Hediye Güven: Aykırı ve Yapıcı Müzisyen Tehlikesi

Uyandırsam kendimi, her gün her gün kendimi öldürmekten.
Uyandırsam kendimi, her gün aynı işe gitmekten.
Uyandırsam kendimi, her gün aynı kilidi açmaktan.
Uyandırsam kendimi, her gün her gün kendimi öldürmekten. 

(Hediye Güven – YENGEÇ)

Nasıl bir gündü? Ne hissediyordum? Uyuyor muydum yoksa uyanıyor muydum? Bilmiyorum. İşte o gün internette Hediye Güven’e rastladım.

Hediye Güven / Yengeç
Hediye Güven / Yengeç

Hediye Güven ile pop müziğin olumlu yönde değişimi

Uzun zamandan sonra, hevesle ve merakla takip etmek isteyeceğim bir müzisyeni bulmanın sevincini yaşıyordum. Bir şeyler başarmaya gayret eden insanlar için, kendinden emin ve içten bir şekilde söylediği iki cümle beni vurmaya yetti.

[quote]Cesur davransınlar. Bu olmaz demesinler, “Bu denendi…”. Daha farklı denesene sen! Başkası denedi olmadı ama sen deneyince olabilir…[/quote]

Farklılık açısından bakıldığında; tarzının, pop müziğin olumlu yönde değişimine öncülük edebilecek nitelikte olduğunu düşünüyor. Kendisine katılıyorum ki ne katılıyorum…

Müziğini belirli sınırlar içerisinde değerlendirmek yerine: “Benim sesime uygun akorlarda bir müzik yapıyoruz.” diyor. Albümünün adı YENGEÇ. Albüm kapağına baktığınızda göreceğiniz çalışma, albümde dinleyeceklerinizin farklılığını hafif hafif hissettirmeye başlıyor. “Farklı bir şeyler yapmış yahu!” demeniz olası. İlk klibi YENGEÇ’in ardından, üşenmedi ve Amerika’ya giderek ikinci klibi SUYA ORAK için kamera önüne geçti.

Düşüncelerini ifade ederken kullandığı cümleler, hareketleri ve ses tonu; söylediklerini kabul ettirme gayretinden uzak ve bir o kadar da samimi geliyor bana. Sesinin bir enstrüman edasıyla dalgalandığını hissediyorum zaman zaman. Gönlünüzü açarsanız şayet, Hediye Güven’in ruhunun vesile olduğu huzurlu ve güzel titreşimlere kolayca kapılabilirsiniz.

hediye güven
Hediye Güven

Röportaj: Altan Akay

Altan A. : Neşet Ertaş, Neredesin Sen parçasını Hediye Güven’den dinlediğimde hep gözlerim doluyor benim. Hatta yanımda kimse yoksa oturup ağlıyorum. Neden? Sanatçının sesinin-müziğinin, dinleyiciye olan etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hediye Güven: Ağlamak bence nefis bir açılma ve rahatlama… Her birimiz, farkında değiliz ama o kadar çok duygu yükü taşımaktayız ki; böyle rahatlamalar olduğunda -buna her ne sebep veriyorsa- ona biraz şifa gözüyle bakarım.

“Müzik oldu-bitti şifalı bir şeydir benim gözümde”

Ve evet, böyle bizde yerleşik hale gelmiş doğulu bir hüzün, bir ağırlık var ya; hani yaşanmış savaşların, kayıpların, yaşanamamış aşkların, içi yanmış kadınların, zora koşulmuş halkların DNA`miza kazımış bilmediğimiz kadim bilgisi; yine doğunun tınılarıyla sanki su yüzeyine çıkmayı bekleyen, bileklerine taş bağlanmış duygu yüküne dönüşmüş… Doğru tonlar, ezgiler veya insan sesleri, doğru bir çift söz, bu konuda direkt düğmemize basabilir ve ciddi bir rahatlamaya sebep olabilir.

[quote]İyi ki böyle anahtarlarımız var elimizde. Bu noktada samimi olmak ciddi bir sorumluluk sanatçı için…[/quote]

Neredesin Sen’i bir konserimde söylerken bir dinleyicim o kadar ağladı ki; bir sonraki şarkıyı söylerken, arada; “Hadi ama ağlama artik.” demek  zorunda kaldım. Ne kadar beklettiyse o ağlamasına sebep olan konuyu, o an bir çıkış buldu demek kendinde. Bu iyi… Ama çok uzayınca endişelenmedim değil.

Bu cevaba tutuldum… Ne kadar güzel söylediniz sanatçının sorumluluğunu. Yaptığınız tarz caz müziğe çok yakın. Caz dinlemeyen -tercih etmeyen- biri olarak, müziğinizi bu kadar sevmemi neye bağlarsınız? Ah, Armies On Hold demek istedim bir an…

Hediye Güven:  😀 Armies on Hold için epik tarzda bir şarkı diyorlar. Bence siz destansı nitelikte, böyle zamansız melodilere düşkünsünüz -kim değil ki?- (: Aslında tanımlamaların bir şeyi kısıtladığına inanırım. O yüzden uzak durmaya çalışırım hep onlardan. Ama bu hoşuma gittiği için, kendimle çelişip, bu ‘epik’ kelimesini Armies için (grupla çalarkenki kısa adı) cebe atalım (:  Ben pop şarkılar da severim aslında; onların formları benim tutucu tarafıma iyi geliyor. Yani klasik verse-chorus-verse-chorus-bridge-uzun chorus(a,b,a,b,c,bb)… Ama Caz`ın, çalımdaki özgürlükçü tutumu da laf dinlemeyen tarafımı beslediği için böyle bir müzik ortaya çıktı. Bu denge size de iyi gelmiştir (:

fotoğraf-5

Açık söylemek gerekirse; kendi tarzından başka bir tarzı da severim diyebilmeyi başaran ve kendinde ondan bir pay bulduğunu dile getirebilen bir müzisyen olarak eğiliyorum önünüzde… Bir şeyler istediği gibi gitmediğinde; Hediye Güven ne hisseder? Ne düşünür? Nasıl çözer?

Hediye Güven: Bir şey istendiği gibi gitmediğinde, onun yerine olanlardan maksimum fayda salamaya çalışırım. O an iş üstündeysem morallerin bozulmasına pek izin vermem. Soğukkanlı kalıp, yine de durumu en hafif hasarla kurtarmaya çalışmak benim için en öncelikli şey oluyor. Ha, o anda durumun altından nasıl kalktığıma inanamayan insanlarım çok söyler; “Ben olsaydım çöker kalırdım. Patlar kavga çıkarırdım.” diye. Sanırım olay anında bir süper kahramana dönüşüp, durumu fiziken olmasa da psikolojik olarak-manen kurtarıyorum. Ama tek başıma kaldığımda, bunun yorgunluğunu sonra günlerce hissediyorum; günlerce kimseyi görmek istemediğim, sustuğum oluyor. Yani birkaç günün enerjisini o an yiyerek, sonra o gün sayısı kadar akabinde iptal oluyorum. Fakat değer, olsun; kimselerle görüşmeyip kendime mutlaka geliyorum.

[quote] Bu kalp durmadıkça hep atacak! [/quote]

Her türlü zorluğuna rağmen, hayata dair çok güzel ilhamlar var sözlerinizde. Avustralya maceranız nasıldı? Müzik, müzik eğitimi orada nasıldı?

Hediye Güven: Avustralya, benim doğduğum sakin ülke… O nedenle aslında burada yaşadıklarım oradakilere kıyasla daha ‘macera’ olarak tanımlayabildiğim bir hayat.

[quote]ODTÜ’den mezun olduktan sonra hemen bir işe girip oturaklı hale gelmek istemedim.[/quote]

Öğrenmeye iştahım henüz kapanmamışken, mezun olup oraya ailemin yanına yerleşmek üzere döndüm ve müzik okulu araştırmaya başladım. Fakat okulların kayıt dönemini bir kaç ay geçirmiş olarak oraya vardığımdan; zaten başlamış olan dersleri, bir okulun koridorunda dinlemeye gitme disiplini geliştirdim. Bunların sanırım üçüncüsündeydi, bir öğretim görevlisi birini mi aradığımı sorunca, ona durumu anlatıp bir türkü söyledim. Sesimi duyunca çok şaşırdığını hatırlıyorum. O aksam beni arayıp, 7 dersin 5`ini burslu olarak alabileceğimi haber verdi ve böylelikle bir okula başlamış oldum orada. Sonra sınıfımda tanıştığım bir gitaristle bir duo (iki kişilik grup) olduk ve çeşitli mekanlarda, biraz onun besteleri biraz türküler, Caz tarzında çalmaya başladık. Okulda ciddi bir performans eğitimi vardı. Her 10 yılın şarkılarını iki haftalık periodlarla çalışıp, farklı tarzlarda şarkılar ve performanslar ortaya koymak zorundaydık sınıf arkadaşlarımızla. Ağır eleştiri seansları gelirdi onun arkasından. Böylelikle duruşumuz, söyleyişimiz, duygu aktarımımız hakkında mütemadiyen bilgilenip, farkındalığımız arttırılıyordu. Ses sistemleri ve sahne kurulumları, ses mühendisliği ve midi eğitimi, klavye çalımı, beden kullanımı… Ama  tüm bunlar, sahnede gerçek bir seyirci karşısında gerçek performanslar yapmadıkça, havada kalan bilgiler de olabiliyor.

[quote]Benim için en esaslı dersler, seyirci karşısına çıktığımız anda hep sürüp giden derslerdir.[/quote]

fotoğraf-3

“Türkiye’deki müzik ses yarışmaları şov odaklı”

Türkiye’de yapılan müzik yarışmalarına bakışınız nedir? Gördüğünüz sorunlar varsa, bunlar sizce nasıl çözülebilir? Güzel çözümler bulan birisi olduğunuzu düşünüyorum uzaktan bakınca.

Hediye Güven: Televizyondakileri diyorsanız (o ses – yetenek sizsiniz misiniz) onları izleyemiyorum. Çünkü jüriyi iyi niyetli bulsam da, şov ağırlıklı bir hedefte olduklarından, samimi ve yapıcı bulamıyorum.

Katılımcılar gerçekten kazanmak için değil de; bir deneyim yaşayıp, kendilerini daha iyi bir yere getirmek ve hatta bir şey öğrenmek için bile gelmiş olabilirler. Fakat sadece show malzemesine dönüşüyorlar ve bu çok üzücü… Çünkü ne zaman izlediysem, çok yetenekli insanlara bakakaldığımı hatırlarım.

Eğer Roxy Müzik Günleri gibi olan yarışmaları diyorsanız; o da farklı problemler içeriyor. Bunu, şahsen katıldığım için de daha gerçekçi bir şekilde görebiliyorum. Mesela her grup illa distortion gitarların olduğu bir Rock Müzik yapmıyor olabilir. Atıyorum; Trip Hop, Etnik müzik, Arabesk Caz, iki akustik enstrümanlı Elektronik Indie, ne bileyim envai çeşit fusion oluşturulabilir. Ve bu konuda yenilikçi davrananlara ödüller giderken, nefis Rock Müzik yapan ve inanılmaz bir şekilde de bunu sunabilen bir grup arada harcanabilir. Yani değerlendirme yaparken Genre dedikleri şeyin gruplar arası tutarlı olması, elma ve armutların karışmaması açısından mühim.

Ya açıkçası bu yarışmalar müzisyen için birileri tarafından fark edilmek, albüm yapabilmek için mühim kanallardır. Ama kıyasa kimse girmek istemez bir başkasıyla ve bu nedenle aslında değerlendirilmek, tanımlanmak sinirleri bozar.

[quote]Gerçekten dinlemeyi bilen müzisyen, etraftaki tüm müzisyenlerin iyi taraflarını görür, sevinir ve gizli bir yerinde saygıyla önünde eğilir. Benim için öyle olmuştu.[/quote]

Roxy`de birinci geldiğimizde benimle yapılan röportajların hepsinde, herkesin ne kadar iyi olduğunu anlatmadan edemiyordum. Tamam, biz kazanmıştık da, “Bence herkes kazanmalıydı.” gibi bir terazi bozukluğu yaşadım o dönem.

“Parlayabildiğimiz insanların arasına doğru”

Bugünkü grup üyelerinize kadar bir çok kişinin gruba dahil olup ayrıldığını söylediniz. Bu sırada kullandığınız bir cümle dikkatimi çekti: “Herkes de gidebilir…”. Bizim insanımız gitmelerden çok korkuyor veya gitmelerle kolayca yıkılabiliyor sanki. Gitmeler hakkında ne dersiniz?

Hediye Güven: Doğru ama sadece bizim insanımız değil, bence genel olarak insanoğlu için travmatik bir şeydir kaybedilen, uzaklaşan biri. Yalnız, bizim kültürümüzde bunu daha çok ifade edebiliyoruz. Çoğu kültürde bu sarsılmalar kimselere çaktırılmadan, çok sessiz yaşanıyor. Gitmeler ve uzaklaşmak zorunda olduklarım gerçekten çok ama çok yıkıyor beni. İçeriden bir yerden bir yanım ölür gibi oluyor ve bir süre kendime gelemiyorum. Ama Avustralyalı yanım bunu sessiz yaşamama olanak sağlıyor diyelim (son gidenlerimin ardından avaz avaz acıklı olduğum hallerim de çok uzak değil içinde bulunduğumuz zamana).

Beraber çalıştığım grup üyelerimi çok sever çok kollarım ama bağlı mıyım gerçekten kimseye, artik bu sorunun cevabini bilmiyorum. Veya önemsemiyorum.

[quote]Önemli olan birbirimizin yanında çok iyi hallerimizin ortaya çıkması, parıldadığımızı hissetmek.[/quote]

Eğer birinin varlığı bunu baltalıyorsa; oradan gidilse iyi olur, daha parlayabildiğimiz insanların arasına doğru. Şu anki ekibim o açıdan nefis adamlardan oluşuyor. Şanslıyım! (:


fotoğraf-4Ne güzel söylediniz, fikirlerinizi duydukça, iyi ki yaptık şu röportajı diyorum. Şansınız hep sürsün dilerim… “Ne olursak olalım, kendimizi arama çabası içindeyiz.” diyorsunuz. Bir insan, yaptığı işte; kendini bulduğunu, tarzını yakaladığını nasıl hisseder? Siz nasıl farkına vardınız?

Hediye Güven: Eğer zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyor, ara vermek aklınıza gelmiyor, acıktığınızı hissetmeden çalışıyorsanız ve kendinizi unutmuşçasına çalışma hali sizi hasta etmiyorsa; kişi bence o işin bu dünyadaki askeri, yayın organı, kanalıdır. Yaptıklarınızı beğenmez, baştan alır, hep düzeltir, hep üstünde uğraşır ama çalışmaya erinmiyorsak, zaten doğru şeyle uğraşıyoruzdur. Bir de zaten, var olma halimiz de bir çalışma hali gibidir. Kendimde durumun aslında bu olduğunu anlayamadığım yaşlarda, etrafımda müzikli bir baş belası hissi uyandırdığımı hatırlıyorum. Yani etrafta dans edilmezse veya müzik olmazsa sorun çıkaran, yoksa; sürekli melodi vızıldayan bir tip varsa bendim. Acayipliğime ailem arkadaşlarım alışmıştı da, ben bir problemim var sanıyordum. Ergen kompleksi işte, sonra benim gibilerle tanıştıkça ODTÜ`de, bunu saklamaz, iyice fokurdatır hale geldim ve üstünde de çalışma imkanlarımı genişletmem, esaslı bir zıplamaya neden oldu yapabildiklerimde. Sadece, kimsenin onayına ihtiyacım olmadığını anlamam çok zamanımı aldı. Ama sanırım o;  kendimi sevme, kabul etme sürecimle ilgiliydi, işimle değil…

Ah bu endişe yok mu? Onay almanın ihtiyaç olması… Seçici bir insansınız. Bu bağlamda baktığımızda; düşünerek, seçerek, uyanı görmeye çalışarak hareket etmenin önemi hakkında neler söylersiniz? Çok seçmeye çalışırken, bir şeyleri de kaçırabilir miyiz?

Hediye Güven: Bence bu söylediğiniz benim bir şeyleri öğrenme halim (: Bakın, genelleyeyim ki, herkesi de böyleymiş zannedelim. Bir işi öğrenene kadar, bir işle ilgili doğal bir güdümüz ne idiyse onu bulana kadar, konuya çalışmaktır aslında bu düşünmeler, seçmeler.

[quote]Seçip yanlışlar yapmak, tekrar seçmek, bunlar; doğru güdüleri geliştirmek için etüt süreçleri…[/quote]

Ya da şöyle diyelim; sanki o güdüler bizde var da -böyle bebekken vardı mesela- , sonra üstüne o kadar çok gereksiz bilgi ve korkuyla yüklendik ki – okullardaki gereksiz bilgiler, büyürken edinilen travmalar, korkular, şahit olduklarımız- artik o doğal olarak bize iyi geleni lök diye seçme halinin uzağına düşer olduk. Sonra tekrar soyunduk üstümüzdeki fazlalıkları törpülemeye… Bu seçmeli paranoyak haller bu bence. Ben, bana iyi geleni kolay seçebildiklerimden biliyorum. Tabi kolay seçtiğim tercih, illa ki kolay yapılabilen olmuyor. Yani aklımı gönlümün hizmetine sunmuş olarak çalıştırmaya; zihnimin egolu deli dolaplarına bulaştırmamaya çalışma çabası…

Chuang Tzu diye 6000 yıllık bir Çin’li bilge:

[quote]”Easy is right. Begin right, and you are easy. Continue easy and you are right” demiş. (“Kolay olan doğrudur, doğru başla o kolay gider. Kolay devam et, o doğru gider.)[/quote]

Ohooo! Ne güzel de uzatıyorum (: Tamam toparlayacağım çünkü ben hala şu kelimeleri seçerken bile öğreniyorum. İşte bunu uygulamak, demin bahsettiğim güdümüzle tanışmamızı kolaylaştıracak, rahat edeceğiz. O zaman seçimlerimiz hiç tereddütsüz olacak ve “Kaçırdıklarımız şimdi zaten olmaması gerekenler, lazım değiller.” hissiyle daha net olacağız, hatta bunu bile düşünmeyeceğiz.

Yeter ki uzatın Hediye Güven. Barış ve sevginin, dünayaya en ebedisinden inmesi için; sizin gibi müzisyenlerin uzatmasına çok ihtiyaç var. İyi ki varsınız. Çok teşekkür ederiz. Eridi gitti içimde bu düzene ait ne kadar kinli pas varsa…

Hediye Güven Resmi Facebook Fan Sayfası : https://www.facebook.com/hedikedi

Hediye Güven Resmi Twitter Sayfası: https://twitter.com/hediyeguven

Hediye Güven SoundCloud: https://soundcloud.com/hediye-g-ven/

[divider]

Hediye Güven – YENGEÇ

Hediye Güven – NEREDESİN SEN (NEŞET ERTAŞ cover)

Hediye Güven

Hediye Güven, müzisyen bir babanın kızı olarak Avustralya’da doğdu. Akademik müzik eğitimine, ODTÜ`de İngilizce Öğretmenliği okurken Yıldız İbrahimova’dan caz dersleri alarak başladı. Melbourne`nin TATE Collage`ında Sahne Sanatları, Pop ve Caz Vokal bölümünde eğitimine devam etti. Türkiye`ye yerleşip 2002 Roxy Müzik Günleri`nin en iyi grubu seçilen Playground grubunu kurdu. İlk şarkılarını bu grupla çalışırken yazdı. Aynı zamanda Cellfish (trip-hop), Azz (caz) adlı cover gruplarında da solist olarak yer aldı. Babylon, İstanbul Modern, JazzCafe, Hayal Kahvesi, Salon IKSV, Ghetto gibi önemli sahnelerde performanslar yaptı. Hediye Güven, 2009`dan itibaren solo çalışmaya karar verdi ve kendi adına kurduğu grupla, Beyoğlu Hayal Kahvesi`nde sürekli olarak sahne aldı. 2012’nin Kasım ayında müzik kritikleri tarafından son yıllarin en iyi albümleri arasında anılan “Yengeç” albümü yayınlandı. Babası Ömer Faruk Güven`le seslendirdigi “Çalın Davullar” adlı Selanik türküsü dışında, albümün tüm beste ve sözleri kendisine ait. Hediye Güven, halen kendi şarkılarını ve pop-caz cover`lar seslendirdiği konserler vermeye devam ediyor.