Varoluşunu kucakla: Varlığını kabul etme çalışmaları

En güçlü spiritüel çalışma, kişinin kendi varoluşuna saygı duyması ve büyük bir sevgiyle kendini olduğu gibi kabul edebilmesi ve kucaklayabilmesidir… İşte insanı asıl tekâmül ettiren ve hayatında ruhsal olarak gelişmesini sağlayan budur.

Varoluşunu kucakla: Varlığını kabul etme çalışmaları

Bu dünyadaki amacımız ne?

Bizler süper kahramanlar değiliz ve asıl görevimiz sadece insanlığı aydınlatmak değil, bizim buradaki asıl görevimiz önce kendimizi geliştirmek ve kendimizi aydınlatmaktır, çünkü ancak kendimizi aydınlatırsak başkalarına ışık yayabiliriz…

Her ne kadar bu düşünce bencilce gibi gözükse de aslında olması gereken durum budur. Başkalarına odaklı yaşamak bizim tekâmülümüzü yavaşlatır çünkü sürekli başkalarına yardım etme gayesi içinde kendi hayatımızın farkına varamayız ve yaşamamız gereken deneyimleri özümseyemeyiz.

Haliyle bu da aslında egonun kendisinden kaynaklanır çünkü ego kendini tatmin etmek ve güçlü göstermek adına başkalarını kullanmayı çok sever… Buna nazaran eğer kendimizi geliştirir ve tekâmülümüzü hızlandırırsak kendimizle birlikte çevremizdeki insanları da yükseltiriz. Bunun iki türlü nedeni vardır; Birincisi, kişi kendi deneyimlemediği ve içselleştirmediği bilgiyi etkili olarak karşıdakine aktaramaz.

O yüzden hayatın içinde aktif olarak var olmak ve kendimizi geliştirmek, başkalarının da gelişimine yardımcı olmamıza olanak verir. İkinci sebep ise enerjilerle alakalıdır, Tekâmül etmek yani ruhsal anlamda gelişmek bizim fiziksel ve aurasal titreşimimizi (vibrasyonumuzu) arttırır.

Enerji alanının yükselmesi ve genişlemesi

Bizim enerji alanımız yükseldikçe ve genişledikçe, çevremizde bizimle duygusal bağı olan insanlar da bizim enerji alanımızla paralel olarak büyüme eğilimi gösterir, böylece farkında olmadan pasif bir tutumla çevremizi değiştirmeye başlarız.

İşte bu yüzden önce kendi varoluşumuzu kucaklamamız lazım. Peki, bunu nasıl yapacağız? Bunu kendimizi olduğumuz gibi etiketlerden arınık bir şekilde kabul ederek ancak yapabiliriz. Anne, baba, öğrenci, öğretmen, doktor, mühendis, zengin, fakir gibi hem başkalarının bize taktığı hem de kendimize taktığımız etiketleri bir kenara bırakmak, ve bütün bu etiketlerin ötesinde yüce bir ruhun parçası olduğumuzu bilmek, varlığımızı onurlandırmanın en etkili yoludur. Buna ek olarak varoluşu kucaklamanın belli aşamaları ve çalışmaları da vardır.

İçindeki çocuğu kucakla

Asıl bilge olan yüzümüz, çocuksu yüzümüzdür. Çünkü asıl koşulsuz sevgiyi o yönümüz yaşar. Bu yüzden içimizdeki çocuğu öldürmemek, tam tersine onu kucaklamak oldukça önemlidir. Bu kavram belki size biraz saçma veya gerçekçi gelmiyor olabilir. Çalışmalarıma bunu eklemeden önce “içimdeki çocuk mu, ben çocuk değilim!” diyordum ve dürüst olmak gerekirse bu kavrama pek sıcak ve mantıklı bakmıyordum.

Sonra aslında hayattan yeterince zevk alamadığımı, bir şeylerin bende eksik ve yanlış olduğunu, bu eksik yönümden dolayı edindiğim bilgilerin bana yarar değil yük getirdiğini hissetmeye başladım… Ve bunun üzerine çalışmaya karar verdim. Asıl kimliğimi keşfetmemi ve hayata neşe ile bakmamı sağladı bu çalışma. Haliyle bu çalışmayı yaptıkça içinizdeki çocukla bütünleşecek ve o masum bilgeyi uyandıracaksınız, ayrıca bu çalışma ile bilgi deneyime dönüşecek ve neşe ile hayatınıza yansıyacaktır.

İçimizdeki çocuğu neden kabullenemiyoruz? İşte sebepleri:

  • Verimli bir çocukluluk dönemi yaşayamama, erken yaşta ağır sorumluluklara sahip olma.
  • “Sen artık büyüdün, çocuk değilsin.” telkinleri
  • Çevreye karşı otorite kurma isteği.
  •  Bilgiyi içselleştirmeme, sindirmeme ve bunun sebep olduğu sahte bir “olgunluk” duygusu.
  • Çocukken yaşanılan travmalar
  • Duyguları belli etme korkusu ve toplum baskısı (“koca kadınsın – koca adamsın hala bunu mu yapıyorsun?” vb. telkinler)

Meditasyon

Önce elinize çocukluk fotoğraflarınızı alın ve çocukluğunuzu hatırlamaya çalışın. Nasıl bir çocuktunuz? Mutlu, mutsuz, huzurlu…? Çocukluğunuza dair neler hatırlıyorsunuz? Bunları gözünüzden geçirin ve çocukluğunuzu hatırlamaya çalışın. Aklınıza gelen anılara odaklanın…. Gerekirse çocukluğunuza ait birkaç parça şarkı bile dinleyebilirsiniz.

Şimdi yavaşça gözlerinizi kapatın. Derin derin nefes alıp verin ve zihninizi boşaltın. Her şeyi unutun. Ardından yavaşça bilincinizin alın bölgesinden boğaza, oradan da kalp çakrasına doğru aktığını hissedin ve imgeleyin. Şimdi kalp çakranıza odaklanın ve orada parlayan kocaman yeşil bir kapı imgeleyin.

Bu kapı kalp çakranıza açılıyor bunu hissedin. Şimdi kapıdan içeri girin ve önünüze çıkan uzun koridorda yürümeye başlayın. Bu koridorda çeşitli kapılar mevcut ve sizin ilk girdiğiniz alan şimdiki yaşınızı içeriyor, ilerledikçe diğer dönemlerinizin kapılarını atlayın. İlerlerken sadece çocukluğunuza ait kapıyı bulmayı dileyin…. Ergenlik döneminizle ilgili kapıları da atlayın.

Şimdi ileride tüm çocukluğunuzu içeren kapıyı bulun. Kapının şekline odaklanın, nasıl bir kapı? Renkli mi, renksiz mi, kilitli mi, eski mi…? Kapının şekli sizin içinizdeki çocuğa olan müdahalenizi ve tavrınızı gösteriyor… Şimdi yavaşça kapıyı açın, kilitliyse yeşil bir ışıkla kilidi açın ve içeriye girin.

Girdiğiniz odayı incelemeye başlayın. Burası sizin en eski hatırlarınızın bulunduğu oda, belki kirli paslı olabilir, belki eski oyuncaklarınız vardır. Belki de eski arkadaşlarınızın resimleri… Orada kendinizi, kendi küçüklüğünüzü arayın. Bulduğunuzda onunla konuşun, onu ne kadar sevdiğinizi dile getirin, ondan onu buraya kapattığınız için özür dileyin ve en nihayetinde onu sıkıca kucaklayın….

Bunu yaparken kendi çocuk haliniz size kızabilir, size hakaret bile edebilir, ağlayabilir veya sevinebilir, birçok mimik göreceksinizdir, bunları önemseyin ama asla yadırgamayın. Şimdi onu kucaklarken tekrar onu sevdiğinizi ve ondan özür dilediğinizi dile getirin ve bu sırada yeşil renkli ışıklarla kutsandığınızı imgeleyin.

Belli bir süre sonra artık ikinizin tek bir enerji tek bir beden olduğunuzu hissedin ve siz çocuğa dönüşün, artık çocukluğunuza geri döndünüz, buna odaklanın ve istediğiniz tepkileri verin, çocukluğunuzu, o oda da istediğinizi yaratarak yaşayın…

Yeteri kadar bütünleştiğinizi hissettiğinizde gerisin geriye gelerek yavaşça kalp çakrasının kapısından çıkın ve benliğinize geri dönün.

Bu çalışmayı içinizdeki çocukla bütünleşene kadar devam edebilirsiniz.

Ayna çalışması

“Ne biliyoruz ki?” İsimli belgeselde çok sevdiğim bir anekdot vardı. Bir kişi, kendini sevmeyen bayana şu tavsiyeyi veriyordu “Sen kendini bile sevmiyorken, başkalarının seni nasıl sevmesini bekleyebilirsin…” Gerçektende durum böyledir, eğer biz kendimizi sevmiyorsak başkasının sevmesini beklememiz mümkün değildir. O yüzden önce kendimizi her halimizle kabullenip sevmemiz gerekir.

Bu çalışmayı fiziksel anlamda kendinizde sürekli kusur buluyorsanız yapabilirsiniz. İlginç olan şey siz kendinizi nasıl görüyorsanız, insanlarında sizi öyle gördüğüdür… Haliyle güzellik ve çirkinlik aslında fiziksellikten çok kendinize nasıl baktığınızla alakalıdır. Temel olarak fiziğinizi sevmeniz kendinizi kabullenme açısından oldukça önemlidir. Çalışmayı kendinizi sevmek için her sabah kalktığınızda (genelde sabahları en çirkin halimizdir J ) yapabilirsiniz.

Aynanın karşısına geçin ve kendinizi incelemeye başlayın. Saçınızı, gözünüzü, burnunuzu… Sizi rahatsız eden ve sizin kendinizi tamamen sevmenizi engelleyen unsurlar neler onları tespit edin. Ardından yavaş yavaş onların mükemmelleştiğini imgeleyin ve kendinizi aynada çok güzel, çok yakışıklı bulana kadar izlemeye devam edin.

Yavaş yavaş kendi yüzünüzü mükemmelleştirin, bu aslında kalbinizdeki ve ruhunuzdaki asıl güzelliğin yansıması, bunu net bir şekilde bilin. Bunu yaparken güzel bulduğunuz yerlerinize odaklanın. Mesela gözünüze, saçınızın rengine, ten renginize, burun yapınıza vs… Tam olarak güzelleştiğinizde, oldukça içten bir şekilde gülümseyin ve “Kendimi seviyorum, her kusurumla her güzelliğimle, ben mükemmelim, ben kutsalım” olumlamasını tekrarlayın. Ve buna inanın.

Bunu yaptıkça insanlarda sizde değişimler görecektir, özellikle kendisiyle barışık olmayanlara bu çalışmayı öneririm.

Tüm varlığımızı çakralar vasıtasıyla kabul etme olumlamaları

Kendimizi kabul etmemiz için bir diğer çalışma, tüm çakralara enerji aktararak yapabileceğimiz olumlamalardır. Çakralar aynı zamanda bizim kişiliğimizle de alakalı ve iki taraflı etkileşime sahiptirler. Eğer siz kendinizi kabul ederseniz, çakralar dengeye girer, bunun yanı sıra çakralarınızı dengelerseniz, kendinizi kabul etme süreciniz çok daha hızlı gerçekleşir. İşte bu sebeple bu çalışmayı uygun vakitte yapabilirsiniz. Reiki biliyorsanız bu çalışma çok daha güçlü olacaktır.

Çakra renk olumlamaları

Öncelikle ellerinizi havaya kaldırın ve havadan beyaz bir ışığı tüm auranıza yaydığınızı imgeleyin. Taç çakranızdan akan bu beyaz ışık, diğer tüm çakralarınızdan dışarı çıksın ve sizi baştan sona arındırsın.

Şimdi yavaşça iki elinizi kök çakranıza koyun ve şu ya da şuna benzer bir olumlamayı yapın. Bunu yaparken elinizden kırmızı renkli bir enerjinin çakranıza dolduğunu imgeleyin;

“Kendi varoluşumu, kendi bedenimi ve bu Dünya’daki insani varlığımı kabul ediyorum. Dünya’yı ve onun güzelliklerini sevgiyle karşılıyorum.”

İki elinizi sakral çakranız koyun ve turuncu bir enerji aktarırken şunu söyleyin;

“İçimdeki erkeği ve içimdeki kadını kabul ediyorum ve eril-dişil enerjimi dengeliyorum. Evrenin ilhamını ve üretkenliğini, üreme yetisini kabul ediyorum, ben yaşam verenim ben yaşam içinde eril-dişil mükemmel dengeye gelenim.”

Ellerinizi solar pleksus çakraya koyun ve sarı, ateşimsi bir enerjiyi aktarırken şunu söyleyin;

“İçimdeki gücü ve gizli benliğimi kabul ediyorum. Dünya’da güçle duruyorum ve içimdeki gücün farkına varıyor ve onu selamlıyorum. Gücü dengeli kullanacağımı biliyorum ve bu bilgelikle kendime olması gerektiği kadar güveniyorum.”

Ellerinizi kalp çakranıza koyun ve yeşil renkli parlak enerjiyi çakraya doldururken şunu söyleyin:

“Kendimi seviyorum ve ben dahil, var olan her şeyi olduğu gibi kabul ediyorum. Seviyorum ve seviliyorum, sevginin güven dolu okyanusunda bilgeliğe yüzüyorum ve bu bilgelikte mükemmel sevgi ile evrensel dengeye geliyorum. Üst alemlerimi ve alt alemlerimi sevgi ile kabul ediyorum.”

Ellerinizi boğaz çakrasına koyun ve mavi bir enerjiyi çakraya aktarırken şunu söyleyin:

“Söylemem gereken şeylerin evrene katkısı olduğunu biliyor ve kendi içimdeki tanrısal kelamı kabul ediyorum. Söylediklerim söylemem gerekenlerdir, her kelime Yaratıcı’nın rızasındadır bunu biliyorum. O yüzden söylemem gerekenleri söylüyor ve insanlarla çekinmeden güvenle iletişime geçiyorum.”

Şimdi alın çakranıza ellerinizi koyun ve mor enerjiyi aktarırken şunları söyleyin:

“Görmem gerekenleri ve etrafımda hakikat içinde gerçekleşenleri kabul ediyorum. Hakikatlere ve gerçeklere yüzümü dönüyorum ve onları olduğu gibi kabul ediyorum. Hayatın içinde anda yaşıyor ve yaşarken kendimi ve iç dünyamın yansıması olan dış dünyayı fark ediyorum.”

Ve son olarak ellerinizi taç çakranın üzerinde tutun (kafanızın üzerine bastırmayın) ve evrenden eliniz üzerinden beyaz ilahi ışığın aktığını imgelerken şunu söyleyin:

“Evrendeki varlığımı ve evrene olan katkımı kabul ediyorum. Yaratıcı’yı, Evreni ve Yaratıcı’nın yarattığı tüm kâinatı ve kâinattaki varlıkları kabul ediyor ve bilgelikle selamlıyorum, onların hayrıma olacak kutsamalarını kabul ediyorum. Tanrısal yanımı ve tanrısallığa yükselişimi kabul ediyorum. Benliğimden vazgeçmem gerektiğini ve “O” olduğumu kabul ediyorum.”

Ardından ellerinizi birleştirin ve gassho pozisyonunda durun. Şimdi tüm çakralarınız kendi renklerinde ışıldıyor, bunu imgeleyin ve şunu söyleyin:

“Varım ve varoluşum için şükrediyorum. Varım ve varoluşumu kabul ediyorum. Varım ve varoluşumu kucaklıyorum.”

Çalışmayı bitirirken kendinizi kucaklayabilirsiniz.

Kendi karanlığını selamlama çalışması

Karanlık diyince genelde aklımızda negatif anlamlar belirir. Hâlbuki ağaçlar dallarıyla gökyüzüne, kökleriyle de yeryüzüne yani karanlığa doğru büyürler, aynı şekilde insanın iki yönlü gelişmesi gibi… Peki, o zaman karanlık ne demek?

Aydınlık ve karanlık birbirini tamamlayan iki kutuptur ama bunlar birlikte zıtlığı değil bütünlüğü ve tamamlanmayı anlatır. Uzakdoğu felsefesinde bu yin ve yang olarak isimlendirilmiştir. Bu iki kutbun kendine has bilgeliği vardır ve karanlık terimi özünde kötülükle alakalı değildir. Bu daha çok görünmeyen, bilinmeyen, gizde kalmış, mistik veya keşfedilmeyi bekleyen yönümüz anlamına gelir ki aynı zamanda bu yön pasif olan ama pasif anlamda dönüştürücü enerjiyi de temsil eder.

Daha iyi anlamak için yin ve yang terimi üzerinden bu konuya bakabiliriz. Yin karanlığı ve dişil enerjiyi, yang ise aydınlığı eril enerjiyi temsil eder. Eril enerji yaratıcı ve başlatıcıdır, yani aydınlık başlatıcıdır ama başlama işlemeni sürdüren ve buna ortam hazırlayan dişil enerji yani karanlıktır. İlk örnek olarak ayı ve güneşi verebiliriz. İkisi de bize evrensel bazda enerji verirler, Güneş yaşam enerjisini ve eril enerjiyi aktarırken (solar enerji), karanlığın bilgeliğini taşıyan Ay sezgisel enerjiyi (lunar enerji) bizlere aktarır, ki bildiğiniz gibi Ay, Güneş’in ışığını yansıtarak bunu yerine getirir yani pasif konumdadır.

Güneş ise her daim dinamik konumdadır. İşte Güneş ve Ay’ın örnekleri aydınlık ve karanlık arasındaki farkı çok iyi anlatır. Bir diğer örnek olarak bir tohumun büyümesi için toprağın altına yani karanlığa ihtiyacı vardır. Karanlık onu besler, güvenli bir ortam yaratır ve böylece içindeki gizli potansiyel açığa çıkar ardından aydınlığın ışığıyla büyüme süreci başlar. Aynı şekilde gizli hazinelerde toprağın altında karanlıkta saklıdırlar…

Tasavvufi açıdan bakarsak karanlığın ve aydınlığın nasıl bir dengede olduğunu Şems ve Mevlana ile görebiliriz. Mevlana aydınlığın bilgeliğine sahipken, Şems karanlığın bilgeliğine sahiptir ve bu şekilde birbirlerini tamamlamaktadırlar.

Şems’in sert karakteri ve siyah giyinmesi de bundan ötürüdür, ama bu yanlış veya kötü değildir (bunu böyle gören bizim yargılarımızdır) bu sadece onun bir parçasıdır. Bir gün Şems’e sormuşlar “Herkese laf çarpıyorsun, kavga ediyorsun bir de ermiş olacaksın, ne diye kavga edersin milletle” diye, Şems’te cevap vermiş “Hâşâ, ben onlarla kavga etmiyorum, ben, onların nefsleriyle kavga ediyorum”.

İşte bizde hem karanlık hem aydınlık yani hem yin hem yang tarafımızı kabul etmeliyiz.

Örnek bir ruhsal çalışma uygulaması

Gözlerinizi kapatın ve derin derin nefes alıp verin. Ardından içinizde tam kalp çakranızda bir tohum imgeleyin, bu tohum sizin ruhunuzun bilgeliğini taşıyan bir tohum. Şimdi kalp çakranızdan bu tohumu elinize aldığınızı imgeleyin ve kalp çakranızın içinde engin bir tarla olduğunu imgeleyin

Yavaşça benliğinizde yarattığınız tarlanıza bu ruhunuzun bilgelik tohumunu ekin ve içinizden geldiği gibi dua ederek hem karanlık yönünüzü hem aydınlık yönünüzü selamlayın. Siz dua ettikçe tohumun çatladığını ve iki yönlü olarak büyüdüğünü hissedin. Beyaz renkli parıldayan bir ağaç yukarı doğru büyürken, siyah renkli ters yönde bir ağaç ise aşağı yerin altına doğru büyüsün. Böylece iki tane ağaç; karanlık ve aydınlık ağaçların kalp çakranızda büyüdüğünü imgeleyin ve yavaşça şunu söyleyin

“İçimdeki aydınlığı ve karanlığı kabul ediyorum, içimdeki aydınlığı ve karanlığı selamlıyorum.”

Varoluşunu kucakla!

Bir ruh olarak var olmamız ve tekrar tekrar ete kemiğe bürünerek tekâmül etme yolculuğumuz bizi tanrısal kılan asıl meseledir. Birçoğumuz spiritüel yoldayken kendimizi kabul etmeyi unutur ve sadece farklı kavramlara odaklanırız. Halbuki içimizdeki çocuk, kayıp parçalarımız, fiziksel kabullenmemeler ve kendini mükemmel görmeme gibi hatalar, tekamül yolculuğumuzda da bize sorun çıkartır.

Varoluşu kabul etme çalışmaları, kibirden veya egodan kaynaklanmaz, kendini kabul etme eylemi varoluşuna saygı duymaktır ki kişinin kendi varoluşuna saygı duyması Yaratıcı’nın bir parçası olduğunu kabul etmesi anlamına gelir. İçinizdeki ruhtan dolayı, bütün halinizle (fiziksel, duygusal, zihinsel) mükemmelsiniz ve onun bilgeliğini taşıyorsunuz… İşte bizi var eden bu bilgelik ve öz, bu bedenlere yansıdığında spiritüel yolculuk daha güvenli bir hal alıyor.

Varsınız ve bunu kutlayın, bunun için şükredin. Kendinizi fiziksel, ruhsal, duygusal ve mental olarak sevin, içinizdeki çocuğu, gizli yönlerinizi ve en karanlık taraflarınızı en az aydınlığınız kadar kucaklayın. Sizi siz yapan bütün bileşenleri kucaklayın, ancak bu şekilde bütün haline gelebilir ve ancak bu şekilde kendi benliğinizi Yaratıcı’nın benliğine, ruhunuzdaki tanrısal öze bırakabilirsiniz.

İyi ki varsınız…

Parapsikoloji ve Ruhsal Yetilerimiz