Köklere Yolculuk ve Atalarını Onurlandırmak

Direnç gösterilen her şey, yaşamın içinde irili-ufaklı kilitlenmeler sunacaktır bize. İnsan bazen hayatı kabul etmede ve yaşamı sindirmede zorlanabiliyor. İnsanlara, yaşama, ailesine, akrabalarına, kökenine ve hatta dünyaya direnebiliyor zaman zaman.

Bu aşamada, var olanı kabul etmek bizi özgürleştiriyor. Olana direnmekse; sınırlamalara, akmayan hayatımıza bizi tutsak etmeye yarıyor sadece.

Büyük olasılıkla var olan kaderimiz

Büyük olasılıkla var olan kaderimiz ve koşullarımız, olacak olanın en iyi ihtimallerine kapılarını açıyor. Yaşanan hiçbir şey boşuna ve tesadüfi değildir hayatta. İlahi plan bizim için her zaman çalışıyor kâinatta. Her durumun içindeki fırsatları görebilmek, bu dinamikleri harekete geçirebilmek hiç kuşkusuz; koşullara ve olaylara odaklanmaktan çok daha ötelere götürecektir bizleri.

Loading...

Köklere gitmek, derinlere inmek ve yaşam kaynaklarınla, köklerinle tekrar yoğun bir bağ kurmak… Onları göz ardı etmeksizin yaşam içinde deneyimlemek, hayata katmak; benliğimizi görmek ve fark etmek için güzel bir vesile olacaktır bizler için. Yaşam kaynaklarımıza ve bu kaynakların baş kişilerine saygı duymak; her olumlu ya da olumsuz role, yaşanan hikâyelere rağmen, yaşamımızı olduğu gibi kabul etmek ve yaşamımızı oluşturan her bir aktöre koşulsuzca, yürekten saygı duymak hayatı kutsamamızı sağlayacaktır.

Yaşamımızı kökleriyle birlikte kutsamak, yaşam deneyimlerinin olduğu ve köklerini oluşturan topraklara karşı şükran duymak, yargısız, yansız-yönsüz geniş bir perspektifle bakabilmek ve o çerçevenin, resmin içinde sadece “var olmak.”

Bizi biz yapan, var eden ve bizi etkileyen her bir parçayı; yani dağıyla, taşıyla, böceğiyle, çiçeğiyle, yeliyle, yemişiyle içimize kabul etmek ve yüreğimizde onlara yer vermek; kendimizi, bizi biz yapan köklerimizi, toprağımızı kutsamak demektir. Bunların hepsini olduğu gibi, olan şekliyle kutsamak demek, ona bir anlamda şükretmektir aynı zamanda. Şükür, Tanrı’nın en sevdiği ve evrenin harekete geçirici etkili enerjilerinden biridir.

Çünkü şükür olanı benimsemektir, onu onaylamak ve kabul etmektir. Şükür, teslimiyettir ve olana direnmemek demektir. Ve en önemlisi şükür, aynı zamanda Tanrı’ya bir duadır: “Var olanı kabul ediyorum” ve “senden gelen her şeye razıyım” demektir.

Ataları Yâd Etmek

Tarih öncesi çağlardan beri yaşam, hep su kenarlarına kurulmuştur. Yüzyıllardan beri su neredeyse, yaşam da orada olmuştur. Bu yönüyle su, bizim için en temel yaşam kaynağıdır.

Kaynarca
Kaynarca

Sudan gelen yaşam, Atalarım için de böyle olmuş ve işte bu yaşamlardan biri de Anadolu topraklarında, Güzelyurt Kasabası’nda Kaynarca’da var olmuş. Yıllar önce Büyükbabalarımızın Selanik’ten yola çıkıp bu topraklara ulaşmasıyla başlayan göç yollarının sonu, su ile ekmek peşinde gelinen nokta olmuş ve hayat onlara bu topraklarda yeni yaşamlarını sunmuş.

Büyükbabalarımız; yaşam kaynağı olarak suyunu, sularının beslediği topraklara aş veren, buğday veren, ekmek veren suyun adını soyadı olarak kendilerine almışlar. Yerden kaynayan bu suyu kendilerinin soyunu temsil eden, yaşatan ve devam ettiren bir sembol gibi görmüşler ve onu kendi hikâyelerinde ölümsüzleştirmişler.

Oktay Kaynarca Caddesi

Oktay Kaynarca Caddesi

Ayrıca ünlü oyuncu Oktay Kaynarca’nın, nam-ı diğer Çakır’ın da kökleri benim gibi bu topraklardan geliyormuş. 2008 yılında Güzelyurt Şenlikleri için buraya gelen başarılı tiyatrocu Oktay Kaynarca’nın adı, memleketi Güzelyurt’ta annemin de doğduğu ve büyüdüğü mahallenin caddesine verilmiş. Oktay Kaynarca da, oradaki birçok kişi gibi akrabamız oluyormuş.

Yerel Dilde Say Denilen Tepe

Yükseklere çıkmak ve resmin dışına çıkarak, resme yukardan bakmak ve böylece bütünü daha kolay görebilmek… Yeryüzünde, tepelerin her zaman farklı ve yoğun bir enerjisi olmuştur. Allah, birçok önemli peygambere dağlarda, yükseklerde vahiylerini iletmiş. Birçok peygamber de bu kutsal yerlere çıkarak, dua edip Tanrı sözlerini almışlardır. Dağlar ve tepeler, yüksek enerjileriyle ilahi olanı çekebilen özel yerler olmuşlardır her zaman.

Yolculuğum boyunca Bert Hellinger’in ” Sevgi Düzenleri” isimli kitabını okudum. Bert Hellinger bu kitabında, Atalara saygının öneminden bahsediyor ve konuyu bilimsel olarak, örneklerle birçok boyutta inceliyor. Çıktığım tepede, şu cümleleri okuyup dizelerin içinde yaşıyorum sanki:

Bu, insanın her şeyinden, sokaklarda sıkışık düzen sıralandığı bir köyden çıkıp dağa tırmanmasına benziyor. Tırmandıkça, yükseldikçe daha da büyüyor görüş açısı. Ama bir yandan da ne kadar yükselirse o kadar yalnızlaşıyor. Yine de kendisini, öncekinden daha büyük bir bağlam içinde deneyimliyor… (Sevgi Düzenleri)

Say’da İndigo Dergisi’nin bu sayısını yazarken…

Tepeler arasında serinliği hissediyorum. Güzelyurt’ta bulunan Say, Malatya’nın içine göre yazın daha serin. Kayısısı ve ceviziyle meşhur olan bu yerde, yazları sıcak ve nemli olan İstanbul’un sıcağından uzakta, kendi kökenlerime inzivaya çekiliyorum adeta. Dışarıdaki sesler susunca, içimdeki o sessizlikte benliğimin sesini daha kolay duyuyorum.


Ataların- dedelerin mezarlarını ziyaret edip, onlar için dua edip, topraktaki köklerime bir kez daha bağlanıyorum yaptığım bu yolculukla birlikte. Mezarlıkta akrabalarım için dua ettikten sonra, yine uzman psikoterapist Bert Hellinger’ın kitabında da yazdığı gibi hafifçe eğilerek: “Sevgili atalarım size yüreğimde yer veriyorum ve sizi onurlandırıyorum. Sizler benim atalarımsınız ve sizlere saygı duyuyorum.” diyorum.

Böylelikle ata topraklarındaki atalarımı, var olan her şeyi kendi bütünlüğü ve yaşanmış hikâyeleriyle birlikte, sorgulamadan, hiç yargılamadan, drama kapılmadan ve yas tutmadan olduğu gibi kabul ediyor ve onaylıyorum. Bunu yaparak, aynı zamanda kendimi de olduğum gibi onayladığımı, kabul ettiğimi ve sevdiğimi idrak ediyorum. Ya siz, kendi köklerinize inmeye, Atalarınızı, Ata topraklarında ziyaret etmeye ne dersiniz? Ben, hiç beklemeden bunu yapın derim…

Gençlik kültürü ve toplumsal değerler analizi

PAYLAŞ
Önceki yazı4 Şehir 4 Fotoğraf: Hamburg, Heidelberg, İstanbul, New York
Sonraki yazıFarkındalık nedir? Fark edersen fark yaratırsın!

İstanbul’da doğdu ve İzmir’de büyüdü…

Mersin Üniversitesi Seyahat İşletmeciliği, Yakındoğu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve
Reklamcılık mezunu. İletişim Fakültesi’ni bitirdikten sonra reklam ajanslarında, birçok büyük firma için reklam kampanyaları hazırladı, reklam ve metin yazarlığı yaptı. Bir bilişim firmasında Editörlük yapıyor.

Seyahat etmeyi, insanı içsel yolculuklara taşıdığını düşündüğü için seviyor. Bu sebeple
fırsat buldukça bir seyyah gibi yolculuk yaparak; gördüklerini ve yaşadıklarını kendi sitesi; Seyyahca’da (www.seyyahca.com) yazarak, insanlarla paylaşmaktan keyif alıyor.

Modern dans ve Latin danslarının yanı sıra Psikoloji ve Yaşam Koçluğu eğitimlerine katıldı. Almış olduğu bilgileri, şimdi diğer insanlarla paylaşıyor ve Yaşam Koçluğu eğitimleri veriyor.

Doğada olmayı, tarihi yerleri gezmeyi, yolculuk yapmayı, okumayı, öğrenmeyi, araştırmayı, denizi, dansı ve dil öğrenmeyi seviyor.

Hayatın, paylaşarak güzelleşeceğini ve anlam kazanacağını düşünüyor.