Kum Dile Geldi: Veysel Çelikdemir

Bir insan nasıl da Ruh’unu katıp her bir kum tanesinin Ruh’una, böyle dansa durur Aşk ile. O dans ki nasıl da mest eder de çeker kendisine, göreni. Veysel Çelikdemir. Kum sanatçısı. Kum onun ellerinde dile geliyor.

kum

Acun Ilıcalı ne iyi etti de bu programı hazırladı dedim onu izlediğimde. Yetenek Sizsiniz’den bahsediyorum. Ve ki Yılbaşı gecesine özel programdan. Evet, o gecenin şampiyonunu söylüyorum. Rüya Takım’ın şampiyonu, kum sanatçısı Veysel Çelikdemir. Orada tanıdık. Yani en azından ben o akşam tanıdım. İyi ki tanıdım.

Yorucu, mucizevi, keyifli ve müthiş seyrinde geçerek, tertibini toplayan 2011 yılının vedası ve yeni ümitlerin ümitlendiği bir 2012’nin seyr-i sefasının etkisi miydi bilmiyorum onları (Veysel Bey, kum ve müzik) izlerken hissettiklerim. Lakin kum hiç böyle dile gelmemişti. Dile gelmişti de biz duymamıştık belli ki. Bir insan nasıl da Ruh’unu katıp her bir kum tanesinin Ruh’una, böyle dansa durur Aşk ile. O dans ki nasıl da mest eder de çeker kendisine, göreni. Veysel Çelikdemir. Kum sanatçısı. Kum onun ellerinde dile geliyor.

Veysel Bey toprağın, yani kum mütevaziliğini baştan aşağıya giyinmiş bir yürek. Ses tonunda bunu yakalamak hiç de zor olmuyor. Hani şu yukarıda bahsettiğim dansı konuştuk kendisiyle. Daha bir yakından işittik dansın nağmelerini. Haydi, şimdi işitme sırası sizde. Buyrun, Veysel Çelikdemir.

RÖPORTAJ: Arslan Karadayı 

kumBiyografinize baktığımızda, çocukluğunuzun yetiştirme yurtları ve yuvalarda geçtiğini görüyoruz. Bu yılların sanatınız, hayalleriniz adına etkileri nelerdir?

Sizin de bahsettiğiniz gibi çocukluğum yurtlarda ve yuvalarda geçti. Ailemi hiç tanımadım. Sadece annemi bilirim, onunla da çok nadir görüşürüz. Çocuk yuvasında başladı aslında hikaye. İlk resim yeteneğimi orada keşfettim. Bir panomuz vardı. Güzel resimleri oraya asarlardı. Biz de daha iyi resim yapıp panoya resmimizi astırmak için çabalardık. Böylelikle dergilerden, kitaplardan resimler kopyalamaya, bakarak çizmeye başladım. Bu şekilde başladı.

Güzel Sanatlar eğitimine yöneliminiz nasıl gelişti?

Ortaokulu bitirince Kırşehir’de o sene güzel sanatlar lisesi açılacağını duydum. O kadar heyecanlandım ki. Zaten sürekli araştırıyordum, nasıl okunur, üniversitede resim nasıl okunur gibi soruşturuyordum. Sürekli. Lisenin açılıyor olması benim için çok iyi bir gelişmeydi. Kırşehir güzel sanatlar lisesine kaydımı yaptırdım. Böylelikle resim bilgim daha da gelişti. Aynı lisenin bir de müzik bölümü vardı tabii. Müziğe olan ilgim de orada perçinlendi. Bağlama aldım kendime, öğrenmeye başladım arkadaşlar vesilesiyle. Ama kendime yetmekle sınırlı kaldı. İlerletemedim fazla. Hala arada kendime çalarım.

Gösterilerinizde, müzik olmazsa olmaz bir etki. Zira siz, kum ve müzik müthiş bir bütünlük oluşturuyorsunuz. Müzik seçimlerini nasıl yapıyorsunuz?

Müzik seçimi… Benim için önemli olan resmin tamamen bitmesi ve içime sinmesidir. Daha sonra müzik seçimine başlarım. Çizdiğim resimleri ya fotoğraf ya da video kaydına alırım ve müzikler eşliğinde defalarca izlerim. Sürekli, değişik müziklerle. Resim bana hangi müziği kullanmam gerektiğini söyler zaten. Müzik seçimleri de konuyu daha da derinleştirip insanları tam içine alıyor. Müzikler en az çizilen resimler kadar önemli. Duygunun insanlara geçmesini sağlayan, olmazsa olmazlardan.

Gösterilerinizi nasıl hazırlıyorsunuz? 

Gösterilere hazırlık aşaması çok sancılı aslında. Hele ki konu zorsa çok zorlanıyorum. Bazen de çok keyifli ve kolay olduğu oluyor. Mutlaka gideceğim toplantının konusuna uygun çalışmalar hazırlıyorum. Saatlerce, günlerce prova yapıyorum. Günlük hayatta bile, aklımda çalışmaya devam ediyorum. Sahneleri kafamda oluşturup önce kalemle Storyboardlarını hazırlıyorum. Daha sonra kum da uyguluyorum. Sonra sahne aralarındaki geçişleri çalışıyorum. En son müziği hazırlıyorum.

kum

Yarışmadaki performansınızı izlerken hasret ve vuslat resimlerine şahit oldum. Ayrıca ‘geldiğimiz ve döneceğimiz yeri’ hatırlattı demişsiniz. Bu noktada bir şeyler söylemek ister misiniz?

Kum sanatı doğası gereği daha çok duygusal izler bırakıyor izleyenlerde. Bahsettiğiniz konular üzerine çalışıldığı zaman daha verimli olduğunu düşünüyorum. Aslında siz ne anlatırsanız anlatın, herkes anlamak istediğini anlıyor. Örneğin, siz bir kız figürü çizdiğinizde herkesin aklı kendi eşine ya da sevgilisine gidiyor. Oysa orada çizdiğiniz kız figürü kimsenin sevgilisi ya da eşi değil.

Hayatınız mücadele üzerine. Bu sanat uğruna da fedakarlıklarınız illa ki oldu fakat dönüm noktaları ya da hiç unutmadığınız bir anı/olay var mıdır? 

Bu soru üzerine bir kitap yazılır sanırım. Sanatla alakalı bir şeyler sorabileceğim birileri ya da kaynak olmadığı için görüneni yeniden keşfetmek gerekiyordu. Ve öyle de oldu. Basit bir sistem ama çözmek epey zamanımı aldı. Çalışmalar da cabası. Anı olarak… İlk gösterimizi yapacaktık. Konu Çanakkale’nin fethi ve zaferi. Gösteri başladı, konu Çanakkale olunca masadaki hareketlerimin seri olması gerekiyordu . Savaşı anlatıyordum. Bir ara salondan öksürük sesleri yükselmeye başladı. Merak ettim noluyor acaba diye. Gösteri bitti, ışıklar yandı. Her taraf toz. Anladık ki kum da yanlışlık var. Kumu henüz tam çözememişiz.

kumKumun özelliği nedir?

Kumu, bir kaç kum çeşidinin elenip harmanlanıp bir araya gelmesinden oluşturuyorum. Tek bir kum değil anlayacağınız. 

Bu sanatın gelişimi olabilir mi? Bu konuda çalışmalarınız var mı? 

Mutlaka geliştirilebilir. Renkli ışıklarla renklendirilebiliyor, ben sevmiyorum ama. Doğallığını bozduğunu düşünüyorum. İleriye dönük o kadar güzel hayallerim var ki, umarım bir gün gerçekleştirebilirim. Üzerinde çalıştığım yine kum sanatıyla alakalı dünyada da örneği olmayan bir çalışmam var. Ufak tefek eksikleri kaldı, biter bitmez paylaşacağım insanlarla.

Sanatın gelişimi içerisinde, devamlılığı önem arz ediyor diye düşünüyorum. Bu suretle öğrenci yetiştiriyor musunuz? Türkiye’de bu sanata yönelik dernek, sanat evi vb. kurumlar mevcut mu?

Öğrenci yetiştirmeyi çok istiyorum. Bununla alakalı çalışıyorum. Mekan ve yer çok önemli, o yüzden ilerde inşallah kurs vermeyi düşünüyorum. Daha çok yeni bir sanat olduğu için dernek veya sanat evi gibi bir kuruluş yok. Zaten ülkemizde sizin de bildiğiniz gibi yeni yeni tanınan bir sanat. İnşallah ilerde o da olur. Çok da güzel olur.

Yetenek Sizsiniz Yarışması’na katılma kararı nasıl oldu? Sonrasında neler gelişti, bir şeyler değişti mi hayatınızda?

Aslında çok basit. Kum sanatını yapıyordum ama kimsenin haberi yoktu. Sesimi duyuramıyordum. Duyurmanın en iyi yolu yarışmaydı. Bu yüzden katılmaya karar verdim. Yarışmayla beraber sadece beni tanıyanlar ve iş sayım arttı. Ve bu sanatı Türkiye’de yapan ilk kişi olmak, ayrıca beni mutlu eden en büyük etken. Bunu insanlarla paylaşmak çok güzel. İstediğim tanınmak değil de sanatımla anılmak. Dünyada da bir yerlere taşımak. Yoksa çok fazla insanın sizi tanımasının aslında çok fazla bir esprisi yok sanırım.

Peki bundan sonra sizi ya da bu sanatı icra eden başka sanatçıları ekranlarda daha sık görme şansımız olacak mı?

Bu soruya inşallah diye başlamak isterim. Bu sorunun cevabını ben de merakla bekliyorum. Umarım daha sık görünür ve daha güzel olur.

***

Veysel Çelikdemir. Biz sorduk, o anlattı. Eminim daha nice soru sorulacaktı. Çünkü bu sanat üç beş satıra sığabilecek kadar kısa değildi. Veysel Bey söyleşimizin sonunda belki de tüm bu soruların özeti olabilecek bir şeyler söylüyor ve bizi de şöyle bir düşünmeye itiyor…

“Gerçekten çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Allah’ın sevdiği kullardanım sanırım. Böyle bir yetenek bahşettiği için. Sanatla uğraşan her insanın şanslı olduğunu düşünüyorum. Ben sadece Allah’ın bana vermiş olduğu yeteneği elimden geldiğince insanlarla paylaşmaya çalışıyorum. Allah’ın sevgili kuluyuz sanırım ki bizi böyle bir yetenekle onurlandırmış. Her şeyin hesabının sorulacağı bir hayatta sanırım bu yeteneği nasıl kullandığınızın da hesabı sorulacaktır. O yüzden çalışmalı ve güzel işlerde, düzgün kullanmalıyım diye düşünüyorum. Ben de öyle yapmaya çalışıyorum. İnşallah başarılı oluyorumdur.”

PAYLAŞ
Önceki yazıGökyüzü Çıldırmış Olmalı
Sonraki yazıAşk Hikayesi: Hediyesiz Kalmak
16 Haziran 1985 Eskişehir doğumlu. Ege Üniversitesi Deri Mühendisliği Bölümü mezunu. Universitat Politecnica de Catalunya (Barcelona)'da 6 aylık bir macerası oldu. Okuduklarından ziyade, yaşadıklarını yazıyor. Yazdıklarını yaşıyor... Acizliğin en büyük güç olduğunu bilmeye ve yürümeye çalışıyor. İzmir, İstanbul, Konya, Barcelona, Sevilla, Madrid, Valencia, Bursa, Hatay ve Van uğradığı şehirlerden... Çok akıllı sayılmaz. Ama deli de değil henüz. Tamamlanmaya çalışıyor. İngilizce ve biraz İspanyolca biliyor. Yunus Emre'nin, "Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası." diye kulağına fısıldadığı çok oluyor. Göksel Baktagir, Hüsnü Arkan, Erkan Oğur hayranı. Kendince gitar, bağlama çalıyor ve tabii gitar ve bağlama da onu icra ediyor. Üniversite yıllarında çeşitli müzik grupları ile çalıştı. Halk dansları tutkunu.