Ömür Köroğlu ile Yaprak Ülkesi’ne yolculuk

Hayat, nasıl da yaprak değil mi? Bir şiir, bir başka yerlerde yankılanıyor ve bir yaprak kopuyor, rüzgârla savrulup başka diyarlarda, başka bozkırlarda, ovalarda yüzüyor. Sonra toprağa dönüyor. Su oluyor. Sessizce göğe yükseliyor… Ve sonra… İşte yine dönüyor ve yaprağa Can veren Can oluyor. Yaprak oluyor yani ki… Yaprak ol’uyor…

Ömür Köroğlu ile Yaprak Ülkesi'ne yolculuk
  Ömür Köroğlu

İsim, insanlara; sevgi, sevgili, yoldaş oluyor. Çayda şifa, bağda nidâ, kimi zaman da cefa oluyor bir derin vefada.  Sarıyor, sarmalıyor dağları. Denizlere manzara çiziyor. Peki yapraklar da konuşuyor mu? Konuşulan mı oluyor yoksa her zaman? Dilleri, sevgileri, aileleri, akrabaları var mı? Aşık mı onlar da? Yârine nar mı davaları? Ayları, mevsimleri söze düşer mi onların da? Dillerinden anlayan… Ülkelerinde gezen var mı? Bir anne şefkati ile kucaklayıp, okşayıp; bir abla misali dinleyen onları… Bir dost var mı sözlerine söz diyen ve sözünde sözlerini ses eyleyen?

Ömür Köroğlu’nu bildim. Yaprağa yoldaş, sırdaş; yaprak Ömür Hanım’a hâldaş. Bir ulu sevda iklimleri. Bir yaprak ülkesi… Ben bir sordum, Ömür Hanım pir söyledi. Bir nefesçe anlattı. Bir nefes eyledi. Her mevsim Türkiye’nin değişik yerlerine giderek, değişik türde yaprakları topluyor ve yoldaş oluyorlar. Harikulade tablolarda, varoluşun ve bütünlüğün sırlı güzelliğini gözlere seriyorlar. Buyrun; Ömür Köroğlu ve Yaprak Ülkesi. Sanatçımız söylüyor ve biz dinliyoruz:

Ömür Köroğlu’ndan Yaprak Ülkesi:

Bir varmış, bir yokmuş diye başlar “Yaprağın Masalı”. Hiç ile sonsuz zaman arasındaki bir “varoluş”, bir “yokoluşun” anıdır onun düşsel yolculuğu.

Tek bir yaprakla başlar düşler ülkesinin öyküsü. Düşünü kuran ve ona sadık kalan Yaprak, yazgısını değiştirebilmek adına, kendine giden yolu takip ederek, kendi gerçeğini düşler farklı mevsimlerde, kendi ülkesinde…

Yaprak kaderini biçimler. “Olmak” için kurar kendi ülkesini. Güneş ısıtır ışığıyla Yaprağı. Oluşta yükseliş anıdır bu. Ardından yağmur yağar. Her damla ve özgür kılar onu. Evet, her şey çoktan olmuştur pek çok mevsim, pek çok zaman önce… Sadece onları toplamak ve biraraya getirmek kalır yaprağın fikrince.  

Yola koyulur Yaprak “Düş”ü üzerine. Kendine giden yolu takip ederek, rastlar kır çiçeklerine. Eğilir ve diz çöker çiçekler yaprağın önünde:  

— Senin ülkenin topraklarında, seninle “bir”iz. Seninle varız. Senin düşün, bizim düşümüz, derler kendi kaderlerinin varoluşta yaprağın serüvenine dönüşeceğini bilerek. 

 Yaprak kır çiçeklerine döner ve der ki:

 — Sizler varlıklarının eşsiz ve muhteşem güzelliğini unutmayanlar! Hiçbir maskenin altına saklanmadan “düş”ün hakim olduğu “an”da varolan çiçekler! Hiçbir karara varmaksızın, sadece oluşunuzdaki incelik ve zerafetle şeref verdiniz ülkeme.

 

Ve yoluna devam ederken Yaprak, rüzgarın belirlediği rotasında, konar toprağa. Bir ses mırıldar toprağın altında:

 “Buradayım” der tohum, her şartta güçlü olması gerektiğini bilerek. 

Zerredir tohum ve hiç şüphe yoktur özünde. Endişe etmeden bilir ki, güneşle yağmurun, rüzgarla soğuğun kendi oluşumuna seve seve hizmet edeceğini. Kendisi ve varolması dışında, bir amacı yoktur tohumun. Kendini sadece, kendi bütününe adar ve toprakta hiçbir boşluk bırakmadan, tıka basa dolduracağı ve sıkı sıkıya köklerini salacağı zamanı bekler sabırla. 

Yaprağın düşü ve bilinciyle, güneşin göz alıcı ışığında her ağacın, her çiçeğin seçilmesi ve ödüllendirilmesiyle bir şölen sofrası kurulur. Randevusuz bir buluşmadır bu mevsimlerin belirlediği. 

Kızılın sarının tonları, turuncusuyla göze gelir kendi armonisinde. Morun bilgeliğinde sohbetler edilirken, yeşilin makamında şarkılar söylenir. Her çiçek kendi niteliğinde şeref verirken, Yaprak hepsiyle bir olur ve kutlar varoluş ülkesinin yeni düşlerini…

 Kutladıkça çoğalır renkler, kutladıkça sürgün verir yeni filizler. Kutladıkça kutsanır düşler, kendi anında, kendi varoluşuyla…

***


Ve sonra durdum, baktım, irkildim. Hayranlığım mahcupluğuma, mahcupluğum umuduma karıştı Ömür Hanım söyledikçe.

Demek yalnız biz değiliz sözü olan. Yalnız değiliz dünya denen zerrede ve varoluş serüvenleri en az bizimkisi kadar eski dostlarımız da var. Yaprak… Şarkılarda, seslerde, şiirlerde… Ama en çok Eylül’de… 

 Sanatçımız Ömür Köroğlu hakkında bilgi:

İzmir Bornova doğumlu. Lise eğitimini tamamladıktan sonra çiçeklere duyduğu sevgiyle onları ekip yetiştirmeye başladı. Hocası Nilgün Kurt’tan aldığı derslerle onları kurutup ilaçlayarak çalışmaya başladı. Geçen yıl İzdim (İzmir Kültürlerarası Diyalog Merkezi)’de “5. Mevsim” adında 75 tablodan oluşan kişisel sergisini açtı. Halen Yaprak Sanatı’nın tanıtımı ve dersini vermekte. Geçen yıl Kültür Bakanımızın Yaprak Sanatına göstermiş olduğu ilgi ile Kültür Bakanlığında bu sanatı ‘Yaprak Sanatı’ adıyla güzel sanatların bir kolu olma noktasında devlet sanatçısı belgesini aldı. Sanatçının çalışmalarında hiçbir boya ve katkı maddesi bulunmamaktadır.


Graffiti’de farklı bir tarz: Sokak sanatçısı Stinkfish