Aklın yolu delinin evi. Aklın sınırlarını zorlayan eserler

Bir turistik seyahatin en etkileyici durağının Figueres’teki bu yer olabileceğini nasıl akıl edemezdim? Aklın sınırlarını zorlayan bu eserlere böylesine yakın olabilmek, onlara dokunabilmek, onları solumak…

Dali-Müzesi

Bir delinin değil, Dali’nin Evi’nden…

Kapısından içeriye doğru girdiğim yer; bir evden, bir müzeden, bir mezardan çok daha ötesi, bambaşka bir dünya gibiydi. Her köşesi öylesi bir akıl dışılıkla ve gerçeküstücülükle bezenmiş, tuhaf ve çarpıcı imgelerin her birinin ziyaretçilerine farklı şeyler düşündürttüğü bir akıl oyunları sahnesi, bir düş bahçesi…

Şeker pembesi duvarları ve çatısında yumurtaları ile bir oyuncak eve benziyor dışarıdan. Yumurtalar doğumu simgeliyor. Bir kadından doğmayı da, doğurana bağımlı olmayı da, başkasının yerine doğmayı da, cinsiyeti ne olursa olsun, ta içlerinden sancılı her türlü yaratımı da…

İç duvarlarında ise her biri ayrı bir bilmece soran tablolar ve içerisinde nasıl bir insanın elinin değdiği muamma olan eşyaları ile beni içine doğru alıyordu bu mekan. Balkonunda astronot ve muhafız heykelleri karşılıyor, belki de bir bakıma selamlıyor gelenlerini. İçeriye adım attığınızda ise her biri bir yapbozun parçalarıymış gibi özenle yerleştirilmiş olan çeşitli nesneleri ve üç boyutlu resimleri incelemeye kaptırıyorsunuz kendinizi.

Öyle ki resimlere çıplak gözle bakınca başka, fotoğraf makinasının vizöründen bakınca bambaşka bir şey görüyorsunuz.

İmgeler başınızı döndürüyor, aklınız gidip geliyor. İnsanı şaşırtan, korkutan, düşündürten birçok duyguyu bir arada bulup, nasıl bir bulmacanın tam ortasına düştüğünüzü anlamaya çalışıyorsunuz.

Pencerelerin önünde her biri farklı bir jest ile duran altın sarısı çıplak bedenlerin ortasında havada asılı duran bir sandal, belki de Nuh’un Gemisi… Başsız bedenler de, bedensiz başlar da var buradaki nesnelerle tablolar arasında ve ayakkabı boyası sandığının bile nasıl bir sanat eserine dönüştürülmüş olduğuna tanıklık ediyorsunuz. Üç boyutlu oluşturulmuş bir cam içerisinde kağıt oynayanlar gerçekmiş ve sizi her an oyuna davet edeceklermiş gibi duruyorlar. Burada tüm bulunanlar bir oyun aslında. Algılarınızın sınırları ile oynanan bir oyun…


Kendi doğumundan önce ölen aynı adlı abisinin yani bir başkasının yerine yaşayan bir insanın, bir dahi ile bir delinin ince ayrımında varolmuş olan Salvador Dali’nin, yapımında kendisinin de bizzat çalıştığı ve öldükten sonra mahzenine gömüldüğü müzedeydik. Bedenim burayı terketmiş olsa da, yerinden gittiği için belki de, aklım orada kaldı. Mezar taşını görmek bile ölürken de, bir imge bırakmış mıdır acaba diye hafızamdaki tazeliğini ise hala koruyor.

İçerisine ilk girdiğimde deli olduğunu düşünürken, çıktığımda ise Salvador Dali’nin bir dahi olduğuna inanarak, ayrılıyorum bu mekandan. Bir delinin değil, Dali’nin Evi’nden…

Fotoğraflar: Fuat Sağıroğlu