Para Gerçekte Ne Getiriyor?

Tüketmeye alıştık her şeyi, sıkılınca bile alış veriş yapar olduk. Fark etmiyoruz aslında neyi tükettiğimizi. En başta tükenen zaman oluyor, sonra yavaş yavaş hayatın cebinden yemeye başlıyoruz ve mutluluk, huzur gidiyor, hayatın tümünden önce…

para-mutlu-mutsuz-kralice

Hepimiz yaşamımız içinde bir hedef belirliyor, onun peşinden koşmaya başlıyoruz. Çocuklarımıza bile yaşamı öğretemeden sisteme mahkûm olmalarına izin vererek sınavları kazanmalarını öğretiyoruz. Haberleri bile olmadan gelecek planı yapıyoruz ve masumca sunuyoruz önlerine; şu sınava girip şöyle bir okulda okuyacaksın, sonra şöyle bir üniversitede şöyle bir bölümde okuyacaksın, sonra yüksek lisans ve en sonunda iyi para kazanabileceğin saygın bir şirkette üst düzey bir iş bulacaksın. Şimdi soracaksınız, bunun neresi yanlış? Tabi, doğru bir yanı var ama onlara nasıl bir insan olmaları gerektiğini, nasıl mutlu olabileceklerini, ailenin önemini anlatmadan paranın getireceği huzur ve saadeti öğretiyoruz. Böylece tüketimi yaşam tarzı yapıyor ve yaşam kalitesini cüzdandaki nakit para hatta kredi kartı limitleriyle eşleştiriyoruz.

Peki, gerçekten para ne getiriyor bizlere?

Daha çok alma şansı, daha çok verme ihtimali (her gelenden olmayanlara veriyor muyuz ki?), peki başka? Düşününce hep aklıma, doğru kullanılmayan paranın doyumsuzluk getireceği geliyor ve hemen ardından çocukluğumdan bir anı; varlıklı bir aile dostumuzun evinde yeni çıkan her oyuncakla dolu odaları, etiketi üzerinde elbiseleri ve ebeveynlerinin yoğun iş tempoları yüzünden ev çalışanlarıyla büyüyen çocukları. Onlardan aklımda kalan yüzlerindeki Mona Lisa gülüşü, madden birçok şeye doymuş olsalar da sevgiye doyamadıklarını gösteren o tebessüm. Maddi güç hepimize hayatımızı sorunsuz idame ettirmek için gerekli olabilir ama az ya da çok, bunu belirleyecek olan biziz. Fazla yüklerden kurtulup bütçeyi biraz da olsa küçültüp mutlu olamaz mıyız?

Önemli olan elimizdekilerle mutlu olmayı bilmek ve bunu yapabilmektir bence. Azı çoğu bırakın kenara, el uzatın hayata…

Yazar: Ahu Özmel Çıkar  ‖ Sayı 79 | 1 Nisan 2012