Fantastik Dünyaların Kapılarını Açan Yazar: Barış Müstecaplıoğlu

Son yıllarda Türkiye’de de büyük ilgi gören fantastik edebiyatında ilk Türk fantastik kurgu serisi olarak anılan, dört kitaptan oluşan Perg Efsaneleri ve Şamanlar Diyarı’nın yazarı Barış Müstecaplıoğlu ile fantastik edebiyat, FABISAD, yazarlık, ve hayal gücü üstüne konuştuk.

Röportaj: Mihriban Doğan

Öncelikle yoğun iş temponuz arasında bizi kırmayıp söyleşi teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. Okurlarımız için kısaca kendinizi tanıtabilir misiniz?

Loading...

İnşaat Mühendisliği okumuş, İnsan Kaynakları alanında kariyer yapmış, bir fantastik roman yazarıyım. Anlayacağınız renkli bir hayatım var!

İnsan kaynakları alanında çalışıyor, bir yandan da kitap yazıyorsunuz ve oldukça verimli bir yazarsınız. İki meslekte birden çalışmak yorucu ve zor olmuyor mu? Yoksa az uykuyla mı idare edenlerdensiniz? 🙂

Barış Müstecaplıoğlu
Barış Müstecaplıoğlu

Aynı anda iki iş yapmanın zorlukları var elbette, her ikisinin de hakkını verebilmek için her zaman kırıntısını değerlendirmek gerekiyor. Az uyumuyorum ama uyanık olduğum vakti planlı programlı yaşıyorum. Bir de pek televizyon seyretmiyorum, insanlar televizyona ayırdıkları vakti bir hesaplasalar hayatlarının epey bir kısmını onun karşısında geçirdiklerini göreceklerdir. Yazarlık dışında bir meslekten para kazanabilmenin güzel tarafları da var, satar satmaz kaygısı duymadan keyfimce yazabiliyorum bu sayede.

Çeşitli türlerde eserler verseniz de ağırlıklı olarak fantastik edebiyat alanında yazıyorsunuz. Son yıllarda ülkemizde de bu türe karşı yoğun bir ilgi var ve aynı şekilde yazılan kitaplarda da bir artış söz konusu.

Her ne kadar geçmişte bu konuda çok eser verilmemiş olsa da sizce bizim ülkemiz bu tür için verimli bir kaynak mı? Türkiye’de fantazya alanında yazmanın olumlu ve olumsuz tarafları nelerdir?

Bu konuda fazlasıyla verimli bir ülkede yaşıyoruz. Bu topraklardan birçok farklı millet birçok farklı kültür geçmiş, hepsi de izlerini bırakmış. Biraz eşelediğiniz zaman Şamanizm’den Bizans’a, İslamiyetten modern batı kültürüne çok zengin bir birikimle karşılaşıyorsunuz.

Bunları yaratıcı kombinasyonlarla birleştirip rengârenk fantastik öyküler hayal etmek mümkün. Olumsuz tarafına gelince, ülkemizde hayal kurmaya ve yaratıcılığa pek sıcak bakılmıyor, çocuksu görülüyor, toplumların ilerlemesi ve gelişmesi için her şeyden çok hayal gücüne ihtiyaçları olduğu henüz tam olarak fark edilmiş değil.

İlk Türk fantastik kurgu serisi Perg Efsaneleri yayımlandığında türün meraklıları tarafından çok beğenildi ve şu anda fanları var.

Ancak bildiğim kadarıyla Türkiye’de bu tarzda yazan yerli yazarlar eserlerini yayımlatmakta zorluk yaşıyor. Siz de yaşadınız mı? Bunun nedenleri nelerdir?

Ben pek yaşamadım aslında. Kitabımı okuyan ilk yayınevlerinden biri olan Metis Yayınları hemen basma kararı aldı. Ama bunda o dönem yayınevinde editörlük yapmakta olan Bülent Somay’ın etkisi büyük. Bülent Bey fantastik edebiyatı çok iyi bilen ve seven, iyiyi kötüyü ayırt edebilecek bir isimdi.

Bir süredir editörlüğe ara vermiş olması edebiyat dünyamız için bir kayıp. Fakat birçok yayınevi gerçekten yerli fantastik romanlara soğuk bakıyor, çünkü Türkiye’den bu alanda kaliteli eserler çıkabileceğine pek inanmıyorlar, okurların yaklaşımları da çok farklı değil. Perg Efsaneleri gibi bu önyargıyı kıran eserlerin sayısı arttıkça, daha çok yayınevi ve okur yerli fantastik edebiyata ilgi göstermeye başlayacaktır sanıyorum.

Günümüzde dünyadaki fantastik edebiyat ile Türkiye’deki fantastik edebiyatın durumundan bahsedip, kıyaslamalar yapabilir misiniz? Dünyada ve Türkiye’de bu alanda kimleri beğeniyorsunuz?

Dünyanın en çok satan romanları arasında yer alan ve muazzam bir okuyucu kitlesi olan Harry Potter serisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Konuştuğumuz gibi Türkiye’de benim tarzımda yazan pek isim yok. Son dönemde Erbuğ Kaya’nın Giddar ve Beşlerin Çağı romanları bu türde en çok beğendiğim romanlar oldu. Göktuğ Canbaba, Hamit Çağlar Özdağ gibi ümit veren başka isimler de var.

Yabancı yazarların serilerinden Ursula K.Leguin’in Yerdeniz serisini ve Terry Pratchett’in Disk Dünya kitaplarını çok severim. Bu tür sıralamalar yapmak zor, çünkü birçok kitabın sevdiğim farklı farklı yönleri var, kiminin kurgusu çok iyiyken kiminin karakterlerine tutulabiliyorum. Harry Potter’in ilk kitabını okudum sadece ve epey eğlenceliydi. Edebi olarak bana çok tat vermediği için devamını okumamıştım, fakat filmlerini seyrettim, yazarının hayal gücü çok geniş gerçekten, sırf bunun için bile saygı duyarım kendisine.

Perg Efsaneleri yayımlandıktan sonra Perg çizgi romanı ve rol yapma oyunu gibi projeler gündeme gelmiş ve daha sonra askıya alınmış. Şu aşamada bunlarla ilgili bir gelişme söz konusu mu?

Henüz değil, Perg kitapları yavaş yavaş başka ülkelerde yayınlanmaya başladı, oralarda göreceği ilgiye göre bu projeleri yeniden gündeme getirebiliriz. Projeler kısmen hazır aslında, ama bir yayınevinin ya da bir oyun firmasının bu işi üstlenmesi için ekonomik olarak yatırımına değeceğini görmesi lazım. Türkiye’de henüz bu alan ticari açıdan çok cazip değil. Biraz daha zamana ihtiyaç var.

Dört kitaptan oluşan ‘Perg Efsaneleri’ Bulgarca, Sırpça ve Çinceden sonra seneye Almancaya da çevrilecek. ‘Kardeş Kanı’ Lehçeye çevrildi ve 2012’de Romanya’da yayımlanacak. ‘Bir Hayaldi Gerçekten Güzel’ Suriye’de yayımlandı. Farklı ülkelerdeki insanlara ulaşmak nasıl bir duygu, onlardan nasıl tepki alıyorsunuz?

Benim için insan her yerde insan, oralardaki okurlarımı da buradaki okurlarım kadar seviyorum. Elbette onlarla iletişim kurmam o kadar kolay olmuyor, ama internetten bana ulaşıp düşüncelerini paylaşanlar oluyor. Genel olarak güzel tepkiler alıyorum, farklı kültürlerin yayınevleri ve editörleri tarafından beğenilmiş olmak da hoş bir duygu, demek ki romanlar evrensel bir tat yakalamış diye düşünüyor insan.

Vikipedi’de fantezi edebiyatın tanımında şöyle bir ifade geçiyor: “Fantezi edebiyatı gerçek dünya öğeleri kullanarak anlatılamayacak durum, öğe ve diğer içerikleri anlatmak için alternatif bir yöntem kullanır. Tüm eserler bu amacı taşımasa da neredeyse tamamının gerçek dünyaya ilişkin eleştirileri, yorumları, mesajları vardır.”

Bu edebiyat fantastik öğeleriyle içinde yaşadığımız toplumdan ve çağdan çok farklı görünse de aslında onun bir bakıma yansıması mı oluyor ve bu yönüyle bazı şeyleri daha rahat ifade etme olanağı mı veriyor?

Evet elbette. Sonuçta hiç kimse yoktan bir şey var etmiyor, gerçek dünyada gördüğü, dinlediği, yaşadığı şeyleri alıp onları hayal gücünde farklı şekillere sokarak fantastik dünyalar, karakterler yaratıyor. Fantazi edebiyatında da karakterler arasında yaşanan aşklar, düşmanlıklar, kıskançlıklar, ego çatışmaları, aile ilişkileri işleniyor, yalnızca dekor ve kostümler farklı.

Ayrıca bu kitaplarda gerçek milletler ve ülkeler olmadığı için, konuları ve temaları daha evrensel, belirli bir ülkeyle ve kültürle sınırlamadan işleyebiliyorsunuz. Benim son kitabım Şamanlar Diyarı’nda yaptığım gibi, belli bir ülkede yaşanmış bir soykırıma ya da savaşa değil de, genel olarak tüm soykırımlara ve savaşlara gönderme yapabiliyorsunuz mesela.

Kurucuları arasında yer aldığınız FABISAD (Fantazya ve Bilim Kurgu Sanatları Derneği) hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? Bildiğim kadarıyla amaçları arasında, üyelerinizin yurtdışı bağlantısını sağlamak, arşiv kurmak ve Giovanni ödülleri vermek var.

FABİSAD bir sanatçı ve emekçi derneği. Fantazya, bilimkurgu ve korku gibi hayalgücünü temel alan türlerde eser veren tüm sanatçıları ve bu eserlerin insanlarla buluşmasını sağlayan yapımcı, editör, yayıncı gibi emekçileri bir araya getirmeyi hedefledik.

Bu birleşmeden bir sinerji doğmasını, bu türlerde daha çok ve daha kaliteli eserler verilmesini, bu eserlerin daha fazla duyulmasını amaçlıyoruz. Hepimizin çok sevdiği Giovanni Scogmanillo adına öyküden romana, çizgi-romandan sinemaya birçok alanda verilecek bir ödül organizasyonu yapmak hayallerimizden biri.

Son kitabınız ‘Şamanlar Diyarı’ ile ilgili ne gibi tepkiler aldınız? Serinin devamı ne zaman gelecek?

Şamanlar Diyarı benim olgunluk çağı eserim. Perg Efsaneleri ilk göz ağrım olsa ve çok sevilse de, Şamanlar Diyarı bence şimdiye kadar yazdığım en iyi romanım, gelen tepkiler de bu yönde. Benim yazdığım serilerde kitaplar tek başlarına da okunabiliyor, Şamanlar Diyarı‘nın asıl öyküsü kendi içinde sona erdi ama yeni olaylarla öykünün farklı bir şekil alacağı ikinci kitabı da yazıyorum, sanırım yıl sonuna kadar bitiririm.

Şamanlar Diyarı ile yine fantastik edebiyata döndünüz. Bazı okurlarınız sizin hep bu alanda yazmanızı istiyorlar. Siz bir söyleşinizde farklı türlerin sizi bir nevi dinlendirdiğinden bahsetmiştiniz yanılmıyorsam. İleride örneğin fantastik edebiyatın yakın bir türü olan bilim kurgu gibi başka türlere de girmeyi düşünüyor musunuz? 

Kesinlikle, aklımda çok keyifli bir bilim kurgu romanı fikri var, Şamanlar Diyarı‘nın devamını bitirdikten sonra o kitabı ilk sıraya alabilirim. Bunu biraz da zaman gösterecek, çünkü arada aklıma daha da iyi bir fikir gelebilir, kim bilir? Ne yazacağıma o anda içimde baskın olan duygular ve düşünceler doğrultusunda karar veriyorum, bu yüzden kesin bir şey söylemek mümkün değil. Ama er geç bir bilim kurgu da yazacağım, o kesin.

2009’da yapılan, 12 ülkeden sizin de aralarında olduğunuz 20 yazarın 15 gün boyunca trenle yolculuk ederek, konakladıkları şehirlerde edebiyat tartışmalarına ve okumalara katıldığı Word Express Yolculuğu’ndan bahsedebilir misiniz? Size ne gibi katkıları oldu?

Bu genç yazarların çoğu Balkan ülkelerindendi ve saatlerce süren tren yolculuklarında ülkelerimizde yaşanan acıları uzun uzun konuştuk, farklı olana duyulan nefretin ne kadar büyük acılara yol açtığını çok derinden hissetmeme yol açan bir yolculuktu. Şamanlar Diyarı‘nda bu konuları işlememe bu yolculuğun sebep olduğunu söyleyebilirim. Onun dışında birbirinden değerli dostlar kazandım, birçok ülkeden şair ve yazarlar tandım, böyle deneyimler bir yazarın bakış açısını ve iç dünyasını zenginleştiriyor.

Sizin için yazarlığın anlamı nedir? Nasıl bir ortamda yazarsınız? Yazmak için belirlediğiniz saatler var mı? Gördüğünüz veya etkilendiğiniz şeyleri unutmamak adına notlar alır mısınız? Yazmaktan bunaldığınızda dinlenmek için neler yaparsınız?

Yazıyorum çünkü yazmayı seviyorum, hayal etmekten ve bu hayalleri insanlarla paylaşmaktan keyif alıyorum. Yazmak dünyayı ve hayatı güzelleştirmek için elimdeki en güçlü araç. Sadece başkaları için değil, kendim için de. Genellikle çantamda kâğıt ve kalem olur, aklıma ne zaman iyi bir fikir geleceği belli olmuyor, unutmaktan korkmak yerine not almayı tercih ederim.

Ancak sessiz sakin bir ortamda yazabiliyorum, fakat yazdıklarımın üzerinden geçerken, kendi kendime editörlük yaparken bu kadar hassas olmuyorum. Yazarlık dışında bir işim daha olduğu için zihnim sık sık farklı şeylerle meşgul oluyor, bu yüzden bunalacak kadar yazmaya gömüldüğüm olmuyor doğrusu.

Bir yazar her şeyden beslenebilir ama siz en çok nelerden besleniyorsunuz ve edebiyat dışında hangi sanat dallarıyla ilgileniyorsunuz?

Edebiyatı sık sık beyaz perdeyle aldatırım, her hafta en az bir kez sinemaya giderim. Fantastik illustrasyonları ve Sandman tarzı çizgiromanları da seviyorum. Görsel sanatların kendilerine özgü anlatım teknikleri yaratıcılığımı tetikliyor. İleride sinema ya da çizgiromanla ilgili bir şeyler yapmayı da planlıyorum ama henüz erken, her şeyi aynı anda yapmaya kalkarsam hiçbirini yapamam, sırayla gitmek lazım.

Yazar ismi değil de eser ismi vermeyi tercih ettiğinizi belirtmişsiniz. Size ilham vermiş yazarların eserlerinden örnek verebilir misiniz?

Stephen King ve Peter Straub’un birlikte kaleme aldıkları Tılsım, Yaşar Kemal’in İnce Memed‘i, Jean Paul Sartre’in Hürriyetin Yolları isimli eseri, Ursula K.Leguin’in Yerdeniz kitapları, bir de unutulmaz Pal Sokağı Çocukları… Ama bunlar sorduğunuz şekilde sadece örnek, farklı farklı sebeplerden sevdiğim o kadar çok kitap var ki..

Şu anda üzerinde çalıştığınız yeni bir kitap var mı? Gelecek için hedefleriniz neler?

Şamanlar Diyarı‘ndaki karakterlerin çıktıkları yeni yolculukları anlatan bir kitap yazıyorum. İleride bir şekilde olaylar bağlanacak. Gelecek için kesin bir şey söyleyemem, dediğim gibi ne yazacağım o andaki önceliklerime, içimde baskın olan duygu ve düşüncelere göre şekilleniyor, birkaç sene sonraki Barış’ın neleri kendine dert edeceğini, nelerden heyecan ve coşku duyacağını bilmiyorum, ben de sizin kadar merak ediyorum bunu.

Son olarak klasik bir soruyla bitirelim isterseniz. Genel olarak yazarlıkla, özel olarak fantastik edebiyat yazarlığıyla ilgilenenlere ne gibi tavsiyelerde bulunabilirsiniz?


Elbette iyi eserler okumak ve kitapları aracılığıyla iyi yazarlarla usta – çırak ilişkisi kurmak bu işin ilk adımı. Ama her yetenek gibi yazma yeteneği de deneyimle ve çalışmayla gelişiyor, gerçekten yazmak istiyorlarsa bahaneleri bir kenara bırakıp otursunlar ve yazsınlar. Sonra yazdıklarının üzerinden defalarca geçip en mükemmel haline getirene kadar sabırla üzerinde çalışsınlar. Bu çalışmayı belirli bir süre yaparlarsa, eğer yetenekleri varsa, yazdıklarının sürekli daha iyiye gittiğini göreceklerdir.

Öyle olmazsa da üzülmesinler, yetenekleri hangi konudaysa ona odaklansınlar, yazmak eğer çok sevmiyorsanız öyle çok da matah bir şey değil, bilakis epey yorucu, yıpratıcı bir iş. Herkesin illa bir şey yazması gerekmiyor, iyi bir okur olmak da çok değerli. Çünkü iyi bir kitap ancak onu anlayabilen, iyi bir okurun elinde nefes alır ve çiçek açar.

Yaratıcı Yazmanın Hazzı: Gülayşe Koçak ile Söyleşi