Hayatın şifresini saçındaki örgülere dokunduğunda çözdü!

Küçük bir kız çocuğuyken saçlarımız özenle örülürdü. Saç örgüsü bitip ucuna kurdele takıldığında, ayna karşısına geçer ‘olmuş mu?’ diye bakınırdık. Elimizi örgünün başladığı noktaya koyarak sonuna kadar yavaş yavaş hareket ettirirdik. Parmak uçlarımızdaki his, aynen şöyleydi: Bir tümsek, bir çukur, bir tümsek, bir çukur…

Hayatın şifresini saçındaki örgülere dokunduğunda çözdü!

Hayatın şifresini saçındaki örgülere dokunduğunda çözdü!

Saçların arasından çıkan ince bele sahip ufak tefek teller ise, asi olarak görülürdü. Bütünün tamamına zarar vermediği sürece, hepsi ‘hoş’ da görülürdü. Örgünün bittiği yerdeki kurdeleden sonra serbest kalan düz kısma dokunmak ise, bambaşka bir his verirdi. Çünkü bitmişti! Artık ne tümsek, ne çukur, ne de onu tutacak bir engel kalmamış olurdu. Bu his, bir tutam özgürlüğün hissiydi!

Doğum, yaşam ve ölüm gibiydi.

En etkileyici şey ise;  örgü ister düzgün olsun ister bozuk, her dokunulduğunda saçların pamuk taneleri gibi yumuşacık olmasıydı. İşte bu, öz’dü. Öz!

Gülümsemek size yakışıyor=)

Şimdilerin yetişkini eskilerin kız çocuğu olan Sahra, tüm bu coğrafyayı işte böyle anlatıyor ve devamında diyor ki:

Saç örgümdeki tümseklere şöyle anlam yüklemiştim:

Onlar benim hayatımın içinde yaşadığım çıkışlar, yükselişler, mutluluklar ve bulduğum huzurlardı. Mesela; sevdiklerimle bir arada olabildiğim tüm zamanlarımdı. Herkesin ve kendimin sağlığına şükrettiğim anlarımdı. Gamzelerimin görüldüğü tüm kahkahalarım ve içimden taşan nehirler gibi coşan tüm sevdalarımdı. Onlar iyiliğin sadakatine duyduğum aşk ve insan olmanın getirdiği özellikleri sergileyebildiğim bembeyaz bulut tarlalarımdı. Dünyaya getirdiğim çocuklarım ve onlar için bin kez daha çekmeye razı olduğum doğum sancılarımdı. Huzuru bulduğum tek odalı evimde, dürüstlüğü, adaleti, vicdanı ve paylaşımı, sevgi ile pişirdiğim bir tencere sıcacık çorbamdı. Benim saç örgümdeki tüm pamuksu tümseklerim, işte bu sevdâlı duygularımdı!

Saç örgümdeki çukurlara ise şöyle anlam yüklemiştim.

Mutsuzluklarım, kuytulardaki tüm gözyaşlarım, içimi yakan tüm kederlerim, avaz avaz attığım tüm sessiz çığlıklarımdı. Dipteki karanlığın bana insafsızca gülerek ‘hoş geldin’ dediği tüm yalnız yolculuklarımdı. Ölümüne dayanamadığım sevdiklerimle beraber girdiğim zifiri zindanlarım ve mesafelerin acımasızlığı ile hasretinden sağanaklar gibi yağdığım yağmurlarımdı. Hoş göremediğim ihanetlerin sinsice güldüğü karanlık suretlerdi.  Kulaklarımın var olduğuna isyan edecek kadar nefret duyduğum yalanlardı. Onlar benim saç örgümde sinsice pusuya yatmış gibi duran dipsiz çukurlardı.

Saçlarımın arasından çıkan ince bele sahip ufak tefek tellere ise şöyle anlam yüklemiştim.

Eğer tümsekte çıkıyorlarsa; mutluluklarıma engel olmaya çalışan ufak tefek etkenler. Hoş görebiliyordum, anlayabiliyordum ve onlarla rağmen dimdik durabiliyordum. Çukurlarda çıkmaya yeltenenler ise; umutsuzluklarıma isyan eden direnişçi içgüdülerimdi. Beni uyandırmak ve silkelemek için, çelimsiz halleriyle mücadele verenlerdi. Sevdiğim kırılgan bam tellerimdi.

Peki, her tümsek ve her çukurda hissettiğim pamuksu doku, yani öz neydi?

Kötülüğe, yokluğa, ihanete rağmen, hala kaybetmediğim için her gece şükrettiğim kişiliğimdi.

Evet! Hayatın şifresini saçındaki örgülere dokunduğunda çözdü!

Bir tümsek, bir çukur, bir tümsek, bir çukur…

Ve örgünün sonuna gelindiğinde, ebedi olarak özgür kalmış pamuksu bir tutam saç. Artık ne iniş var ne çıkış, ne de asileşen ince telli saçlar. Sadece sessizlik, sade ve sadece derin ebedi sessizlik.

Not: Kurdeleyi merak ettiniz mi? Somut anlamda sakın çözmeyin! Soyut anlamda ise, Sahra tamamen sizin hayal gücünüze bırakıyor.

Ruhsal Gelişimin Temel Taşları

1973 İstanbul doğumluyum. Çalışma ve ilgi alanlarımı sınırlamam pek mümkün değildir. Kimi zaman kalemim bana sırdaş olmuş, kimi zaman toplumun faydasına olan cümleleri dökmüş, kimi zaman da toplumun yaralarına dokunarak dile gelmiştir. Kalemi kullanırken en keyif aldığım taraf ise "sessizin sesi" olabilmektir. Yeri geldiğinde bir taşın sesi, yeri geldiğinde bir kedinin serzenişi, yeri geldiğinde konuşamayan engelli bir çocuğun dili, yeri geldiğinde ise bir saç örgüsünü dile getirebilmek en keyif aldığım şeylerden biridir. Hayatın her alanında gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim. Bağımlılık ile mücadele, kadın ve çocuk istismarına karşı destek, eğitime katkı amaçlı kütüphanaler kurulması, yardımlaşma derneklerinde faaliyetler, tüketicinin her tür hakkı (sağlık, hukuk...) üzerine destek çalışmaları, kültür sanat projelerine koçluk, danışmanlık, tutuklu çocukların topluma kazandırılması amaçlı eğitim organizasyonları, kan bağısı, organ bağışı, ilik bağışı üzerine organizasyonlarda koordinatörlük, özel eğitim öğretmeni olmam sebebiyle engelli çocuklarımızın ailelerine danışmanlık, okullarda çocuklarımızın yardımlaşma güdüsünü pekiştirme amaçlı seminerler ve sayamayacağım daha pek çok alanda, neredeyse hiç durmadan yıllardır gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim. Bu alanlarda hakkıyla faaliyet gösteren kurumların yanında bulunmanın yanısıra, mağdurların şahsen yanında istikrarla olabilmenin de güzelligini yaşayabilenlerdenim. Yönetiminde ya da genel kurulunda faaliyet gösterdiğim derneklerde doğru ekip çalışması ile "olmaz" denilenin aslında ne kadar kolaylıkla olabileceğini yaşayanlardanım. "Şunun uzmanıyım, bunun uzmanıyım" demek elbet güzel, ben direkt sahaya dalarak takım çalışmasına hızla uyum sağlayarak, iş ve zihin gücünü sergileyerek faydalı olmaktan keyif duyanlardanım. 1998 doğumlu dünya tatlısı, mutlu mu mutlu, sevimli mi sevimli, şamatacının teki olan zihinsel engelli Cansın adında bir oğulun annesiyim. Onun bana öğrettiklerinin arasında "sessizliği dinleyebilmek" en değerlilerinden biridir diyebilirim. İnsanoğlunun değer biçilemeyecek kadar değerli olan, ne kadar çok şeye sahip olduğunu unutmadan yaşamak ve bunu unutanlara da hatırlatabilmenin gururunu yıllardır şahsen yaşayanlardanım. Ailem olan İndigo'ya duyduğum sevgi, saygı ve sadakat 1 Ağustos 2011'de başladığım andan itibaren hiç bitmeden devam etmektedir. İndigo aileme ve siz okuyucularıma sonsuz sevgi, saygı ve teşekkürlerimi gönderiyorum. Ben 1 Ağustos 2011'den beri: Yazdım, yazıyorum ve yazacağım! Çocukluğumdan beri insanlık için çalışmalar: Yaptım, yapıyorum ve yapacağım! Daima huzurla kalmanız dileğimle...