İçimdeki Karanlık Bitti Mi Ki Dışarıya Bakıyorum?

Derken birden aklıma düştü cezaevlerindekiler ve hatta filmlerden gördüğüm kadarıyla hücrelerde yaşayanlar. Birkaç saniyelik ışık bile ne büyük ümit onlar için… Ve ben ve çoğunluğumuz bu ümidi her gün farkında olmadan yaşıyor ve harcıyoruz.

karanlık

Saat 01:00 dolayları, gece.

Yürüyorum sokakta, yoğun geçen günün son demleri, istikametim evim.

Bir şeyler farklı ama ne olabilir?

Yoldan geçen arabaların çok dikkat çektiğini fark ettim önce.

Peki neden?

Çünkü caddeyi tek aydınlatan şey onlar imiş.

Sonrasında fark ettim ki elektrikler kesik.

Levent’teyiz güya, İstanbul ama elektrikler kesilebiliyor.

Ben eve gidene kadar gelir diye umarak yürüdüm ve kafamda yeni e-kitabımın içeriğini derliyordum.

Eve geldiğimde hâlâ karanlıktaydım. Ben de oturdum, açık kalan son fırından aldığım 250 gram ay çekirdekli galetamı yemeye başladım.

Karanlık, hatta zifiri karanlık.

Önümde bir ayna duruyor, ama karanlıktan ötürü göremiyorum, orada olduğunu biliyorum sadece.

Sonra bir sessizlik hali yakaladım ağzım boşken.

Meğer etraftaki tek gürültü, ağzımın içinde kırılan galeta çatırtıları… İstanbul gibi bir şehirde, en gürültülü noktanın; Maslak’ın dibinde çıkan tek gürültü, ağzımdaki galetanın çıtırtısı… Lükse bak!

Üstelik şimdi hatırladım. Geçtiğimiz yıl bir geçen canım öyle bir sessizlik çekmişti ki, buzdolabımın fişini bile çıkarmıştım, yine de bunu yakalayamamıştım.

Neyse, sessizlikteyim işte.

Aynaya baktım, karanlık. Aslında “baktım” da demeyeyim, değil mi? Gözlerim o tarafa yönelmiş duruyordu.

Sonra gittikçe aydınlanmaya başladı ortam.

Aman Tanrım! Sanırım gözlerim hızla karanlığa alışıyor dedim ki sokağımdan geçen bir arabanın far yansımasıymış bu.

Derken birden aklıma düştü cezaevlerindekiler ve hatta filmlerden gördüğüm kadarıyla hücrelerde yaşayanlar. Birkaç saniyelik ışık bile ne büyük ümit onlar için… Ve ben ve çoğunluğumuz bu ümidi her gün farkında olmadan yaşıyor ve harcıyoruz.

Sonra karanlığıma döndüm, ama bu kez arkadaşlarla.

Ergenlik zamanında ilgilendiğim inler-cinler sararsa şimdi beni?

Bu karanlık neden bu kadar sarıyor beni!

Peki ya ben ergenken sadece inlerle cinlerle mi uğraştım?

Erdemlerle, örnek şahsiyetlerle de pek bir haşır neşirdim, onlar da ziyaret edebilirler beni.

Hem neden karanlık sarıyor ki? Aydınlık neden sarmasın insanı?

Karanlığa neden bu kadar meyilliyim?

Korkuyorum sanırım.

Peki aydınlık?

Aymak…

İçimdeki tüm karanlıklar bitti mi de gözümle bir şeyi seçememekmiş, dışarıdaki karanlıkmış korkutuyor beni?

Karanlıklarımı aşmak istiyorsam, önce onları kabul etmeliyim.

Derken baktım da, galetaları yemeyi durdurmuşum. Çünkü sessizliğimi bozuyorlar. Çünkü onları yerken sessiz ve karanlık olan atmosfer bozuluyor. Ve hatta onların gürültüsü ile karanlığın korkusundan kaçıyormuşum…

Stockholm Sendromu başladı sanırım. Yoldan geçen arabalardan rahatsız olmaya başladım. Karanlığımı bozuyorlardı. Sanki tıpkı aymaya karşı duran yobazlar misali, ışığın hüzmesinden rahatsız oluyordum.

E hani karanlığı aşmaktı gayem. Şimdi bu tutuculuk niye?

Tanrım!

Niye kabullenemiyorum içinde bulunduğum durumu?

Kabul! Kabullenmek!

Sanırım anahtar biraz burada yatıyor.

Pekala ışıklar. Karanlığımla yüzleşme sürecimi engellediğinizi düşünsem bile, sizi de kabulleniyorum.

Ciğerlerimin arasında bir parça yumuşadı birden, sanırım kalbim.

Kabullenmekmiş temel ihtiyacım.

Son günlerde yüzümün neden çok gülmediğini sanırım şimdi anlayabiliyorum. İşlerimi büyüttüm ama hala bazı aksilikleri yaşıyorum ve görülen o ki, onları kabullenmiyorum!

Şu an en büyük korkum ne biliyor musunuz?

Ben karanlığa alışmışken, tepemdeki yüksek ışıklı ampulün bir anda yanması.

Bunları yazmalıyım, bunları başka insanlarla da paylaşmalıyım…

Neden?

Nasıl yazacağım ki?

Elektrik yok!

Olsun, geldiğinde yazacağım.

Demek ki elektriğin geleceğine dair, o vakte kadar da başıma bir hal gelmeyeceğine dair umudum var.

Umut! Bir insanın hayatına devam edebilmesi için nefesten çok daha önde gelen ihtiyacı!

Peki içimdeki umudu nasıl keşfedip geliştirebilirim? Bunun sistematiğini nasıl oluşturup başka insanlarla da paylaşabilirim!

Sanırım şu an için gereksiz bir merak bu. Zira karanlıktayım. An’ın keyfini çıkarmalıyım!

Aksiliklerin birçoğunun, belki de hepsinin sebebi bu değil mi?

nerede

Neredeyim?

Burada.

Saat kaç?

Simdi.


Ben kimim?

Ben O’yum, ben.

Amin…