İlişkilerde sorun anlaşılmamak değil yanlış anlaşılmak

Karşılaştığımız her olaya her nesneye, kişiye, canlı cansız tüm varlıklara bir anlam yükleriz. Ve bu anlam verme sistemi, anlam karmaşası insan ilişkileri için çok önemlidir çünkü verdiğimiz anlamlar birbirimizle kurduğumuz iletişimin sağlıklı olmasına, sevgi dolu dostluklara yol açabildiği gibi kavgalara, küskünlüklere, dargınlıklara, çatışmalara da yol açabiliyor.

İlişkilerde sorun anlaşılmamak değil yanlış anlaşılmak

Kırgınlıkların küskünlüklerin hüküm sürdüğü ilişkilerde kişinin dilinden dökülenler genellikle:

“- Beni hiç anlamıyor.

Loading...

– Beni kimse anlamıyor.

– Boşuna konuşmuşum, boşuna anlatmışım oysa beni hiç anlamamış.” tarzındaki yakınmalardır. Ben, burada ‘anlaşılmamak’ kelimesine dikkatinizi çekmek istiyorum.

Anlamamak (anlaşılmamak) ve yanlış anlamak çok farklı terimlerdir ve anlamamak diye de bir şey yoktur. Çünkü her daim karşılaştığımız her şeye bir anlam yükleriz ama doğru ama yanlış.

Karşınızdaki anlıyordur ama size göre yanlış anlıyordur, kendi açınızdan yanlış anlaşılıyorsunuzdur. Aranızdaki iletişimin sağlıklı olması için önemli olan burada sizin anlatmak istediğinizi karşı tarafın doğru anlayıp anlamadığı ve karşınızdakini de sizin doğru anlamanız. Yani kavgalarımızda, küskünlüklerimizde, iletişim çatışmalarımızdaki sorun anlaşılmamak – anlamamak değil yanlış anlamak ve yanlış anlaşılmaktır.

Yanlış anlaşılma ise tek taraflı değildir.

Kendimizi sorundan tamamen soyutlayıp sadece karşımızdakini suçlamamız, bu konudaki sorumluluğumuzun bilincinde olmayışımızın bir sonucudur.

Yanlış anlaşılmakta bizim de payımız yok mu sizce? Söylemek istediğimizi açıkça, samimi bir dille ifade edebiliyor muyuz? Karşı taraftan bir beklentimiz varsa bunu dürüstçe dolaysız bir şekilde dile getirebiliyor muyuz? Kırgınlıklarımızı karşımızdakini suçlamadan açık bir dille ifade edebiliyor muyuz? Yoksa imalı ifadelerle mi sıkıntımızı anlatmaya çalışıyoruz? Yoksa karşı tarafı anlamayan biz miyiz? Karşı tarafı anlamak için gereken emeği verdik mi?

Sevdiğiniz kişilerle aranızda olan sorunların çözümü için; ciddi anlamda kendi kendinize bu sorulara cevap vermeniz gerekir.Yanlış anlaşılmakta tamamen siz sorumlusunuz, sizin hatanız demiyorum siz anlaşılmak için üstünüze düşeni yapıyor musunuz önemli olan bu.

Elbette karşı tarafında bu konuda sorumlulukları vardır.

İyi konuşmak kadar dinlemek de önemlidir. Siz konuşurken karşı tarafın dinleme becerisi de doğru anlaşılıp anlaşılmadığınızı etkiler. Her şeyden önce sizi dinlemeye istekli olmalı. Siz ne kadar kendinizi çok iyi ifade etseniz de karşı tarafı suçlamadan ben dili ile duygularınızı dile getirseniz de karşı taraf sizi dinlemeye istekli değilse yine yanlış anlaşılmaya maruz kalabilirsiniz. Burada da size düşen ise karşınızdakinin sizi dinlemesini sağlamaktır. Uygun zaman ve yerde iletmek istediklerinizi “ben dili” ile aktarabilmeniz söylediklerinizin dinlenmesini sağlayacaktır.


Eğer siz kendinizi doğru, açıkça ifade edebiliyorsanız ve karşınızdakinin de sizi dinleme isteği varsa kendi açınızdan doğru anlaşılırsınız. Şunu da unutmayın ki siz açıkça belirtmedikçe karşı taraf söylediklerinizi her zaman kendi algı dünyasına göre yorumlayacaktır.

Tüm bunlara rağmen ilişkiler yine de sonlanabilir.

Anlamanın kabul etmekle bir olmadığının bilincinde olup önemli olan sevgi ile başlayan arkadaşlıkların, dostlukların, ilişkilerin, evliliklerin yine sevgi ile bitmesidir. Yanlış anlama ve anlaşılmanın yol açtığı kırgınlardan kurtulup doğru şekilde anlayarak ve anlaşılarak sevgi ile bitmesi inanın kırgınlıkla biten ilişkilerden daha sağlıklıdır.

Empati her zaman sempatik değildir!