GO: Dört bin yıllık kadim bir oyun

Homolundens’ten, yani oynayan insandan beri kadim uygarlıklar gibi kadim oyunlardan da bahsedebiliriz. M.Ö. 2000’li yıllardaki bir geleneğin günümüze ulaşmış oyunlarından biridir Go.

GO: Dört bin yıllık kadim bir oyun
Aziza La’Ra Kuğu ve Mehmet Emin Barsbey

“Öğrenmek için birkaç dakika, ustalaşmak için bir ömür”

Matematik’in kombinasyonlarını, Fizik’in dinamik doğasını, Uzak Doğu Felsefesi’nin savaş oyunu olarak ifade edilen aslen iç disiplin sağlamaya yönelik iradeyi, konsantrasyonu güçlendiren; günümüzün modern insanına sabretme, tahammül etiğini öğreten; şamanizmin ritüellerinden esinlendiği söylenen; yin-yang enerjisinin açığa çıktığı epistemolojik açılımları olabilecek kadim bir oyun ‘Go’.

Mehmet Emin Barsbey, her yaş grubuna, özellikle çocuklara günümüzün tüketici alışkanlıklarına eğitici bir alternatif olarak Go’yu kadim geleneğinin bir takipçisi olarak mütevazi bir şekilde öğretmeye çalışıyor. Anladığım kadarıyla bu geleneğin zerafet ve sabırla öğrenilmesi gerektiğini düşünüyor olmalı, kendisi ile Go’yu daha iyi anlamak için bir söyleşimizi sizlere aktarmak istedim.

Röportaj | Mehmet Emin Barsbey

Kendinizi tanıtır mısınız? Go öğrenmeye ve öğretmeye nasıl başladınız?

Go oyunuyla üniversitenin ilk yıllarında tanıştım. Okulun kulübünde kuralları öğrendim ve hemen ardından İstanbul Go Oyuncuları’nın buluşmalarına katıldım. Oradaki ortam ve yeni katılanlara gösterilen ilgi beni oyunun içine daha da çekti. Bu aşamada olduğu gibi, yani sadece “bir oyun” olarak sevdim. Daha sonraları oyunun içsel ve sosyal yansımalarına şahit oldum diyebilirim. Öğretme meselesine gelince, zaten Go öğrenmeye başladığınız anda öğretmeye de başlıyorsunuz. Böylesi büyüleyici bir oyundan etrafınızdaki hemen herkes haberdar olsun istiyorsunuz. İlk yarı resmi eğitmenlik bayrağını ise üniversitenin kulübünde taşımaya başladım. Bu işler genelde böyledir, bayrak yarışı gibi birileri birilerine devreder.

Eğitim aldığınız alandan farklı bir alan olarak Go eğitmenliğine nasıl yöneldiniz?

Ben Endüstri Mühendisliği mezunuyum ve mühendislikle ilgili kötü düşüncelerim yok ama hep sosyal konulara daha ilgili oldum. Bir süre editörlük yaptıktan sonra Goyu tam zamanlı ve profesyonel bir meslek haline getirmeye karar verdim. Neden? sorusunun kesin bir cevabı yok. Bu oyunu seviyorum, özel bir uğraş olması çekici ama yine de bunlar herkesi ikna etmez tabi.

Mehmet Emin Barsbey

Go’nun tarihinde bilindiği kadarıyla Çin savaş sanatı var. Bu savaş sanatının özelliği nedir? Diğer sanat savaşlarından farkı nedir?

Çin savaş sanatı ile ‘Go oyunu’ arasında yakın ilişki olduğu söylenir, oyunla ilgili stratejiler ve deyimler de bunu doğrular bir yapıdadır. Ancak bildiğimiz kadarıyla eski Çin’de, savaşçılardan çok bürokratlar ve asiller tarafından oynanmıştır. Amaç gerçek dünyadan uzaklaşmak ve kendi nefsiyle baş başa kalmaktır. Ancak birçok araştırma da strategemler yani eski Çin savaş taktikleriyle Go arasında ciddi bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Tarihte ne olup bittiğini kesin olarak bilemesek de ben bugün için şunu söyleyebilirim; Go, hemen her bakış açısına ev sahipliği yapabilecek neredeyse sonsuz bir oyun alanı demektir. Go tahtasında son derece rasyonel taktikler ve kombinasyonlar deneyebilir ya da sadece içsel bir akışa kendinizi kaptırmaya çalışabilirsiniz.

Go’nun Şamanizm ritüellerinden esinlenen yanları nelerdir?

361 noktadan oluşan Go tahtasının eski Çin takviminden türediği söylenir. Bir başka rivayete göreyse oyun tahtası eski Şamanların kehanet takvimi iken bugünkü bildiğimiz formuna evrilmiştir. Bu konuda Budist ve Taoist kaynaklarda ilginç referanslar vardır; En bilinen alıntılardan biri şöyledir: “Üç yüz altmış kesişim noktası yılın günlerini, 4 köşe, 4 mevsimi sembolize etsin. Her mevsime düşen doksan gün, tahtayı dört eşit parçaya ayıran doksanar keşisim noktasına denk gelsin. Kenarlardaki toplam 72 keşişim notası (5’er günlük) 72 haftayı ifade etsin.”

Go ve matematik, Go ve felsefe, Go ve fizik bilimi arasında bir bağlantı var gibi görünüyor? Bu kombinasyonlardan bahseder misiniz?

Go tıpkı matematik gibi tamamen soyut bir evrende hayat bulur. Önümüzde Go tahtasının reel olarak bulunmasının nedeniyse hamlelerin yerlerini unutmamız içindir. Yoksa tüm hamleler, varyasyonlar ve taktikler, hepsi sanaldır. Hatta önündeki reel Go tahtasının en uzağına gidebilenler, yani oynanabilecek hamleleri taşları tahta üzerine koymadan önceden görebilen ve farklı olasılık ağaçlarını en çok tarayabilen oyuncular Goda en ileri aşamaya doğru giderler.

Oyunda ilerledikçe oyunun felsefe ile nasıl iç içe olduğunu gözlemleme şansına erişebilirsiniz. Mesela Zen düşüncesinde olduğu gibi oyunda da da paradoksal deyimler vardır. Zayıf oyunculara verilen iki tavsiyeye kulak verelim. “Eğer 4 köşeyi kaybetmişseniz oyunu kaybetmişsinizdir demektir.” Diğeri: ” Eğer 4 köşeyi de almışsanız oyunu kaybetmişsiniz demektir.” Bu çelişkili görünen ifadede oyuncu belirli bir bakış açısından başka bir yere taşınmaya çalışılır. Var olan yargıları olumlamak ya da olumsuzlamak değil, bu yargıdan daha ötede ya da derinde bir yargıya varabilmektir. Ve daha sonra ondan da derine. Go’da düşünce böyle diyalektik işler daha çok. Belirli bir aşamada size çok doğru gelen bir stil ya da hamlenin başka bir aşamada terkedilmesi gerekebilir. Go’da mutlak doğru yoktur, sürekli en temel bilgilerimiz dahil sorgulama hali vardır. Bu da dogmatik düşünceden çok Sokratvari bir düşünceyi bize hatırlatır.

 Oyunun temel taşlarının kuralları satranç gibi midir? Sonsuz kombinasyon oluşturulabilinir mi?

Go, siyah ve beyaz taşları kontrol eden iki oyuncu arasında tahta üzerinde sırayla oynanması suretiyle satrançla benzer bir konumdadır. Ancak bunun ötesinde oyunun amacı, taşların fonksiyonları ve hareketleri dahil hemen her şey farklıdır. Öncelikle Go’da taşlar boşluklara değil kesişim noktalarına konulur. Go’da amaç belirli bir hedefi ele geçirmekle özetlenemez. Tahtanın daha geniş bir kısmında hakim olmak gibi daha soyut bir amaç vardır. Satrançta taşlar arasında hiyerarşi vardır, Go’da yoktur. Satranç oyuna verili bir düzenekle başlar, Go oyuncularıysa ringe çıktıklarında tahta bomboştur. Bu gibi kimi benzerliklerden ve farklardan bahsedebiliriz. Ancak bana doğru gelen iki oyunu birbiriyle kıyaslamaktan ziyade her iki oyunu da kendi içerisinde değerlendirmek. Nihayetinde her iki oyundan da öğrenecek pek çok şey var.

Go oyunu zihinsel olarak nasıl bir farkındalık oluşturuyor? 

Go oynamak en basit anlamıyla zihinsel bir egzersizdir. Go oynarken sadece asgari bir çaba gösteriyorsanız bile gelecek hamleleri okumaya çalışmanız ve başınıza gelecekleri zihninizde canlandırmanız gerekir. Bu da yaşlanmaya karşı beyin hücrelerinize verilebilecek en iyi desteklerden biridir. Bunun ötesinde oyunda ilerledikçe dengeli olmayı öğreniyorsunuz. Çünkü Go’da tüm tahtayı ya da tüm taşları ele geçirmek mümkün değildir. Tahta ve taşlar oyuncular arasında paylaşılır. Sizin amacınız bir puan da olsa bu paylaşımdan fazla pay almaktır. Ancak buna razı olmaz, hırsınıza yenik düşerseniz tahtadan iyi bir dersle ayrılabilirsiniz. Bunun tersine rakip üzerinize geldikçe sürekli geri adım atmak da sizi mağlubiyete sürükler. Elinize geçen fırsatları değerlendirebilmeniz gerekir. Tahta üzerindeki tüm bu müzakereler, gelişler ve gidişler, fırsatlar ve handikaplar sizin kendinizi daha iyi anlamanıza bir araç olur. Sadece kendinizi değil rakibinizi de tahta üzerinde tanımaya başlarsınız. Ve bu fırsatı değerlendirip kendinizi değiştirmek için eşsiz bir imkan bulursunuz.

Go’yu oynamanın belli bir yaşı var mıdır? Kaç yaşından sonra öğrenebilir insan? Nasıl ustalaşır?

Go, basit seviyede 3-4 yaş itibari ile oynanabilir. Gerçek anlamda 19×19 tahtada oynamak için çocukların genelde 6-7 yaşında olması beklenir. Tabi tüm bunlar kişiden kişiye göre değişen rakamlar. Go oynamak için bir üst sınırdan bahsedemeyiz. Go’yu öğrenme ve ustalaşma süresini etkileyen birkaç temel faktör var; Oyuna erken yaşta başlamak, ne kadar zaman ayırdığınız, gelişmeye ve değişmeye açık bir tutumunuzun olup olmaması, yeteneğiniz ve eğitmen/kaynak gibi eğitim olanaklarınız. Ancak Go’da ustalaşmaktan bahsetmek biraz iddialı bir söylem. Bu, sonu olmayan bir süreç. Bu oyuna hayatını adayan Uzak Doğulu profesyoneller dahi bu kelimeyi çoğu zaman kendilerine yakıştırmazlar. Burada önemli olan en iyi olmaya çalışmaktan ziyade kişinin kendi imkanları içerisinde ne kadar yol alabildiğidir. Her seviyede kişinin Go’dan öğrenebileceği ve tadabileceği çok şey vardır. Bana kalırsa oyuncunun diğerleri arasında en iyi olmaktan ziyade kendisini geliştirebiliyor ve yenileyebiliyor olması kişinin kendi adına ustalaşmasının ölçütü olabilir.

Taşların Go oyununda temel kombinasyonları nelerdir? Bu kısımdan bahseder misiniz? Nefes, yasak hamle gibi terimler var mesela bunları biraz açabilir misiniz?

Go’da oyun boş bir tahtada başlar. Tek tipte ve sadece iki renkte taşlar vardır ve tahta üzerinde hareket etmezler. Amaç tahtada en geniş alanı kontrol etmektir. Bu bazen rakip taşları esir ederek bazense size ait bir bölgeyi çevreleyerek olur. Bu iki amacın dengelenmesi önemlidir. Oyunda ele geçirecek alan ya da taş kalmayınca oyun biter. Nefes, gerçek hayattaki insanlar gibi bir taşın tahtada yaşayabilmesi için gereklidir. Bir taşın ya da grubun dikey ya da yatay komşu boş noktaları nefesleridir. Nefesi öğrendiğiniz anda oyunun kurallarının üçte birini öğrenmiş olursunuz. Kağıt üstünde Go, çok az kuralı olan basit bir oyundur. Yasak hamleye gelince, nefesiniz olmayan noktaya hamle yapamazsınız, Go’da intihar etmenize izin verilmez.

Go’da kendinizi usta olarak görüyor musunuz? Bu alanda sizin takip ettiğiniz ustalar kimlerdir?

Türkiye’de bu oyunu bilen pek az kişi olduğu için oyun üzerine çalışan ve belli bir donanıma sahip olan az sayıda insanız. Ama bu söylediklerim Türkiye standartlarında geçerli. Oyunun anavatanı Uzak Doğu ve orada kökleşmiş ve kurumsallaşmış. Uzak Doğu’da her sene akademilerde birçok yetenekli oyuncu arasından sayılı oyuncuya profesyonel oyuncu unvanı verilir. Bu oyuncular çok üst düzeydedirler. Çoğunlukla hayatlarını Go’ya adarlar, bir ömür boyunca Go çalışır, mücadele eder ve öğretirler. Bu gerçek ustaların yanında bizim payımıza düşen öğrenci olmaktır.

Go eğitimini sürdürdüğünüz bir mekan var mı? Nerelerde eğitim veriyorsunuz? Öğrenmek isteyenlere neler tavsiye edersiniz?

İstanbul Go Okulu çatısı altında çocuklarla, yetişkinlerle ve üstün yetenekli çocuklar gibi özel gruplarla çalışıyoruz. Çocuk atölyelerini ağırlıklı olarak özel okullarda açıyoruz. İTÜ Bilim Merkezi gibi kurumlarda hafta sonu atölyelerimiz var. Yetişkinler için de Taksim ve Kadıköy’de atölyeler açıyoruz. Olabildiğince yayılmaya çalışıyoruz ancak asıl atölye mekanımız Taksim Tuva Sanat. Sadece eğitim değil, turnuva düzenlemek, tanıtımlar ve sunumlar yapmak, şirketlerle ve STK’larla proje geliştirmek, ekipman tedarik etmek ve yazılar ve yayımlarla içerik üretmek de bizim işimiz. Hatta yazın Türkiye Go Oyuncuları Derneği’yle Kelebekler Vadisi’nde ‘Go Kampı’ düzenlenmesinde rol aldık. Öğrenmek isteyenlere tavsiyem bilen birilerinden yardım almaları. Go kitapçığa bakarak öğrenilebilen bir oyun değil. İstanbul’da İstanbul Go Oyuncuları Taksim ve Kadıköy’de toplanırlar. Onlara katılabilirler. Diğer birçok şehirde de benzeri topluluklar var. Pek tabi bizim eğitimlerimize de katılabilirler. Sabırlı olmayı da unutmasınlar, Go içine girdikçe git gide daha büyüleyici bir hal alır.


İndigo Dergisi adına bu güzel söyleşi için teşekkür ederiz.

Teşekkür ederim. İstanbul Go Okulu’yla iletişime geçmek isterseniz: www.Gookulu.comwww.facebook.com/Gookulu