Jules Verne: Güzel Sarı Tuna’nın Hatırlattıkları

Jules Verne’i tanır mısınız? Eserlerinden kaçını okudunuz?  Sever misiniz? Peki, Tuna’yı nasıl bilirsiniz? Mavi midir, sarı mı suları?

jules verne

Johann Strauss II’ ye göre Güzel Mavi Tuna Valsi’ni yazacak kadar güzel mavidir Tuna… Jules Verne’e göre de güzel sarı. Doğrusunu, Tuna’da kaynağından mansabına ( denize karıştığı yer) kadar seyahat edenler daha iyi bilirler hiç şüphesiz. Ben, Makedonya’ya kadar olan suları bilirim de, Tuna’yı bilmem hiç. Nasip olmadı görmek hali hazırda. Ama gönlümde var bir yeri…

Tuna’yı görmedik, belki siz de görmediniz sevgili okuyucularım, ama Plevne Marşı’ndan, Yahya Kemal’in Akıncılar, Ali Akbaş’ın Sirkeci’den Tren Gider şiirinden biliriz. Ada Kale türkülerinden. Bir de bize çocukluğumuzda anlatılan, halen yazılmamış, yüz elli sene vatan toprağı olarak kalan Nazlı Budin’den başlayarak ana vatan Türkiye’mizde son bulan göç hikâyelerinden biliriz.

jules verne

Bu yazımda Jules Verne’in bir romanından dem vurmaya çalışacağım. Romanın Fransızca adı Le Beau Danube Jaune. Dilimize Güzel Sarı Tuna  adıyla İsmet Birkan çevirmiş. Tübitak Popüler Bilim Kitaplarından, 2005 yılında çıkmış. 262 sayfalık, küçük boyutlu, kaliteli, albenisi olan bir cilt. Jules Verne’ in son romanlarından biri.

Jules Verne, 1905’te öldüğünde arkada Güzel  Sarı Tuna ile birlikte Altın Yanardağ, Wilhelm Storitz’in Esrarı, Macellanya, Meteor Avı romanlarını bırakmış. Bunların oldukça maceralı yayınlanma hikâyeleri var. Merak eden okuyucularım, kitabın önsözünden bunu, ayrıntısıyla, okuyabilirler.

jules verneGüzel Sarı Tuna 1901 yılında yazılmış. Romanın o yıllarda oldukça popüler olan Güzel Mavi Tuna Valsi’nin bir yankısı niteliğinde olduğunu önsözdeki tespitlerden öğreniyoruz. Jules Verne, bir sohbet sırasında, şaka yollu, Tuna’nın elbette güzel olduğunu ama sularıyla birlikte bir yığın alüvyonu da sürüklediğinden pek öyle dendiği gibi mavi renkte olamayacağını söylemiş.

Önsözün yazarı, Jules Verne Derneği Başkanı Olivier Dumas’nın orijinal tespitine katılmamak elde değil: Yazarın bütün ölüm sonrasındaki romanlarında nehirler akar. Güzel Sarı Tuna’da kaynağından mansabına boydan boya geçilir. Nehrin mansabındaki son nokta olan Kilia, roman kahramanına da ad olur: K / ilia’ dan > Ilia K.

Jules Verne hakkında uzun uzadıya bilgi vermek, buradaki alanımızda, pek mümkün değil. Kendisi eskiden bilim-kurgunun babası kabul edilirken, yazdıklarının bilimsel gerçeklere dayandığı tespit edildikten sonra ” bilim yazarı” veya “teknoloji yazarı” denilmesinin daha doğru olacağı iddiaları vardır. Yazarın elliye yakın eseri var. Bunlardan da anlaşılıyor ki çok üretken bir yazar. Bizde en popüler olanlarından bazıları Denizler Altında Yirmi Bin Fersah, Aya Seyahat, Dünyanın Merkezine Yolculuk ve Seksen Günde Devri Âlem…

UNESCO’nun çeviri kitap veri tabanına (Index Translationum) göre, dünyada en çok çevrilen ikinci bireysel yazar olduğunu da ayrıca belirtelim. Yazarın beş eseri de filme alınmış. Yine yazıldıktan 130 yıl sonra yayınlanan Yirminci Yüzyılda Paris romanı da büyük ilgi görmüş ve dilimize de çevrilmiştir. Bu özellikleriyle popülaritesi hiç tükenmeyen, unutulmazlar kervanındaki yerini her zaman muhafaza eden bir yazar olmayı sürdürüyor Jules Verne…

Çevirmen İsmet Birkan da müthiş çalışkan bir insan olduğunu belirtmeden geçmeyelim. Fransız dili, edebiyatı ve uygarlığı konularında öğrenim görmüş, uzun yıllar Fransa’da çalışmış ve Fransa’dan emekli olmuş bir çevirmen. Gazi Eğitim Enstitüsü, Sorbonne, Toulouse Üniversitelerinde çalışmış. Felsefe, Sanat Tarihi, Estetik alanlarında da çalışan çok yönlü bir insan. Fransa “palmes académiques” nişanı sahibi. Şimdilerde sadece tercüme işi ile uğraşıyor. Benim isim olarak ulaşabildiğim 14 çeviri kitabı var. Robert Osserman’dan, Evrenin Şiiri ( Tübitak, 2000 ) , Jean-Jacques Rousseau’dan  Ekonomi Politik ( İmge Kitabevi Yayınları, 2005 ) bu çevirilerden sadece iki tanesi. Çevirmenin çok akıcı, rahat bir dili olduğunu ayrıca belirteyim.

jules verne

Romanın içeriğine gelince… Olaylar, Prusya topraklarının başkenti olan Sigmaringen’de yapılan Tuna Oltası Derneğinin balık tutma yarışmasıyla başlar. Kahramanımız eski bir Tuna Gemi Kaptanı olan Macar Ilia Krusch’un bu yarışmada iki dalda da birinci olmasıyla başlar. Kahramanımız, daha sonra, Tuna’nın Baden Dükalığı’ndaki kaynağından Karadeniz’e döküldüğü yere kadar sürecek bir yolculuğa çıkacak ve bu yolculuk boyunca da olta balıkçılığı yapacaktır.

Bu altı yedi yüz fersahlık bu uzun nehir yolculunda kendisine bir müddet sonra esrarengiz bir yol arkadaşı da katılacaktır. Bu aslında Tuna’daki kaçakçılık işlerini soruşturan komisyonun seçtiği Peşte Polis Şefi Karl Dragoch’tur. Ancak kahramanımız O’nu romanın sonuna kadar Bay Jaeger olarak tanıyacaktır.

Roman, yukarıda vermeye çalıştığım ayrıntılarla Tuna’nın Osmanlı Şehirlerinin kıyılarına doğru gelindiğinde bir polisiyeye dönüşmekte ve içinde barındırdığı gerilim, merak unsurlarıyla bizi daha bir sarmakta. Romanla ilgili daha fazla ayrıntıya girmeyi düşünmüyorum. Ancak şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, hoşça vakit geçirmek ve Tuna çevresinin hayalini kurmak isteyenler için faydalı bir okuma olacaktır.

jules verne

Ben romanı okurken Osmanlı döneminde turizmden tek para kazandığımız Tuna adası olan Ada Kale’yi ve O’nun hazin sonunu hatırladım. Tamamen Türklerle meskûn olan bu adamızın, maalesef, Romanya Hükümeti bu mevkide bir baraj inşa etmeye kalkınca, tüm halkı boşaltılmış ve ada da sulara gömülmüştür. Şimdilerde sadece eski kartpostalları vardır. Bir de Yönetmen İsmet Arasan’ ın çektiği Adakale Sözlerim Çoktur belgeseli…

Bu belgeselde Türkiye’ye göç eden bir Ada Kaleli’nin söylediği söz benim canımı çok acıttı: “Herkesin bir memleketi var, gidemese de göremese de, ancak benim çocuklarıma gösterebileceğim bir memleketim bile yok. Çünkü sular altında kaldı. Bu çok acı.”