Sevgililer Günü Ardından

Bütün mevsimleri bir günde, bütün yılları bir mevsimde yaşamaya razıyım seninle… Daha nice sevgililer gününü beraber geçirmek dileğiyle…

sevgililer günü aşk kalp çift evli gün batımı sevgililer sevgi sevgililer

İnsanlar tanıdım yıldızlar gibiydi, hepsi parlıyordu. Ama ben seni, güneşi seçtim, bir güneş için bin yıldızdan vazgeçtim. Sevgililer günümüz kutlu olsun!

Böyle mesajlar gidip geldi, telefonlar kitlendi, kıyafetler seçildi, gidilecek yerler belirlendi. Kiminin içini mutluluk, kiminin kalbini hüzün sardı. Kimisi kalp şeklinde yastık, kimisi ‘’seni seviyorum’’ yazılı herhangi bir eşya aldı. Sevgilisi olanları kim bilir nasıl bir telaş almıştı.

Bazıları geçen sene başkasıyla kutladığı bu günü, bu sene bir başkasıyla; bazıları da henüz iki gün önce tanışmış olup da adını sevgili koyduğuyla kutlayacağı günün hazırlığını yapmıştı. Ama bazıları var ki; hele bir de kısa bir süre önce ayrıldıysa, böyle bir günde mutsuzluğu yaşadı.

Kimileri, bilmem kaçıncı sevgililer gününü; Kimileri de yıllardır evli olmalarına rağmen, bunu vazife bilip yalandan yapmacık da olsa bu günü illa ki kutladı. Kutlasınlar tabii de! Acaba biliyorlar mıydı? Bizim sevdiğimiz mi sevgilimiz… Yoksa bizi seven mi sevgilimizdi.  Bu günün telaşından olsa gerek hepsi birbirine karıştı gitti.

Erkekler için hep son dakika hatırlanan bu özel günler ‘’Eyvah! Hemen bir çiçek almalıyım’’ paniğiyle yaşanır. Karısı ya da sevgilisi, belki de haftalar öncesinden hediyesini hazırlamıştır. Eminim bu sevgililer gününde de aynı telaş yaşanmıştır. Ne erkeklerin umursamazlığı, ne de kadınların sevilme ölçülerinin hediye ile kıyaslanması değişmeyecek tek şey olarak kalacaktır.

Ah! Ah! Bir de vardı ki! İki ara bir derede kalan. İki kişiyle kutlama yapmak zorunda olan. Bir yanda karısının organize ettiği program, bir yandan da sevgilisi tarafından onla olmayı deli gibi arzulayan. Adamdır en zorda kalan. Belli bir saate kadar kutladı aşığı ile sonrasında karısı ile. Aslında teşekkür etmek lazım! Bunlardır, iki hediye birden alarak satışları arttırıp ekonomiyi canlandıran…

Hep sevgilisi olan mıydı? Kutlananlar. Hayır; sevgilisi olanlar yollamıştır mutlaka bir hediye, sevgilisi olmayan arkadaşına da. Yardımcı olduğunu sanmıştır teselli bulmasına. Sevgilisi olmayan da, olana yollamıştır dişlerini sıka sıka. Ne gerek vardır? Onca sıkıntıya. İstemeden yapılan bu davranışlara. Mademki! İlla kutlamak zorunda hissediyorsun bu günü. Nerde kaldı? Sadece, adı üstünde… Sevgili olanlar kutlamalı. Başka kimse üstüne alınmamalı. Ne evli olup da mutsuz olanı, ne ayrılık yaşayanı, ne de sevgilisi olmayanı. Gerçekten inananlar için; bu özel günü sadece sevgililere bırakmalı.

Bir dakika Ya! ‘’Bu özel gün herkesin, geri (364) üç yüz altmış dört gün benim olsun’’ diyen ben… Peki! Canım niye böyle sıkılmıştı. İçimi birden bir telaş aldı. Yazdığım bu yazı acaba kıskançlıktan mı? Yok! Sanmıyorum, değil. Ben sadece, istemiyorum kendini ve de başkalarını kandırıp bu günü kutlayanları. Elbette kutladım ve de kutlayacağım sevgililer gününü yaşayanları. Ama… Bu günü özel, gerçekten sevgiyi yaşayıp da sevgili olmayı başaran aşıkları.

Ama ben böylesine günlerde! Hep çok uzaklarda, bilmediğim görmediğim, kimseleri tanımadığım yerlerde olmak istemişimdir. Yeniden keşfetmek, keşfedilmek, her şeye sil baştan yeniden başlayabilmek. Yalansız, hesapsız, içlerinde gerçekten sevgi barındıran insanlarla birlikte yürüyebilmek.

Her günü sevgiyle ve sevgili tadında yaşamanız dileğiyle.

 

PAYLAŞ
Önceki yazıAşk Hikayesi: Hediyesiz Kalmak
Sonraki yazıDurun ve Dinleyin: Joshua Bell
20 Haziran 1960 tarihinde İstanbul’da doğdum. Ailenin küçük kızı olmama rağmen; gerek yetiştirilmem, gerekse kişilik olarak babamın genç yaşta ölümüyle birlikte sorumluluğu haylice üstlenmiş bir durumda büyüdüm. Yapmak istediğim ve hayalini kurduğum birçok şeyi bazı aksilikler (şanssızlık da denebilir) neticesinde yapamamanın üzüntüsünü hep yaşamışımdır. Hayatımdaki en güzel ve en olumlu şeyin, şimdilerde genç bir delikanlı olan oğlum olduğunu düşünüyorum ve bunun keyfini yaşamanın tadını çıkartıyorum. Özel sektörden satış ve organizasyon sorumlusu olarak emekli olduktan sonra, 40’lı yaşlarda almış olduğum eğitimler neticesinde güzellik uzmanı eğitmeni oldum. Çocukluğumdan beri sanata ve edebiyata olan düşkünlüğümden olsa gerek, ilk yazım ‘Palyaço değilim’ ile başlayarak, bugüne kadar 50’yi geçen yazı yazdım. Bana huzur veren bu işimi devam ettirmek en büyük arzum… Hayatın iniş ve çıkışlarla geçtiğini kabul ediyorsak; inişlerde yaşanan o güçlükler ve zorluklar çok canımızı acıtmış oluyorsa da; buna rağmen, bazılarımızı olgunlaştırıyor diyebiliyorsak eğer! Ben o bazılardanım işte… Geçmişe dönük keşkelerim yok, gelecekte yapmam gereken çok işlerim var artık…