”  ifadesinin arkasında, flûlu, biraz hüzünlü fakat daha çok ‘empresyonist: izlenimci’  etki dikkate alınırsa Tanpınar’ın estetik programının büyük bir parçası elde edilir. Bütün bunların başında ‘kendime rastladım’ demesi ise, şahsiyetinin teşekkülündeki diğer önemli nirengi noktalarının herhalde hepsinin baş tarafına gelmesi gereken bir formüldür. Tanpınar hemen hayatının hemen her safhasında, her hadise ve sanat eseri karşısında daima ” kendine rastlayan” , daha sonra da kendisiyle didişen insandır.”

Kahramanmaraş Milletvekili TanpınarDeğerli okuyucularım, sizce yukarıdaki satırlarda ifade edildiği gibi, üç yaşında, karlı bir günde kendine rastlayan bir çocuğu, bir  “hülya adamı” yapan; ilerleyen yaşlarında Antalya sahillerinde denize bakıp, lodos dalgalarını seyrederek, meyve bahçelerinde dolaşması, şiirler tasavvur etmesi ve edebiyattan başka bir şey yapamayacağını anlaması mıdır? Bu sorunun cevabını size bırakıyorum. Kitabı edinin veya bulunduğunuz şehirdeki İl Halk Kütüphanesine gidip, kitabı temin etmelerini isteyin. Biz Bolu’da bu işi Bolu İl Halk Kütüphanesinde böyle yapıyoruz. Onlar da eski yeni demeden istediğimiz kitabı temin ediyorlar…