Korku nedir? Ne tür korkular bizi esir alır?

Korku; kendi bütünselliğinde çok geniş alana yayılmakta, yükseklik korkusu, canlı hayvan korkusu, kapalı alan korkusu (aynı zamanda fobi olarak nitelendiriliyor bu korkular) karanlıkta kalmak korkusu derken yaşam alanlarımızı işkence haline çeviriyoruz.

korku

Korku, sözlük anlamı ile ifade edildiğinde “Bir tehlike veya tehlike düşüncesi karşısında duyulan kaygı, üzüntü, kötülük gelme ihtimali, tehlike” şeklinde bir tanım ortaya çıkıyor. TDK’nın web sitesinde yer alan korku tanımlamasına ruh bilim açısından yaklaşımı ise bizlerin gerçek hayatta yaşadıklarını tarif ediyor. “Korku, gerçek veya beklenen bir tehlike ile yoğun bir acı karşısında uyanan ve coşku, beniz sararması, ağız kuruması, kalp, solunum hızlanması vb. belirtileri olan veya daha karmaşık fizyolojik değişmelerle kendini gösteren duygu.”

Korkunun biz insanları ilgilendiren tanımı, ağırlıklı olarak işin bedensel boyutta yaşanan hislerinde… Genel olarak incelendiğinde; korkudan eli ayağı tutmamak, eli ayağı kesilmek, beti benzi solmak, dili tutulmak, avuçlarının içi terlemek, nefesi kesilmek, gibi yan etkileri olan güçlü bir duygudur, korku.

Bu duyguları farklı bir boyutta aşık olunca da yaşar insan, orada da devreye reddedilme korkusu, terk edilme korkusu, kendini ifade edememe korkusu, karşı cins korkusu, kaybedersem korkusu derken sevgiliye açılamadan korkulara esir düşeriz.

Korku Ekip Korku Biçerek Yaşamak…

Derslerde, sınavlarda yani kendimizi ifade etmekten ziyade bilgimizi sınadığımız alanlarda da korku baskın bir duygu olarak karşımıza çıkıyor. Yapamazsam, bilemezsem, arkadaşlarım gülerse, öğretmenim kızarsa şeklinde kurguladığımız korkular bize süreç içinde travmatik sorunlar olarak geri geliyor. Bir nevi korku ekip korku biçerek yaşıyoruz.

Korku; kendi bütünselliğinde çok geniş alana yayılmakta, yükseklik korkusu, canlı hayvan korkusu, kapalı alan korkusu (aynı zamanda fobi olarak nitelendiriliyor bu korkular) karanlıkta kalmak korkusu derken yaşam alanlarımızı işkence haline çeviriyoruz.

Peki, bu kadar derin bir konu olan korkularımızı bedenimizde tetikleyen ve etkilenen organlar hangileri acaba. Öncelikle böbreküstü salgı bezleri ile salgılanan Adrenalin vücuda ve beyne sinyal göndererek durumun vahametini bildiriyor.

Heyecan ve korku durumunda Adrenalin salgılanmasının artmasıyla noradrenalin salgılanarak sakinleşmeyi sağlar. Kan damarlarını genişletir. Adrenalinin salgılanması sırasında:

1.Damarlar genişler.
2.Kan Basıncı artar.
3.Kalp atış hızı artar.
4.Göz bebekleri büyür.
5.Kan şekeri yükselir.

Sonuç korkudan hastalanmaya yüz tutan bir vücut ve birey…

Şimdi kısaca bu korkuların insanlar üzerindeki etkilerinden bahsedelim.

korku

Hayatımız boyunca korkular ile yönetilmeye ve terbiye edilmeye çalışılmış bireyleriz. Korkunun ilk olarak ortaya çıkışı, yemek yemediğimiz, çoraplarımızı giymediğimiz, evin içinde başımıza buyruk yaşadığımız çocukluğumuzda başlıyor. ‘Yemek yemezsen abla gelip ham yapar, suyunu içmezsen minnoş gelip içer, çoraplarını giymezsen böcekler seni yer, elbiselerini giymezsen doktor amca gelir iğne yapar.’ gibi fanteziler ile çocuk aklımıza yerleşmeye başlıyor korkularımız.

Çocukluktan ergenliğe geçiş sürecinde ise korkularımızın boyutu da değişiyor, arabalar, uçaklar, gemiler, ölümler, hastalıklar, insan zararlısı insanlar derken çocukken almış olduğumuz terbiyenin üzerine bir de bunlar eklenince korkuların yönettiği kişilik ve “BEN” halleri bambaşka bir boyuta taşınıyor. Öyle ya, elbise giymediğimizde gelip bize iğne yapacak olan doktor amcanın karşısına hasta olarak çıkınca hele bir de iğneyi görünce korkunun asıl hallerini yaşamaya başlamış oluyoruz. Çocukken aşırı sevgi, ilgi, fark edilme, dokunulma ve kabul görmelerin de silinmeye yüz tuttuğu artık büyüdün hallerinde farkında olmadan bunlarla ilgili de korkular su yüzüne çıkmaya başlıyor.

Ve sınavlar, ilk okuldan başlayıp üniversite bitene kadar devam eden kabuslar serisi. Dizi yapsalar bundan ömür boyu sürecek bir sürü hikaye üretebilir insan. Sözlü sınav korkusu, çalışmadan gitmişsen derse öğretmen görüp sözlüye kaldıracak korkusu –ki okul sıraları çok küçük olduğundan girecek delik bulamıyor insan- ile başlayıp, sınavdan düşük not alırsam ailem ne der, ya yanlış söylersem, ya arkadaşlarım dalga geçer de gülerse korkuları ile mutlu bir ömre yol almaya başlıyoruz.

Aşık olduğumuz anda ise korkularımızın boyutu değişmeye başlıyor, kaybetme korkusu, kabul görmeme korkusu, kendini ifade edememe korkusu diye başlayan bir korku zincirinin halkaları olup çıkıyoruz. Karşı cins ile ilk iletişim deneyiminde, yüzeye çıkan korkular titreme, ellerde uyuşukluk, boğazda düğümlenme hissi, karında ağrı gibi bedensel tepkileri de açığa çıkartıyor.

Yeni korku modeline hoş geldiniz.

Artık hayata katılmanın zamanı geldi, büyüdük ve iş hayatına atıldık. İşten çıkartılma korkusu, işe geç kalma korkusu, yöneticilerin olumsuz puan verme korkusu, kabul görmeme korkusu, ciro korkusu, kota korkusu diye uzayan bir liste de burada karşımıza çıkıyor.

Evlendik, şimdi de aile geçindirme, çocuğun geleceği, para yetiştirememe, ailenin geçimine yetememe derken burası da bir kabus alanına dönüşüyor…

Eh geldik ömrün son demlerine artık en büyük korku ile yüzleşmeye başlıyoruz… Tüm hayatın korkularının son bulduğu ve anlamsız geldiği, her şeyin birden boş göründüğü gerçeküstü yanlarımızı açığa çıkartan ölüm korkusu ve ondan kaçışın yok nedense. Tüm korkularımızın içinde kaçırdığımız ne çok güzellik var farkında mısınız?

Mutluluklarımız, sevinçlerimize sarılmamız, hayatı güzelleştiren gülümsemeler ile var olmamız ve yaşamın farkında olmamız bizden tüm korkuları alıp götürebilir mi? Denemeden farkına varamayız değil mi?

Peki, Nasıl?