Ruhsal gelişimde eril ve dişil sistemler

Ruhsal gelişimde birçok yol, teknik vardır. Yollar veya o yolların “öğretim” şekli eril sisteme, ya da dişil sisteme dayanır. Bu çok genel bir sınıflandırma şeklidir ve tüm ruhsal gelişim sistemleri, çalışmaları veya ekolleri bu iki sınıftan birine rahatça dahil edilebilir. Hangisinin size uygun olduğu, hangisinde daha iyi bir ruhsal yükseliş göstereceğiniz ve düşünce yapınızla alakalıdır.

eril ve disil

Eril ve dişil sınıflandırılması, eril ve dişil enerjinin işleyiş prensibine göre belirlenmiştir ve tabi ki beynin eril bölgesi ve dişil bölgesiyle (sol – sağ) doğrudan alakalıdır. İki sistemde birbirini destekler ve ikisi de asıl amaca odaklanır. Zaten ikisinin de sizi ulaştıracağı nokta aynıdır.

Eril sistemler

Mantığa, matematiğe, formüle oturtulmuş, üzerine felsefeler ve kurallar yazılmış ve sistematik bir şekilde işleyen sistemlerdir. Bu sistemlerde mantıksal bir paralellik olmalı ve kurallar ile işleyiş prensipleri belli olmalıdır. Yani her şey bellidir. Sistematik bir çalışmayı ve aşamalara dayalı bir sınırlandırmayı kapsar. Haliyle gelişim aşamalı ve adım adım, her an olmaktadır, bu da dengeli bir gelişimdir. Eril sistemlerde, bütünlüğün bilgisini bozmadan içgüdüsel hareket edilebilir ama bu işleyiş kurallarıyla çelişmemelidir. Eril sistemler arası geçiş her daim söz konusu olmaz çünkü sistemin içeriğine göre ön kabullenmeler mevcuttur. Gelişimin aşamaları, ne şekilde olacağı ve ne kadar zaman alacağı hemen hemen bellidir. Kabala, Havass, Sistematik şifa teknikleri, Hermetik inançlar veya masonluk gibi kuruluşlar bu gruba dahildir

Dişil sistemler

İse tamamen içgüdülerle işleyen ve duygu odaklı sistemlerdir. Aşamalar yoktur veya çok kabataslak belirlenir ama aşamalar arası geçişin ve gelişimin süreçleri öngörülemez. Sevginin ve duyguların temel nokta olarak alındığı, spontane bir şekilde enerjinin ve gelişimin olduğu ve sezgisel ilerlenen yollardır. Kuralları, sınırları ya da formülleri yoktur. Mantıksal açıklamalara ihtiyaç duyulmaz sadece yaşama aktarılır o kadar. Pasif bir gelişimi ve sistematik olmaktan çok çok içgüdüsel ilerleme söz konusudur. Ani gerçekleşen hızlı yükselişleri ve uzun süreli duraksamaları içeren öngörülemez sistemlerdir. Dişil sistemler arası geçiş ve birleştirmeler kolaydır. Tasavvuf, Budizm, Taoizm vb.. sistemler bunlara dahildir.

Eskiler, cinsiyetlerinde bunla alakası olduğunu fark etmişlerdir. Ruhsal gelişimin başında olan kadınlar, dişil sistemlere dayalı bir ruhsal gelişim gösterirken, ruhsal gelişimin başında olan erkekler için eril sistemler daha uygundur. Bunun temel nedeni erkeklerin doğuştan büyük çapta “eril enerjiye” kadınların ise büyük çapta “dişil enerjiye” sahip olmalarından dolayıdır. Aslında hem eril hem dişil enerjiye sahip olmamıza rağmen, ruhsal gelişimin başında enerjinin en ham hali olan hormonsal içgüdülerle hareket ederiz. Gelişim gösterdikçe ruhsal konuma geçtiğimiz için eril ve dişil enerji dengelenir ve daha yüksek bir farkındalık haline geçeriz. Ama başlangıç için eril – dişil sınırı çizilmesinin yükselişte faydalı olduğunu eski ezoterik gelenekler fark etmişlerdir. Mesela Kelt geleneğinde Druid ve Druidessler (Kelt rahipleri ve rahibeleri), ayrı yerlerde ayrı şekilde eğitim görürlerdi. Druidler eril sisteme göre, Druidessler ise dişil sisteme göre eğitim alırlardı, sadece belli festival ve ritüellerde bir araya gelirlerdi.

Aynı şekilde tüm ezoterik içeriğe sahip kültürün ve öğretinin de eril ve dişil uygulamaları vardır. İslam geleneğinde, eril yöntem daha çok havastır. Duaları, ritüelleri, vefk ile yazılmış muskaları, enerjinin aktif kullanımını amaç edinir. Tasavvuf ise dişil yöntemdir ve kalben teslimiyeti, kişiye özgü bir gelişimi hedef alınır. Tasavvufta, mürşid, müride özgü bir eğitim sunarken, Havassta kurallar ve kaideler bellidir. Cadılıkta ise bu, güneş ve ay töresi diye geçer, Antik mısır’da osiris ve isis öğretisi diye adlandırılır, paganizmde tanrı ve tanrıça kültü olarak sınıflandırılır. Masonluk ise tamamen eril bir sistemdir – hatta bu yüzden kadınlar mason olamaz – , sistemleri, dereceleri, aşırı sembolleri vardır. Yine hermetik geleneğin, altın şafak cemiyeti gibi kuruluşlarında eril odaklı sistemlere sahip olduğunu görüyoruz.

eril ve disil

Merkaba

Bazı çalışmalara örnek vermek gerekirse; Merkaba tam anlamıyla bir eril sistemdir. (Merkaba, ruhun daha yüksek boyutlara geçmesini sağlayan ve doğal bir enerji alanı olan merkaba enerji alanının aktifleştirilmesini hedef alan bir sistemdir). Merkaba’da tamamen kalp ve dördüncü boyut kabul edilen koşulsuz sevgi kullanılır lakin eril sisteme göre düzenlenmiştir. Kutsal geometriye (girift geometrik sistemlerin imajine edilmesi), yoğun matematik denklemlere (Fibonocci sayı sistemi) ve sistematik bir çalışma prensibine bağlıdır. 1 yıldan daha uzun süre uygulanmalıdır.

Yazar (Drunvalo Melchizedek) kendisi de bunun eril bir sistem olduğunu söylemektedir. Dişil sistemde ise belli bir çalışma olmaksızın, merkaba alanı yüksek sevgi deneyimiyle kendi kendine hareket geçmektedir. Bu kendiliğinden Merkaba alanının aktif hale geçmesinin bir “zamanı” veya çalışması yoktur. Sadece yükseliş esnasında yaşanan koşulsuz sevgi deneyimi ve edilen niyetler, kendiliğinden bu alanı aktifleştirmektedir. Herkesin içgüdüsel bir aktifleştirme yapamayacağının farkında olunması eril sistemli merkabayı oluşturmuştur. Eril sistemde, merkaba için ön alıştırmalar nefes egzersizleri tam ve doğru imajinasyonlar yer almaktadır. Böylelikle eril sistemli düşünen kişiler merkaba alanını aktif etme konusunda daha emin ve rahat ilerleyebilmektedirler. Çünkü kurallar, yapılması gerekenler bellidir. Buna nazaran dişil sistem odaklı olanlar ise, bu girift işlemlerden hoşlanmamakta onun yerine içgüdüsel ve kendiliğinden gelen bir gelişimi, uyanışı tercih etmektedir.

Kundalini çalışmaları

Hem eril hem dişil yönteme göre söz konusu olabilir. Kundalini yoga ve nice kundalini çalışması, yavaş ama emin adımlarla sistematik olarak kundalinini yükselişin amaç edinir ki bu eril odaklı bir yükseliştir. Dişil odaklı kundalini yükselişi ise zaman içinde kendiliğinden meydana gelen kundalini yükselmesidir. Hatta dişil odaklı yükselişte kundalinisi yükselen bazı kimseler, kundalinilerinin yükseldiklerini hatta ve hatta kundalini tabirini bile bilmeyebilirler…

eril ve disil

Doğru an gelir, bir şey tetikler ve kundalini yükselir. Eril sistemde ise aşama aşama önce çakralar arındırılır, sonra kundalini uyandırılır, ardından kundalini pratiklerle çakralara yavaş yavaş yükseltilir. Her çakrada yükselişi aylar belki yıllar alır ama bir sistematiği ve periyodu vardır.

Bir başka örnek ise şifa teknikleri üzerinden verilebilir. Eril yöntemli şifalarda, aura sistemleri, çakralar ve meridyenler bilinir ve doğru noktalara doğru uygulamalar söz konusudur. Bu şifa yöntemlerinde kurallar ve yapılması gerekenler bellidir, disiplin içeren alıştırmaları ve bir süreci kapsar. Şifanın bir sistematiği vardır. Akupunktur veya homeopati eril odaklı sistemlere örnek verilebilir. Buna nazaran dişil odaklı şifa yöntemlerinde ise sistematik bir akış söz konusu değildir. Şifacı sadece iç sesini dinler ve her seferinde farklı bir enerji aktarımı yapabilir. Buna güzel bir örnek ise Tekrar Bağlantı Şifasıdır. Tekrar Bağlantı şifasında, bir sistem yoktur, kişi sadece kendini akışa bırakır ve şifanın gerçekleşmesine niyet eder. İçgüdüsel hareket edilir…

Reiki

Sonuç olarak amaç şifa vermektir. Ama sizin öğrenme şekliniz veya kendinizi ruhsal olarak geliştirme şekliniz farklıdır, bu yüzden eril odaklı şifa sistemleri veya dişil odaklı şifa sistemleri mevcuttur. Aynı bilgeliği farklı konseptlere sokarak eril ve dişil olarak sistemleştirebilirsiniz. Mesela Reikiyi örnek verebiliriz. Reiki, ilahi bir enerjidir ve aslında tüm sistemlerin ötesindedir. Lakin Reiki’yi hem eril hem dişil sisteme göre öğrenebilirsiniz. Usui sensei ilk Reiki’yi keşfettiğinde dişil sisteme göre öğretmiştir; kurallar ve sınırlandırmalar yapmamış, el kuralları koymamış, hastalığın tespitini sezgiyle yapmayı öğretmiş ve sezgiyle bulduğu sadece belli noktalara Reiki yapmıştır.

Ayrıca masterlık seviyesinde her öğrenciye farklı bir sembol vermiştir yani semboller öğrenciye göre değişmiştir. Lakin dişil sistemi, birçok kişinin yapamadığını görmüştür. Örnek olarak Usui sensei, sadece Reiki’ye bilinci teslim ederek, elin otomatik olarak hasta olan noktaya gitmesini başta öğretmiştir. Ama öğrencilerin birçoğu o teslimiyeti veya sezgisel hareketi yapamayınca, bu sefer Reiki’ye, vücudu tarama tekniğini ve “el hareketlerini” eklemiştir. Otomatik bilinçsel bir akış olmadığı için “el” ile sezmeyi öğretmiştir. Bunla kalmamış, seviyelerin kesin sınırlarını koymuş ve hissiyatı olmayanlar için tek noktaya değil tüm vücuda yapma kuralını ekleyerek sistemin öğretim şeklini erilleştirmiştir.

Reiki öğretiminin tam bir eril sisteme dönüşmesi ise Hawayo Takata’nın vefatından sonra, yeğeninin tek bir master sembolünün öğretilmesi kuralını ortaya atmasıyla olmuştur. Böylece Reiki kesin kurallar ve sınırlar içinde var olan ama kolay bir şekilde dişil şekilde de öğretilebilen bir sistem halini almıştır. Karmaşık felsefeleri kapsamaması, her din ve inançla uyumlu olması, içgüdülere de çok önem vermesi, aynı zamanda Reiki’nin hala dişil öğretim sistemiyle aktarıldığını gösterir. Reiki’nin bir bölümünün öğretme şeklinin eril formata sokulmasının sebebi, Dünya’nın geçtiği eril enerji yoğunluklu dönemdir. (Dünya’nın geçtiği dönemlerde, öğretim şeklini etkilemiştir. Dünya’mız artık eril – dişil enerji dengesine ulaşmak üzeridir.)

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, Reiki’nin özü ne eril sistemlidir ne dişil ama onun öğretilme ve aktarılma şeklide eril ve dişil sistemlere oturtulmuştur. Haliyle ulaşılmak istenen sonuç veya temel olgu aynı olsa bile, onun öğretime şekli eril veya dişil olabilir.

Merkaba ve şifa örneklerinde olduğu gibi eril prensipli çalışmalar ve dişil prensipli çalışmaların işleyişleri net ve açık olmasına rağmen bizler gelişirken her daim bu ikisi arasında net sınırlar çizemeyiz. Dişil yöntemlerde daha başarılı olan biride eril yöntemlerden yararlanabilir veya eril yöntemlerle çalışan biride dişil yöntemlere meyil edebilir. Zira bizler hem eril hem dişil enerji taşıyan varlıklarız. O yüzden ruhsal gelişim sırasında sistemler arası geçiş muhakkak yaparız.

Peki iki enerjisi de dengeli olan insanlar ne yapacak?


İki enerjisi de dengeli olan insanlar ise bütün bu sistemlerle uyumlu olabilir. Zaten ruhsal gelişim sürecinde olan her insanın eril ve dişil enerjisini dengeli bir hale getirmesi oldukça önemlidir. Bu tamamen ruha dair bir olgudur. Ve yeterli dengeye geldiğinizde, her sistemde uygun bir şekilde çalışabilir konuma gelebilirsiniz.

Bu sırada şu uyarıyı yapmamızda fayda var; Bir sistem, diğerinden daha üstün değildir. Kişi kendi enerjisine ve düşünce şeklinde göre uygun sistemlerde ilerleyebilir. Eril ve dişil sistemlerin hepsinin kendi içinde dinamiği farklıdır lakin ikisi de muhakkak gelişim sağlar ve aynı sonuca bizi çıkarır. Kimimiz sistematik ve kuralları belli olan, elimizde kesin bulgularla ilerlemek isteriz, o zaman eril eğitim yöntemlerini tercih ederiz. Kimimiz ise kurallardan çok bir sanatçı edasıyla içgüdülerimize göre hareket etmek isteriz, karmaşık denklemler ve formüller değil, sade ve basit oluşlarla, duygularla ilerlemek isteriz, o zaman bizim için dişil yöntemler daha uygundur. Yol ne olursa olsun ulaşacağımız sonucun aynı olduğunu unutmamalıyız.

İlahi nizam ve kainat’ı okumanın 9 şartı