Akışa izin: Sırrın Sırrı

Yaşam giderek hızlanıyor. Olaylar birbiri ardına değil, bir arada gelişiyor ve hangisinin parçası olmam gerektiğine karar verinceye kadar biri çekiveriyor beni içine. “Ya, benim asıl istediğim burada olmak değildi!” derken, içinde olduğum da, olmak istediğim de çekiliveriyor sahneden. Bambaşka şeylerin içinde görüyorum kendimi yeniden… Tanıdık geliyor mu bu duygular size de? Neler oluyor?

Yaşam giderek hızlanıyor. Olaylar birbiri ardına değil, bir arada gelişiyor ve hangisinin parçası olmam gerektiğine karar verinceye kadar biri çekiveriyor beni içine.

Mekan ve zaman bunca kaypak değildi eskiden.

Hızlanan yaşamın frekansı sanırım. Elektronların dönüş hızında artış olmalı. Bedenim, hücrelerim, kemiklerim, saçım hepsi hız alınca, elektro-manyetik alan filan çorba oldu. Bedenim dengesini yitirdi. Tanımayanlar, şu kadına bak, sabah sabah içmiş diye bakıyor acıyarak halime. Yediklerimle denge kazanmaya çalışıyorum. Olabildiğince doğal ortamda rastladığım otları yüklüyorum bedenime ki, dünya ananın elektronlarının dönme hızı ile uyum sağlayabileyim. Bilmem öyle mi çalışır sistem ama içimde bir şeyler bunu onaylıyor gibi. Duygularımı algılayabiliyorum biraz ama üstünde düşünmeye bile vakit kalmıyor. Belki gerek de yok artık.

Düşünmenin bittiği sınırlarda gezinmek şaşırtıcı geliyor. Düşünüyorum o halde varım sözüne inat, düşünmüyorum ama hala varım, hayret!

Düşünme alanımı, sezgilerim dolduruyor. Bir başka oluş hali içindeyim. Kelimeler bana düşünce iplikleri gibi değil de, söyleyenin, yazanın duyguları ile geliyor. Olaylar da öyle. Kavramları, etiketleri, kalıpları kaldırdığınızda varoluşun gerçek niyeti, akışı, dinamiği, formülü çözülüyor sanki. Elektromanyetik bedenin titreşimi de hız kazanıyor böylece. Ve siz evrenin hızlandığını hissetmeden, sizi isteyenin değil, sizin istediğiniz olayın parçası olmaya başlıyorsunuz. İçinde düşünce, yargı parçası olmaksızın. Sadece akış kalıyor geride.

Duygu alanının içinde var olabilmeyi deneyerek öğrenmenin başka bir hali var. Geçtiğimiz hafta birbirinden çok farkı olayların ve mekânların parçası oldum. Hem üreten oldum, hem satıcı çığırtkan hem de tezgâh başında filozof. Ama ortak olan hepsinden aldığım coşku, zevk, tatmin duygusu idi. Yani diyebilirim ki geçtiğimiz hafta içinde ben coşku frekansında yaşadım. Fark ettim ki duygu alanına girince aynı anda birden fazla olayın parçası olabiliyorsunuz. Frekansınız buna yetecek kadar hızlanmış oluyor. Bedenimdeki hastalık adı verilen aksaklıklar bu frekansı yakalayamadığı için seslerini çıkartamıyorlar. Dünya varmış! dedirten bir duygu kaplıyor sizi.

Birkaç olayın birden üstüne çıkabilince, hedefimi biraz daha yükselteyim diyorum. Işık frekansında titreşebilirsem dünyadaki tüm olayları aynı anda yaşayıp, etiketlemeden, yargılamadan akışı hissedip iliklerimizde, oh evren varmış! diyebilecek miyiz acep bir gün?

Ya da evrenin kendisi olmanın coşkusu içinde, evren olmayı da boş verip, olma’nın sadeliğinde duyguları da eritip sırrın sırrına mı ulaşacağız!

Tüketim çılgınlığı insanları ruhsal olarak nasıl etkiliyor?

Senden geriye ne kalır? Ölümsüzlük denilen

Aşk palavrası ve hipergerçeklik