Olumlu Olmanın Gücü

İyimser olmak, her şeye olumlu bir bakış açısıyla bakmak, hayatta karşımıza çıkan zorlukları, engelleri aşmamızı sağlayan bir güçtür. Her şartta seçenekler üretebilen, kötü durumlar için iyi bir şeylerin yapılabileceğine inanan, çözümlere yönelen bir düşünce tarzıdır. İyimserler olumsuzlukları olumluya çevirmeyi bilirler. Kendi hayatları kadar çevresindekilerinin hayatlarını da olumlu yönde etkilerler.

olumlu

Tıpkı Francie Baltazar Schartz’a ait yazının kahramanı Jerry’nin yaptığı gibi;

Herkes İçin Biraz Mutluluk

Jerry, çevresindekilerin çok sevdiği insanlardan biriydi. Keyfi her zaman yerindeydi. Her zaman söyleyecek olumlu bir şey bulurdu. Hatta bazen etrafındakileri çıldırtırdı bile, “Bu adam, bu halde nasıl bu kadar iyimser olabiliyor” diye. Birisi nasıl olduğunu sorsa “Bomba gibiyim” diye yanıt verirdi hep. “Bomba gibiyim”.

Jerry doğal bir motivasyoncuydu. Yanında çalışanlardan biri o gün, kötü bir günündeyse, Jerry yanına koşar, duruma nasıl olumlu bakılacağını anlatırdı. Bu tarzı fena halde düşündürüyordu beni.

Bir gün Jerry’e gittim “Anlamıyorum” dedim. “Nasıl oluyor da, her zaman, her koşulda bu kadar olumlu bir insan olabiliyorsun? Nasıl başarıyorsun bunu?”

“Her sabah kalktığımda kendi kendime Jerry bugün iki seçimin var. Havan ya iyi olacak ya kötü derim. Havamın iyi olmasını seçerim. Kötü bir şey olduğunda yine iki seçimim var: Kurban olmak ya da ders almak. Ben başıma gelen kötü şeylerden ders almayı seçerim. Birisi bana bir şeyden şikâyete geldiğinde, yine iki seçimim var. Şikâyetini kabul etmek ya da ona hayatın olumlu yanlarını göstermek. Ben hayatın olumlu yanını seçerim.”

 olumluolumlu

“Yok yahu” diye protesto ettim. “Bu kadar kolay yani? “Evet kolay” dedi Jerry. “Hayat seçimlerden ibarettir. Her durumda bir seçim vardır. Sen, her durumda nasıl davranacağını seçersin. Sen, insanların senin tavrından nasıl etkileneceklerini seçersin. Yani sen hayatını nasıl yaşayacağını seçersin.”

Jerry’nin sözleri beni oldukça etkiledi. Onu uzun yıllar görmedim ama hayatımdaki talihsiz olaylara dövünmek yerine seçim yapmayı tercih ettiğimde hep onu hatırladım. Yıllar sonra Jerry”nin başına çok tatsız bir olay geldi. Soygun için gelen hırsızlar, paniğe kapılıp, Jerry’i delik deşik etmişler. Ameliyatı 18 saat sürmüş, haftalarca yoğun bakımda kalmış. Taburcu edildiğinde, kurşunların bazıları hala vücudundaymış.

Ben onu olaydan altı ay sonra gördüm. “Nasılsın?” diye sorduğumda, “Bomba gibiyim” dedi. “Bomba gibi…

“Olay sırasında neler düşündün Jerry” dedim.

“Yerde yatarken, iki seçimim var diye düşündüm. Ya yaşamayı seçecektim ya ölümü, ben yaşamayı seçtim

“Korkmadın mı? Şuurunu kaybetmedin mi?”

“Ambulansla gelen sağlık görevlileri harika insanlardı. Bana hep “iyileşeceksin merak etme” dediler. Ama acil servisin koridorlarında sedyemi hızla sürerlerken doktorların ve hemşirelerin yüzündeki ifadeyi görünce ilk defa korktum. Bu gözler bana “Bu adam ölmüş” diyordu. Bir şeyler yapmazsam, biraz sonra ölü bir adam olacaktım gerçekten.”

“Ne yaptın?” diye merakla sordum.

“İri yarı bir hemşire yanıma yaklaştı ve herhangi bir şeye alerjim olup olmadığını sordu. “Evet” diye yanıt verdim.” “Var.” Doktorlar ve hemşireler, merakla sustular. Derin bir nefes alarak kendimi topladım ve bağırdım: “Benim kurşunlara karşı alerjim var!” Doktorlar ve hemşireler gülmeye başladılar, tekrar bağırdım. “Ben yaşamayı seçtim. Beni bir canlı gibi ameliyat edin, otopsi yapar gibi değil.”

Jerry, sadece doktorların büyük ustalıkları sayesinde değil, kendi olumlu tavrının büyük katkısı ile yaşadı. Yaşaması bana iyi bir ders oldu. Her gün, hayatımızı dolu dolu yaşamayı seçme şansımız ve hakkımız olduğunu ondan öğrendim ve her şeyin kendi seçimimize bağlı olduğunu.

 Francie Baltazar – Schartz

İyimserlik insanın hayatını zenginleştirir, daha kaliteli ve sağlıklı bir yaşam sürmesini sağlar. İyimser insanlar olumlu bakış açısına sahip oldukları için yaşamlarına her zaman olumlulukları çekerler. Düşündükleri; inançları, değerleri haline gelir ve bu inanç ve değerler ise davranışlarını oluşturur. Davranışlar ise sonuçları etkiler.

olumlu  olumlu

Bir düşünün; suratınız asık olduğu zamanlarda mı yoksa neşeli olduğunuz zamanlarda mı insanların size yaklaşımı olumlu oluyor? Tabiî ki güler yüzlü olduğunuz zamanlar. Peki bunun sebebi ne? Tabiî ki sizsiniz, sizin düşünceleriniz. Siz güler yüzlü olursanız aldığınız tepkiler de olumlu olur, eğer siz asık suratlı iseniz aldığınız tepkilerde doğal olarak olumsuz olur. Aldığınız tepkilerin olumlu veya olumsuz şekilde sonuçlanması tamamen davranışlarınızla bağlantılıdır. Bu çok basit bir örnek ama hayatın her alanında bu böyledir. Tepki etkiye göre oluşur.

Bu konuya uygun olarak gördüğüm ve benim de çok sevdiğim bir sözü sizinle paylaşmak istiyorum. Mevlana der ki: “Kardeşim sen düşünceden ibaretsin. Geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünürsün, gülistan olursun. Diken düşünürsün dikenlik olursun.” İşte, iyimser insanlar da olumlu düşünmeleri sayesinde hayatlarına her zaman güzellikleri çekerler.

Hayatta her durumda bir seçim vardır

Yukarıdaki hikâyede Jerry, karşılaştığı her olayda bir seçiminin olduğuna inanmakta ve davranışlarını ona göre sergilemektedir. Gerçekte de böyledir bu. Hayat seçimlerden ibarettir ve bu seçimler iyi veya kötü yönde hayatımızı etkiler. Hikâyenin kahramanı Jerry’i etkilediği gibi.

Başımıza ne geleceğini, hangi olaylarla karşılaşacağımızı belirleyemeyiz ama bunlara nasıl yaklaşacağımızı biz belirleriz. Olaylara karşı nasıl bir tutum içine gireceğimizin seçimi ve bu seçimlerin sınırları her zaman bize aittir. Unutmayalım evren hiçbir zaman sınır koymaz.

Kahramanımız Jerry, talihsiz bir kaza geçirmiş, bu, başına gelen bir olaydı ve bunun başına gelip gelmemesini seçemezdi ama o olaya olan bakışını, nasıl davranacağını seçme hakkı ona aitti ve yaptığı bu seçimler onun hayatı dolu dolu yaşamasına sebep oldu.

Bizi mutlu veya mutsuz yapan, hayatı keyifli yaşamamıza sebep olan olayların kendisi değil o olaylara yüklediğimiz anlamlardır, düşünce biçimimizdir. Aynı olay birçok kişi tarafından farklı yorumlanabilir, biri o olay karşısında üzülüyorsa diğeri üzülmeyebilir.

Farz edelim ki masanın üstünde bir nesne var ve o nesneye aşağıdan, yukarıdan, sağdan, soldan çeşitli açılardan bakalım. O nesnenin bize görünüşü, baktığımız açıya göre değişecektir. Olaylar da böyledir işte. Nasıl bakıyorsanız o olay size o şekilde görünür.

Aklınıza şöyle bir soru gelebilir. Bu olay bir kaza gibi üzücü bir durum olabilir nasıl olur da iyimser bu duruma bile olumlu bakabilir?

Burada asıl yanlış olan iyimserliğin polyannacılık gibi düşünülmesidir. İyimser elbet üzülür böyle bir duruma ama o her zaman yıkılmak, hayata küsmek yerine ders almayı seçer, o olay karşısında birden fazla seçiminin olduğunu bilir, sorunun üstesinden gelmek için seçimlerinin çözüm getirecek şekilde olmasını sağlar ve her olayı gelişimi için bir fırsat olarak görür.

Bir olay karşısında birçok seçeneğe sahibizdir ve bu yaptığımız seçimlerle ya o olayın üstesinden geliriz ya da yıkılırız.

Birçok seçeneğe sahibiz dedik ve konunun daha iyi anlaşılabilmesi için bunları iki ana grupta toplamak istiyorum. Dışsal seçimler ve İçsel seçimler. Bu seçimlerin nasıl olduğunu ise bir örnekle açıklayalım.

Diyelim ki sevdiğiniz biriyle kavga ettiniz ve bu kavga sonucu birbirinizle konuşmamaya başladınız. Bu sizin için olumsuz bir olaydır. Gelin, şimdi bu olaydaki dışsal ve içsel seçimler ne olabilir onları inceleyelim:

Arkadaşınızla barışmak istiyorsunuz ve bu yüzden de aranızdaki sorunu halletmek için ararsınız, konuşmak istersiniz veya barışmak için başka yollar bulup eyleme geçersiniz. Hiçbir şey yapmadan aradaki gerginliğin yumuşamasını bekleyebilirsiniz. Karşı tarafın adım atmasını istersiniz ve sizde bu adımın gelmesi için pasif eylemlerde bulunabilirsiniz. Sevdiğiniz halde hiçbir girişimde bulunmamayı da tercih edebilirsiniz ve bunun gibi birçok seçenek dışsal seçimlerdir. Bu dışsal seçimlerin altındaki nedenler de içsel seçimlerdir. Adım atmamanıza sebep olan korku, gurur, kızgınlık gibi duygular ise içsel seçimlerinizdir ve dışsal seçimlerinizi etkileyende budur.

Unutmayalım başımıza gelen olayları değiştiremeyiz ama o olaya olan düşünce biçimimizi, algımızı değiştirme gücümüz her zaman vardır ve iyimserler bunu en güzel şekilde başarırlar.

Önceki yazıSahne Sanatları Fotoğraflarıyla Aykut Uslutekin
Sonraki yazıEterik Bağ: Korkularından Kurtul Dengeni Koru
Her canlı gibi aslıma doğru bir yolculuktayım ve bu yolculukta hem öğretmen hem öğrenciyim. Esnekliği seviyor olmam, yaratıcılık düşüncesinin sınırlar olmadan daha iyi gelişeceğine inandığımdan ve her ne olursa olsun insanın kendi yeteneği doğrultusunda sevdiği işi yapmasının gerekliliğini savunduğumdan serbest olarak kendi hedeflerim doğrultusunda yürüyorum. İletişim benim yeteneğim diyorum, neden? Çünkü içsel ve dışsal gözlemleyen benliğimin baskın olması karşımdakinin vücut dilini ve altında yatan duyguları ve algılamaları sezgisel olarak çözmemi sağlıyor. Bunların doğruluğunun da ortaya çıkması ve iletişim hatalarını hemen fark ediyor olmam benim en baskın yeteneğimin bu olduğunu keşfetmemi sağladı. Ayrıca iletişim üzerine aldığım eğitimlerle de bunun doğruluğunu bir kez daha kendi kendime kanıtlamış oldum. Öncelikle bunu kendime kanıtlamam gerekiyordu çünkü uzun bir zaman bu yeteneğimi görmezden geldim ve hep bastırdım. 2002 yılından beri iletişim ve algılama psikolojisi üzerine araştırmalar yapmaktayım ve son 3 yıldır da buna ağırlık vermekteyim ve ayrıca iletişim üzerine olan eğitimimi bu alanda daha verimli olabilmek için hem öğreticiliğimle hem öğrenciliğimle ilerletme çabası içerisindeyim.