Üçüncü Köprüden İntihar Eden Kent

İstanbul’ un içinde bir ‘Medeniyetler Çatışması’ var mı? Köprüler ve yollar, insanları birbirine yakınlaştırırken, uygarlıkları birleştirirken 3. Köprü ‘nün yapılması ayrılıklara son noktayı koyacaktır.

3_kopru

Buradaki yakınlaşma ve birleşme doğanın yok olmasıyla sona erecektir. Medeniyetin bir tarafını kentte yaşayanlar oluştururken, diğer yanını da ağaçlar, korular ve buradaki canlılar oluşturmaktadır; çatışma, insanlar ve doğa arasında olacak, her zaman olduğu gibi insanlığın zaferiyle sonuçlanacak olsa da bu savaşın bir yeneni değil, kaybedeni olacaktır sadece.

Nüfusun ve sanayinin büyümesi, enerji kullanımına dayalı bir bağımlılıkla küresel sorunları da beraberinde getirmiştir. Küresel ısınma, canlıların devamlılığının sona ermesi, açlık, susuzluk gibi sorunlarla mücadele etmek sadece hükümetlere ve uluslararası politikaların aldığı kararlara bırakılamaz. Burada yapılması gereken bireysel duyarlılıklarımızı ‘ Sivil İnisiyatif’ durumuna getirerek örgütlenmek ve doğanın zayıflığının yanında yer alarak onu korumaya çalışmaktır. Duyarlılığın oluşturulabilmesi için ilk yapılması gereken, eğitim sisteminin gözden geçirilerek, tarih kitaplarındaki kahramanlıklarla dolu savaşlar, vatandaşlık görevleri, matematiksel denklemler, kimya formülleri kadar doğanın dengesinin de bilincimize kazınmasıdır.

Çarpık yapılaşmanın kentin silüetini bozduğu gerçeğini görmezden gelerek, tarihi mirası yağmalayarak, ister rant, ister siyasi kazanımlar uğruna bir deve kuşunun felsefesini toplum olarak benimsedik; yıllarca görmeyip, acısını duymazdan geldiğimiz darbeler karşısında Polyanna’ cılık oynamaya devam ettik. Kişisel kazançlarımızı mutluluğumuzun anahtarı sandık, oysa açılacak kapı kalmamıştı.

Unutulmuş coğrafyanın köylerinde, kırsal alanlarda, mezralarda çevre kirliliğinden söz edilmez sanılırdı, ama cahil diye, bilinçlenmemiş diye küçümsenen insanların, uluslararası maden firmalarına, enerji şirketlerine onurluca direnişlerini yakından gördük. Çevre kirliliği artık, salt büyük kentlere özgü bir şey olmaktan çıktı. Yaşam alanlarımız işgal altında, oksijenimiz, suyumuz, güzelliklerimiz kapitalist sistemin açgözlülüğünü doyurmak için talan ediliyor.

Yıllarca, giyimini kuşamını beğenmediğimiz insanların yaşam biçimini, kültürünü, müziğini çevre kirliliği olarak algıladık. Irkçılığın ve kente dışarıdan gelen insanların düşmanlığını çevrecilik sandık. Kent kültürümüzden yalıttığımız bu insanlar, mutlak bir başkaldırıyla çevremizi kuşattılar önce; kendilerini kabul eden siyasi partilerle, yasal veya illegal örgütlerle kenti teslim aldılar sonra.

Ağır vasıta araçlarının geçişi için yapılacak 3. köprünün RoRo seferlerinin ( Ege Bölgesi/ Güney Marmara ve İstanbul/ Trakya Bölgeleri arasında seyreden ağır vasıta taşıtlarının kullanacağı deniz yolu) başladığında geçersiz kalacağı İDO raporlarında açıklanmıştır. Yaklaşık 6 milyar dolarlık bir maliyetin ” Ulusal Öncelikler ” açısından başka yatırımlar için gerekli olduğu DPT tarafından belirtilmiştir.

3179Bu kenti ne kadar büyütmek istiyorsunuz?

Ekolojik, ekonomik ve sosyal açılardan hem İstanbul hem de ülke genelinde olumsuz etki yaratacak 3. Köprü ‘nün tek sorusu olabilir. Bu kenti ne kadar büyütmek istiyorsunuz? Bu kente bağlantı yollarıyla, ekolojik sistemi çökerterek, ormanları ve yabani hayatı katlederek mutluluğu getirebileceğinizi mi sanıyorsunuz? Beton, cam, karbondioksit ile çevresi kapatılan bir cezaevi olacak kent ve insanları müebbete hüküm giyerek, ömür tüketecek. 3. Köprü, kentin özüne indiğimiz doğa ile aramıza ulaşılmaz bir duvar örecektir.


Öyle bir bilgi ve duygu bombardımanına tutulduk ki içimizde olan tutkuyu unuttuk. Yükselen değerler karmaşasında yeni diye kabul ettirilmek istenilenleri sorgulamadık; beğeneceksiniz dediklerini çabuk benimsedik. Balkonumuzdaki bitkiler yeterliydi ve onları korumak bile yük oluyordu bazen biz kent mahkumlarına. Piknik alanlarına çöpümüzü bırakır, sigaramızın ateşiyle tüm ormanı yakar, sonra da nefes alamadığımızdan, boğulduğumuzdan şikayetçi oluruz. Saattlerce bilgisayarımızın başında oturup, beynimizin yıkanmasına izin veririz; isyanlarımızı sağdan soldan alıntıladığımız cümlelerle yatıştırıp, yaşama karşı tüm duygularımızı pasifleştiririz. Yaşadığımız ‘ Modern Zamanlarda’ çevre sorunlarının içinden çıkılmaz bir duruma gelinmesinde duyarsızlığımızın tek nedeni bencilliğin yüceltilmesidir.

3. Köprü, İstanbul’un intihar edeceği son nokta

Karşılıksız aşk yaşayanların, ekonomik, sosyal sorunlarını çözemeyenlerin, kendilerini boşluğa bırakarak ölümü seçtikleri mekan olmuştur köprüler, yaşamla ölümün arasındaki araf! Oysa, yapılma nedenleri iki yakayı bağlamak, ayrı olanları birleştirmek olmalıydı. 3. Köprü, bu kentin intihar edeceği son nokta, sorun çözme amacıyla yapılmasına rağmen labirentin çıkmaz sokağı olacaktır.

Bu kentin tekrar yaşanılabilir bir duruma gelmesi için ‘ Çevre Eğitimi’ nin uygulamaya geçirilmesi gerekmektedir. Etnik, cinsel, ideolojik alt kimliğin yanında üst kimlik ‘ Çevre’ olmalıdır. Kentin yerlisiyle, göçeriyle, varoşuyla, merkeziyle birleşmesi ve bu yağmaya dur demesinin zamanı gelmiştir. Gidilecek başka bir yerin olmadığının anlaşılması ve ‘ Artık Buralıyız’ düşüncesinin yerleşmesi için, sivil örgütler, okullar, kentin aydınları yeni bir oluşum ve anlayış yaratmak için çalışmalıdır. Yoksa, köprülerden intihar eden kentin yasını tutacağımız zamanlar yaklaşmıştır.