Baş Pehlivan Koca Yusuf

Güllere Yenilen Bir Evlâd-ı Fatihân

Dünya güreş tarihinde hem serbest, hem de grekoromende kimseye yenilmemiş; bir güreşçi olduğu kadar bir gönül adamı da olan; acı kuvvetine, devasa cüssesine rağmen yerdeki karıncaya bile ulu bir nazarla bakacak kadar mütevazi, kimseyi incitmeyecek kadar müşfik bir “koca” kişinin hayatını konu alan bir romandan dem vurmaya çalışacağım bu yazımda: Koca Yusuf: Yalnızca Güle Yenildi…

koca-yusuf-bas-pehlivan

Kitabın yazarı, Halil Delice, 1960 Edirne / Enez Çavuşköy doğumlu. Delice’nin ailesi 1927’de Bulgaristan Kırcaali’den göç etmiş. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan Delice, hukukla ilgili bir alanda çalışmayarak gazeteciliğe başlamış. Bu alanda başarılı da olmuş. Şimdilerde özel bir radyoda programlar yapmakta.

Kaçınız tanır, kitaplarını, yazılarını kaçınız okumuştur? İtiraf edeyim, ben de daha önce yazarın herhangi bir kitabını, yazısını okumuş değilim. Sözünü edeceğim kitabıyla birlikte tanıma şerefine nail olduğum yazarlardan. Oysa az da kitabı yok. Çok da rahat bir yazı tarzı var. Daha çok Rumeli ile ilgili konuları, olayları ve güreşçileri konu alıyor. Kırkpınar ve Türk güreşi konusunda, ülkemizin önde gelen uzman kişilerinden. Kara Ahmet / Güreşle Kızılelma’yı Aradı, Kırkpınar & Türklerde Spor Anlayışı ve Kırkpınar Ruhu, Görmedin mi Alişimi Tuna Boyunda, Beyaz Güle Al Kan Düşünce, Altın Yay & Oğuz Han’dan 21. Yüzyıla Uzanan Sır kitaplarının da yazarı…

Loading...

Sözünü edeceğimiz Koca Yusuf’un hikayesi 1857 yılında, o zaman Osmanlı Devleti sınırları içinde yer alan Şumnu’nun Karalar Köyünde başlar. Karalar köyünün de içinde yer aldığı, eskilerin Divane Orman dedikleri, Deliorman bölgesi yetiştirdiği güreşçileri ile iyi bilinen bir bölgedir. Yusuf’un babası da kendisi gibi bir pehlivan olan Deli İsmail Pehlivan’dır. Yaşadıkları çevrede tanınan, sevilen saygı gören biridir. Serhad boylarının bu evlâd-ı fatihânı için güreş hayatın vazgeçilmezlerindendir. Öyle bir vazgeçilmezdir, ki bu bölgede yerleşmiş, buralarda tekke / dergah tesis etmiş olan baba ve dedeler bile birer pehlivandır. Devlet-i Aliye-i Osmaniye‘nin bir çeşit politikasıdır bu aynı zamanda. Bu bölgelerde yerleşenlerin kavi, iş bilir, yılmaz birer devlet koruyucusu olmalarını da istemekte, bu faaliyetleri de özellikle teşvik etmektedir. İşte bu babaların / dergahların en çok bilineninden, Demir Babadan ve O’nun dergahının feyz almış son nesil, geleneğin son halkasıdır Deli İsmail Oğlu Yusuf Pehlivan.

Demir Baba’nın türbesi

demir-baba-turbesi-tekkesiBu dergahın kurucusu olan Demir Baba, Yavuz Sultan Selim’in baş pehlivanıdır. İstanbul’dan, bu tabiat harikası bölgeye gelip yerleşmiş, burada bir tekke kurmuş ve burada pehlivan yetiştirmeye başlamıştır. Büyük Osmanlı Seyyahı Evliya Çelebi’nin yolu buraya da uğradığında tekke çevresinde gördüğü, yetiştirilmekte olan, yüz elli genç pehlivandan söz etmektedir. Burada belli, standartlarda yapılan bir spor eğitimi, beden eğitimi değildir sadece… İşin başka bir boyutu da vardır. Kişinin beden eğitimi yanında nefsinin eğitimine de, en az onun kadar, önem vererek “iyi insan” yetiştirmeyi esas almışlardır. Hatırlanmalıdır ki, Kanuni Sultan Süleyman’ın “karındaşım” diyerek, her sefer öncesi ve sonrası kendisiyle muhakkak görüştüğü, rızasını aldığı, şu anda Beşiktaş Ortaköy arasındaki hıyabanın sol tarafında hamuşanında medfun olan Şeyh Yahya Efendi de bir pehlivandır. Bu tasavvuf erleri güreşle uğraşmayı tasavvufi hayatlarının bir parçası saymışlardır.

Otantik Kırkpınar Güreşleri, kispet giyme ve peşrev atma şimdilerden çok fazla ve derin anlamlar içermekteymiş yaptığımız araştırmalarda gördüğümüz kadarıyla. Şu anda şeklen varlığını sürdüren pehlivanlık, bugünkü hayatımız gibi, omurgasızlaştırılmış adeta.

Roman, Yusuf’un Demir Baba Dergahı’nda kispet giyme töreni ile başlamakta.

Yusuf’un babası bütün Deliorman’ı, Filibe’yi, Karlıova ve Kızanlığı törenin yapılacağı Demir Baba Dergahı’na davet etmiştir. Dergâhın o günlerdeki şeyhi de bir pehlivandır. Bulgar isyancılarla çarpışmadan dönen Yusuf’un kafası oldukça karışıktır. Bu durumda şeyh efendi,Yusuf’la konuşacak ve onun sorun haline gelmeye başlayan düşüncelerinden kurtulmasını sağlayacaktır. Kispet giyme töreninden önce şeyh efendinin dergâhtaki odasına bizzat davet edilen Yusuf şaşkındır. Çünkü herkesin içeri girmek için can attığı bu özel odada kutsal eşyalar vardır. Bunlar dergahın kurucusu Demir Baba’dan kalan yadigarlardır. Demir Baba’nın kispeti, demir çarıkları, kılıcı,oku ve içinde kimsenin ne olduğunu bilmediği bir esrarengiz sandık vardı.Yusuf heyecandan odaya girmiş ama bunları görmemiştir bile. Sonrasında hocasının söyledikleri onu daha da heyecanlandıracaktır:

“Evladım, Demir Baba’nın vasiyeti var. Vasiyetinde, ‘Fındık kırma taşını kim kaldırır ve kispet kimin bedenine tam oturursa, kispetin devamlı sahibi olur.’ diyor.

koca-yusuf-kel-alico

Yusuf, şeyh efendinin, kendisinin fındık kırma taşını kaldırdığını bildiğini ve manevi âlemde Demir Baba’nın kendisine “Üç güle yenildikten sonra gerçek pehlivan olacaksın.”  sırlı sözüne vakıf olduğunu birden seziverir. Kispet, Yusuf’ta kalacak ve Yusuf bu kispeti ancak ve ancak başpehlivan olunca giyecektir.

Cuma namazından sonra Yusuf, yere kadar uzanan beyaz gömleğini giymiş halde dergâha gelir.

Hocasının işareti ve duası ile kispeti giyer. Hocası pehlivanlığı, Allah’a kavuşturan yolda bir araç olarak görmesini, maksat bilmemesini de tembih etmeyi unutmamıştır duasında. Sonra kispet için bir temsili güreş yapılır. Yusuf’a Bulgar çeteleri ile yaptığı savaştan dolayı Sultan Aziz Nişanı da takılmıştır.

Burada çok güzel bir peşrev de atmıştır Yusuf. Peşrevini de herkes çok beğenmiştir. Yağlı güreşlerde peşrevin çok ince ve derin anlamlar içerdiğini yine Halil Delice’nin bir yazısından öğreniyoruz. Delice, peşrevle ilgili olarak bu yazısında şöyle diyor:

“Yağlı güreşte, peşrev başlı başına bir destandır. Peşrev, Türk oğlunun vatan tutmak için Türkistan’dan Anadolu’ya oradan da Avrupa’ya akışının ifadesidir, Türk oğlunun tarih macerasını anlatır. Peşrev, Türk oğlunun sembolleri, ok, yay, at, kurt ve kartal’ın figürleriyle donatılmıştır….Peşrevdeki güzellikler, ciltler dolusu kitapla anlatılmaz. Biz kısaca vermeğe çalışalım. Peşrevin başlangıcında, üç adım geri, daha sonra üç adım ileri yürürler ve sağ dizi üzerine çökerler. Üç adım geri gitmek; Hak, adalet, aşk karşısında boynumuz kıldan ince, üç adım ileri gitmek de; hedefimiz, amacımız, şehitlik, Hakkın rızası, insanların duası manasındadır. Pehlivanlar, diz çöküp, sağ elini toprağa dokundurduktan sonra, üç defa, dizine dudaklarına ve başına götürürler. Bu, “Ey pehlivan, gücün, ustalığınla mağrur olma, topraktan geldin, yine toprak olacaksın, sahip bulunduğun nimetlerin hesabını vereceksin, gücün, malın fazlalığı, mesuliyeti fazlalaştırır” manasındadır. Güreşçiler, peşrev esnasında, eliyle rakibinin paçasına dokunurlar, ellerini dudaklarına, sonra da başına götürürler. Bu, “Ben pehlivanlıkta, senin ayağının tozu olamam” demektir. İkinci manasıysa, rakibinin en büyük silahı olan paçalarının sağlam bağlanıp bağlanmadığını kontrol etmektir. Bu nasıl spordur ki, rakibinin en önemli silahının çalışıp çalışmadığını kontrol ediyor.”

57771tYusuf, kispet giydikten sonra sırasıyla Şumnulu Dursun Pehlivan, Nasuhçulu Kel İsmail Pehlivan ve Pomak Osman Pehlivan‘dan eğitim alarak Kırkpınar‘da Kel Aliço‘yu yenecek ve Başpehlivan olacaktır.

Baş pehlivanlığa kadar uzanan hayatı içinde Demir Baba‘nın ruhaniyette işaret ettiği güllerden ikisine yenilmiştir. Her iki yenilgi de onda çok derin etkiler bırakmıştır.

Pehlivan olma yolunda Yusuf’un güle ilk yenilgisi Edirne Gülşeni Dergahı‘nda olacaktır. Gülşeni Dergahına girmeye çalışan zorbalara haddini bildirince, dergahın şeyhi kendisine teşekkür ederek, Yusuf’u bir müddet Edirne’de tutmuştur. Çevresi güller ve bülbüllerle çevrili bu dergahta, Demir Baba’nın işaret ettiği güllerden ilkine yenilmişti.

Yusuf’un ikinci yenilgisi bir gönül işi, başlangıcı bir kara sevdaya dayalı, çok çetin, zorun yamanını kolaylama yönünde bir yenilgidir. Bu yenilgi onu baş pehlivan yapmıştır.

Şumnu’dan bir güreşten dönerlerken Yusuf’a bir Yörük kızı güllerle işlenmiş beyaz bir mendil içinde bir parça kömür göndermiştir. Bunun anlamı, oralarda, kara sevdadır ve herkese nasip olacak bir sevilme değildir. Çünkü “sevdaya düşmek bir murattır.” Verilecek iyi bir karşılık ise kabul edip, bir parça kuru ot göndermektir. Ben de senin için divaneyim anlamında. Ancak Yusuf güreş sevdasından bu inceliği kavrayamaz ve bu kara sevdalı Yörük kızının mendilinin içine bir çakıl taşı koyarak geri gönderip, sevdasını reddeder. Ancak aradan yıllar geçecek, Yörük kızı Yusuf’un gönderdiği bu taşı salkıyacak, 1878 Osmanlı-Rus Harbinden sonra memleketine dönen Yusuf’la bir tevafuk neticesinde  yeniden karşılaşacak ve kendisini bir boğanın hücumundan koruyan Yusuf’la göz göze gelecekler, bu kez  Yusuf’ta da başlayan yangınla, sevda yeniden alevlenecek,ama kavuşmak Yusuf için hiç de kolay olmayacaktır…

Roman, Babıali Kültür Yayıncılığı‘ndan 2005 Haziranında çıkmış. 408 sayfa. Çok akıcı, arı, duru bir Türkçeyle kaleme alınmış. Buraya kadar anlattıklarımın sonrası sizi tecessüs sahibi yaptıysa, hiç mi hiç üşenmeyin, bir tane edinip okuyun. Bir geleneğin, nasıl ve hangi şartlarda nasıl oluştuğunu, nasıl yaşatıldığını öğreneceksiniz şüpheniz olmasın.


koca-yusuf-turkiye-turkey-osmanli-ottoman

Kitabı okurken daha düne kadar büyük vatan toprağımızın bir parçası olan bu evlâd-ı fatihân diyarının, elimizden giderken sinemizde bıraktığı acılarla birlikte, hala burnumuzda tüten güllerin kokularını da duyarsanız şaşırmayın. Çünkü bilesiniz ki “insanın vücudunun mayası vatan toprağından alınmıştır.”

Büyük bir değerimizin, tarihin karanlığına gömülmesine izin vermeyen çalışma azminiz ve cehdiniz için size çok teşekkür ediyorum Sayın Halil Delice