Mutlu Kıyam Et(me)ler… Herkes için rutinde oluşan değişim

Bu güne kadar 21 Aralık 2012 tarihi ile ilgili hiç bir yazı, hiç bir haber ya da hiçbir video izlemedim. Bilimsel ya da tarihsel yeterli bilgiye sahip değilim. Bu arada bildiğim, tanıdığım tek maya “arı maya” dır. Benim onu tanıdığım günden beri sürekli olarak uçar, polenleme yapar, canını sıkan olursa da, dikiş iğnesiyle fevkalade can yakar.

Mutlu Kıyam Et(me)ler... Herkes için rutinde oluşan değişim

Şimdi size içimden geçenleri yani hissettiklerimi yazacağım. Buradaki “his” kelimesiyse, bana göre olayın anahtar cümlesidir. Bakalım benim hislerim neler söylüyormuş!

100 yıl, 10 yıl, 1 yıl, 1 saat ve hatta 1 saniye önce olduğu gibi, 21 Aralık 2012 tarihi de, sadece insanoğlu için değil, evrendeki tüm hayat için farklılıklar oluşturacaktır.  Herkes için rutinde oluşan değişim belki bir doz artarken, farkındalığı yüksek olan kişiler için çok daha farklı bir boyut yaratacaktır.

6. hissi diğer insanlardan daha hassas olan kişiler için zor bir dönem yaşanacak.

Çünkü 6. hissin ötesindeki kapılar zorlanacak.  Aslında bu hisse sahip olan ve bunu kabul etmiş kişiler için, bir nevi deri değiştirme gibi bir durum yaşanacaktır. Biraz sancılı olsa da, ötesinde çok daha güzel  içsel bir boyut oluşacaktır. (6. his en basit tanımla, kişinin olacak olayları tamamen doğal bir güdü ile önceden bilmesidir. Dokunma, görme, işitme, tat alma ve koklama olarak tanımlanan 5 duyudan tamamen farklı olarak gerçekleşen bu durum, bilimsel olarak kanıtlanamayan bir fenomendir. Birçok bilim adamı bu nedenle 6. his ile ilgili tüm durumları “gerçek dışı” olarak kabul eder)

Dolayısıyla burada kullandığım “zor” kelimesi tamamıyla iyi anlamdadır. Zor olma nedeni ise; kimimiz bu içgüdülerimizi içsel olarak kabul edip, kontrol edebilir (doğru değerlendirebilir, dikkate alabilir) hale gelebilirken, kimiyse  ‘dün gece çok yemek yedim, üstüm açık kaldı, hastaydım, yorgundum, bir şeyin etkisinde kaldım, çok üzgündüm…’ gibi kendimize yaptığımız açıklamalar ile geçiştiririz. Gördüğümüz imgeler, rüyalar ya da duyduğumuz hisler üzerine kendimize yaptığımız bu açıklamalar çoğu zaman bizi tatmin etmese de, nasıl başa çıkacağımızı bilmediğimiz için, kendi oluşturduğumuz güvenlik kapılarına toslar toslar geri döneriz.

Evet! Kabul etmeyenler için bu kapıların zorlanma dönemi, gerçek anlamda başlayacak.  Artık kendimize bahaneler sunmak yerine, bahanelerimize açıkça gerçekleri sunma vaktindeyiz. Neden, niçin sorgulamaları (neden bunu gördüm, neden bunu hissettim, ne anlama geliyor, ne yapmalıyım…) bu sorgulamalar içindeki terlemelerden sonra gelecek olan, içsel beraat kararları bizi bekliyor.

Kısacası, kendi içimizde zamanı kendimizin kontrol edeceği bir gidişattan bahsediyoruz.  Kararların daha doğru ve daha çabuk verildiği bir yaşamda, zaman yeterince verimli olarak kullanılıyor demektir.  (Aslında daha ileriki nokta, zamanın hiçbir anlamının olmadığıdır.)

Hepimiz her zaman mantık ve kalp arasında çok ciddi gelgitler yaşarız. Her birimiz hayatımızdaki değerleri ölçüp biçerek basamaklara yerleştiririz. Önceliklerimizin sıralamaları bu şekilde oluşur. (Örnek; çocuk, anne, baba, eş, sağlık, para.) Kimimiz mantıksal değerlere göre basamaklarımızı donatırken, kimimiz de kalpsel değerlere göre basamaklarımızı donatırız.

Çoğu zaman neyin ağır basacağı konusunda kalp ve beynin girdiği iç savaş, bizleri bir mihrabın ortasına yerleştirir ve tüm basamak değerlerimizi kül eder. (Sebep; bozuk zihin ya da beden sağlığı, zor yaşam koşulları vs )

Müjde! Tüm bu zorlu şartların hepsinden 21 Aralık etkisiyle kurtuluyoruz!

Demeyi elbette isterdim, ama tamamiyle kurtulamıyoruz.  Sadece kalp ve mantık arasında ezeli süre gelen iç savaşların, girdiğimiz sorgulamalar neticesinde daha durgun olacağı, bu yüzden de daha doğru değerlendirmelerin yapılacağı bir evreye giriyoruz. Yani daha sağlıklı kararlar verebileceğimiz, daha dik durabileceğimiz evreler bizi bekliyor.

Hayatın içinde karşılaştığımız şeyler üzerinde duyduğumuz ilk hisleri genelde görmezden geliriz.  Şimdiiii burada durun! Dikkat! Görmezden geldiğimiz ilk hislerimizin değer kazandığı bir döneme giriyoruz. Tanıdığımız insanlar, olmasına ihtimal vermediğimiz olaylar (aldatma, aldanma, dolandırılma, ya da tam tersi de olabilir vs) hakkında önümüze serilen sinyalleri görüp, kulaklarımızda çalan çanları duyacağız.

“Yok, öyle değildir, sanmam, daha neler,  bu kadar da değil, abarttım vs ” türü, yine kendimize bahane olarak sunduğumuz düşüncelerimizden ziyade, gerçekçi düşünceler ile daha doğru tespitler kurarak ayakta daha dik durabileceğimiz bir evreye gireceğiz.

Bu arada yukarıda bahsettiğim değişimler neden olacak?

Her saniye zaten bir değişim içerisinde olduğumuz bir gerçek. 21 Aralık 2012 senaryoları da ister istemez psikolojik olarak birçoğumuzu etkiledi ve etkileyecek. Farkındalık ister istemez yükselecek. Gezegenlerin ya da her tür enerjinin de canlılar üzerimizdeki etkileri bilimsel olan gerçeklerimizdir.

Doğa bizi etkiliyor, biz doğayı etkiliyoruz. Her şey bir birine direnç gösteriyor. Elbet bu direncin bir kırılma noktası olacak ve dolan bardak, taşacaktır. Doğanın bizlere karşı nasıl direnç gösterdiğini görmek için, betondan yükselen minicik bir yeşilliği fark etmeniz yeterlidir.  Her şey birbirini tamamlamak için mücadele veriyorken, bizler doğada tamamlanacak yer bırakmadığımızda emin olun intikamı acı olacaktır. Üstelik doğa bizden intikam almaya çalışmıyor, sadece bizim ona işlediklerimizi bize sunuyor.

Biz atmosfere zarar verirken, atmosferin bize gül yağdırmasını bekleyemeyiz.  Doğanın topraklarındaki ürünleri kimyasallar ile büyütürken, bize sağlıklı ürünler vermesini bekleyemeyiz. Ve bu ürünler ile beslenen nesillerin de sağlıklı olmasını bekleyemeyiz. Geç kalınmış sorgulamaların da hiçbir canlı için faydası olmayacaktır.

Var olmanın geneline bakacak olursak; hırsların, kin ve nefretin, toprak/ mal/ mülk savaşlarının, insan ve doğanın katlinin, gerçekte olması gereken değerlerin silikleştiğinin, bencilliğin ön plana çıktığının hepimiz farkındayız. Çoğumuz her fırsatta bunu dile de getiriyoruz.

Ama bu evrensel bencillikten bizi kurtaracak tek şeyin, bunu dile dökmek değil, içe serpmek olduğunu görmemiz gerekiyor. İçimize serptiğimiz her güzel duygu,  gerçek ve temiz olarak yansıyacaktır. Dil yalan söyler, gerçekler zamanla dili ve ömrü törpüler. İçi gerçekle dolu olan şey ise,(ruhu, düşünce ve davranışları güzellikler ile dolu olan varlıklar) dışa güzelliklerini serper, KIYAM et/meyi bilir ve arı maya gibi polenleme yaparak güzelliklerini etrafa serpiştirir. Ve yine şu bir gerçektir ki, hayat devam ediyorsa, her tür çirkinliğe rağmen direnç gösteren güzellikler sayesindedir. Tüm evrendeki yaşam için kıyametlerden çıkış yollarımızın sevgiden geçeceğini görebildiğimiz nice uzun takvimler diliyorum.

Sevgiyle kıyam edelim yeter. Mutlu Kıyam- et (me) ler.

Buyurun Kıyamete

1973 İstanbul doğumluyum. Çalışma ve ilgi alanlarımı sınırlamam pek mümkün değildir. Kimi zaman kalemim bana sırdaş olmuş, kimi zaman toplumun faydasına olan cümleleri dökmüş, kimi zaman da toplumun yaralarına dokunarak dile gelmiştir. Kalemi kullanırken en keyif aldığım taraf ise "sessizin sesi" olabilmektir. Yeri geldiğinde bir taşın sesi, yeri geldiğinde bir kedinin serzenişi, yeri geldiğinde konuşamayan engelli bir çocuğun dili, yeri geldiğinde ise bir saç örgüsünü dile getirebilmek en keyif aldığım şeylerden biridir. Hayatın her alanında gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim. Bağımlılık ile mücadele, kadın ve çocuk istismarına karşı destek, eğitime katkı amaçlı kütüphanaler kurulması, yardımlaşma derneklerinde faaliyetler, tüketicinin her tür hakkı (sağlık, hukuk...) üzerine destek çalışmaları, kültür sanat projelerine koçluk, danışmanlık, tutuklu çocukların topluma kazandırılması amaçlı eğitim organizasyonları, kan bağısı, organ bağışı, ilik bağışı üzerine organizasyonlarda koordinatörlük, özel eğitim öğretmeni olmam sebebiyle engelli çocuklarımızın ailelerine danışmanlık, okullarda çocuklarımızın yardımlaşma güdüsünü pekiştirme amaçlı seminerler ve sayamayacağım daha pek çok alanda, neredeyse hiç durmadan yıllardır gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim. Bu alanlarda hakkıyla faaliyet gösteren kurumların yanında bulunmanın yanısıra, mağdurların şahsen yanında istikrarla olabilmenin de güzelligini yaşayabilenlerdenim. Yönetiminde ya da genel kurulunda faaliyet gösterdiğim derneklerde doğru ekip çalışması ile "olmaz" denilenin aslında ne kadar kolaylıkla olabileceğini yaşayanlardanım. "Şunun uzmanıyım, bunun uzmanıyım" demek elbet güzel, ben direkt sahaya dalarak takım çalışmasına hızla uyum sağlayarak, iş ve zihin gücünü sergileyerek faydalı olmaktan keyif duyanlardanım. 1998 doğumlu dünya tatlısı, mutlu mu mutlu, sevimli mi sevimli, şamatacının teki olan zihinsel engelli Cansın adında bir oğulun annesiyim. Onun bana öğrettiklerinin arasında "sessizliği dinleyebilmek" en değerlilerinden biridir diyebilirim. İnsanoğlunun değer biçilemeyecek kadar değerli olan, ne kadar çok şeye sahip olduğunu unutmadan yaşamak ve bunu unutanlara da hatırlatabilmenin gururunu yıllardır şahsen yaşayanlardanım. Ailem olan İndigo'ya duyduğum sevgi, saygı ve sadakat 1 Ağustos 2011'de başladığım andan itibaren hiç bitmeden devam etmektedir. İndigo aileme ve siz okuyucularıma sonsuz sevgi, saygı ve teşekkürlerimi gönderiyorum. Ben 1 Ağustos 2011'den beri: Yazdım, yazıyorum ve yazacağım! Çocukluğumdan beri insanlık için çalışmalar: Yaptım, yapıyorum ve yapacağım! Daima huzurla kalmanız dileğimle...