Yerebatan: Taşı mecnun eden aşkın hikayesi

Aşkı bulunca taş bile dile gelmek istermiş ve şöyle dermiş: Gönül der ki “Sen asırlık mahkûmsun, seviyorsun diye onu da prangalara nasıl vurursun?”

Yerebatan: Taşı mecnun eden aşkın hikayesi

Yerebatan: Taşı mecnun eden aşkın hikayesi

Aşk bu ya!^Gördüğünüz gibi Yerebatan Sarnıcı’nı bile dertlendirmiş. Şimdi bir de duvarların dilinden aşkı dinlemeye ne dersiniz? Sarnıç konuşsun, biz de hayal edelim isterseniz?

yerebatan medusa taşı mecnun eden aşk

Sarnıç der ki:

Ben ki yüzyıllarca sen gibi ahu görmeden zamana meydan okudum.Hayal mi, sihir mi yoksa rüya mıydın, eşiğimden girdiğinde kendi heybetimi unuttum.

“Taş ol” dediler , “sütun ol” dediler, “lal ol” dediler oldum. Bir asrı aştım da, koca şehri kana kana helalinden doyurdum. Ben alışıktım ama ya sevdiğim dönerse taşa diye, Medusa’nın gazabından aşkı çoktan unutmuştum.

Sen geldin bastığın eşik eridi. Nefesin gök kubbeme inceden inceye asilce değdi.

Birkaç metre öteye süzüldün ve 336 sütunu gamzene usulca gömdün.

Duymamı ister gibi ‘ hey sarnıç!’ diye ses verdin. Cevap gelmezdi bilirdin ama sen yine de pür dikkat kesildin.Sesinin yankısı gelince kendine, minik busen ile çehrene süs verdin.

Hayranlık vardı su yeşili gözlerinde, sanki ben vardım senin de özleminde.

Her daim usul usul yanan meşaleler, sen gelince cayır cayır kükrer oldu. Hani mahkûm kaldığım lal halim var ya, kendini isyan duvarına acımadan savurdu.

Yaşıyor sanırdım sütunlarım taşlarım oysa şimdi “can ver” diye Allah’a yakarmaya başladım.
Elinde gümüş bir ibrik, usulca suya eğildin. İşte o an tüm çehreni 80.000 m3 suya resmeyledim.

Su ki şifası ile övünürdü, seni alınca özüne aşk-ı mecnun’a döndü.
Ben ki bedenimi saray, kollarımı taştan sütunlar, gözyaşlarımı tonlarca sulardan saydım.

yerebatan medusa taşı mecnun eden aşk

Aşk bu ya!

Ne kaya, ne taş dinler.

Mecnun olmaya görsün el açıp dile gelmeyi diler.

Ahhh ki, ne ah!

Okyanus gözlüm, dokunmadan, duyuramadan sevdiğim yârim. Sayende kâinatı ben gönlüme koydum. Ezelimden alışığım ben taş üstünde taş olmaya, izin vermem aynı sonu yaşamana.
Hükümlüyüm gayri ben, ne can, ne de dil bulurum.

Yeter ki mahrum etme çehreni, ben bununla da asırlarca avunurum.

Bir gün değil, tüm ömür boyunca sevginizin dile gelmesi dileğiyle.

Şems’in ve Aşk’ın Kırk Kuralı

Önceki yazıSevda garip bir şeydir. Yani vazgeçmeyi becerebilmektir.
Sonraki yazıDeniz Şiva Oflaz: Günaydın Deniz Seni Seviyorum!
1973 İstanbul doğumluyum. Çalışma ve ilgi alanlarımı sınırlamam pek mümkün değildir. Kimi zaman kalemim bana sırdaş olmuş, kimi zaman toplumun faydasına olan cümleleri dökmüş, kimi zaman da toplumun yaralarına dokunarak dile gelmiştir. Kalemi kullanırken en keyif aldığım taraf ise "sessizin sesi" olabilmektir. Yeri geldiğinde bir taşın sesi, yeri geldiğinde bir kedinin serzenişi, yeri geldiğinde konuşamayan engelli bir çocuğun dili, yeri geldiğinde ise bir saç örgüsünü dile getirebilmek en keyif aldığım şeylerden biridir. Hayatın her alanında gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim. Bağımlılık ile mücadele, kadın ve çocuk istismarına karşı destek, eğitime katkı amaçlı kütüphanaler kurulması, yardımlaşma derneklerinde faaliyetler, tüketicinin her tür hakkı (sağlık, hukuk...) üzerine destek çalışmaları, kültür sanat projelerine koçluk, danışmanlık, tutuklu çocukların topluma kazandırılması amaçlı eğitim organizasyonları, kan bağısı, organ bağışı, ilik bağışı üzerine organizasyonlarda koordinatörlük, özel eğitim öğretmeni olmam sebebiyle engelli çocuklarımızın ailelerine danışmanlık, okullarda çocuklarımızın yardımlaşma güdüsünü pekiştirme amaçlı seminerler ve sayamayacağım daha pek çok alanda, neredeyse hiç durmadan yıllardır gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim. Bu alanlarda hakkıyla faaliyet gösteren kurumların yanında bulunmanın yanısıra, mağdurların şahsen yanında istikrarla olabilmenin de güzelligini yaşayabilenlerdenim. Yönetiminde ya da genel kurulunda faaliyet gösterdiğim derneklerde doğru ekip çalışması ile "olmaz" denilenin aslında ne kadar kolaylıkla olabileceğini yaşayanlardanım. "Şunun uzmanıyım, bunun uzmanıyım" demek elbet güzel, ben direkt sahaya dalarak takım çalışmasına hızla uyum sağlayarak, iş ve zihin gücünü sergileyerek faydalı olmaktan keyif duyanlardanım. 1998 doğumlu dünya tatlısı, mutlu mu mutlu, sevimli mi sevimli, şamatacının teki olan zihinsel engelli Cansın adında bir oğulun annesiyim. Onun bana öğrettiklerinin arasında "sessizliği dinleyebilmek" en değerlilerinden biridir diyebilirim. İnsanoğlunun değer biçilemeyecek kadar değerli olan, ne kadar çok şeye sahip olduğunu unutmadan yaşamak ve bunu unutanlara da hatırlatabilmenin gururunu yıllardır şahsen yaşayanlardanım. Ailem olan İndigo'ya duyduğum sevgi, saygı ve sadakat 1 Ağustos 2011'de başladığım andan itibaren hiç bitmeden devam etmektedir. İndigo aileme ve siz okuyucularıma sonsuz sevgi, saygı ve teşekkürlerimi gönderiyorum. Ben 1 Ağustos 2011'den beri: Yazdım, yazıyorum ve yazacağım! Çocukluğumdan beri insanlık için çalışmalar: Yaptım, yapıyorum ve yapacağım! Daima huzurla kalmanız dileğimle...