Zen, Zazen Ve Ayurveda Nedir?

Zen bir din değildir. Bir inanç şekli de değildir. Zen; insanın öz varlığına ve yüksek şuuruna, özne ile nesneye, gerçek ile sanal arasındaki ilişkiyi koparmadan başka bir kavrayışa ulaşma halidir. Zen bir meditasyon da değildir; salt akıl ve zekayla kavramsallaştırılamaz. Zen, ancak deneylenebilir.

DBZ01-JULY1999-Near Livingston Manor, NY: Ven. Eido T. Shimano Roshi, Abbot of the Zen Monastery Dai Bosatsu Zendo, leads monks past Beecher Lake during the Anniversary Sesshin in July 1999. Sesshins are week-long intensive Zen silent retreats held at Dai Bosatsu Zendo six times a year, during which zazen, or Zen meditation, is emphasized.

Zen, zazen ve ayurveda kelimeleri Uzakdoğu mistik felsefesinde kullanılan terimler olup, bu terimlerin kısaca anlamları şöyledir: “Zen” oturtmak, “zazen” yaşayarak öğrenmek, “ayurveda” ise yaşam bilgeliğidir.

Uzun yıllar bu mistik felsefe ile ilgilendim ve halen ilgilenmeye devam etmekteyim. Edindiğim bu bilgilerin, yaşamımı farklı bir anlayış ve kavrayışa taşımış olduğunu ifade edebilirim. İnsanın kendi içindeki sese gitmesinin ne demek olduğu, nasıl gidileceği, ne yapılması ve nasıl yapılması gerektiği konusunda oldukça deneyim kazanma fırsatı buldum. İşte o nedenle aklım, bilgim, deneyimlerim ve bütün bunların sonucunda gidebildiğim ya da gelebildiğim yere dair birikimlerimi paylaşarak, toplumsal farkındalığa bir fayda katabilme gayretindeyim.

Bu anlamda, makalelerimde ele aldığım konular kişisel gelişime yönelik değildir. Çünkü kişisel gelişimi amaçlayan bakış açısıyla evrensel bilgiyi amaçlayan bakış açısı birbirinden çok farklıdır. En önemli fark ise; biri dünyasal isteklerimize hizmet ederken, diğeri ruhsal ve fizikseli içine alarak evrenselliğe taşıyan bir hedefi amaçlamaktadır. Birinde amaç maddeye hükmetmek; diğerinde ise amaç, maddeyi kullanarak maddeyi aşmaktır.

Şayet amaç dünyasal tutku, arz, talep ve ihtiyaçlara yönelik egosal isteklerimizi tatmin etmekse, bunun hiçbir zaman sonu gelmeyecek hatta her geçen gün korkularımız ve maddesel kayıplarımız daha da artacaktır.

Ayurvedik öğretinin en önemli temelleri Zen ve Zazen’dir.

Zen bir din değildir. Bir inanç şekli de değildir. Zen; insanın öz varlığına ve yüksek şuuruna, özne ile nesneye, gerçek ile sanal arasındaki ilişkiyi koparmadan başka bir kavrayışa ulaşma halidir. Zen bir meditasyon da değildir; salt akıl ve zekayla kavramsallaştırılamaz. Zen, ancak deneylenebilir. Zen’e bir örnek vererek açıklamak gerekirse; varsayalım ki, elma yemektesiniz ve biri size elmanın ağzınızda bıraktığı tadı anlatmanızı istese bu tadı anlatabilir misiniz? Anlatamazsınız, ama tadının ne olduğunu yediğiniz için biliyorsunuzdur. İşte Zen budur. Zen anlatılamaz, ancak anlaşılması sağlanabilir.

Zen öğretisine göre sadece teorik bilgi fayda sağlamaz. Şayet nefiste uygulanmamış, şuurda iz bırakmamış ise gerçek bilgi değildir. Çünkü sokma akıl en fazla yedi adım gidecektir.

Zen, dogmatizmin dışında ve sözcüklere bağımlı değildir. Örneğin; sevgi gibi çok hoş bir kelime aslında insanı dünyaya bağlayan tehlikeli bir kelimedir.

Zen, cevapları kendi doğası ve özvarlığını gözlemleyerek oluşturur.

Zen öğretmeni bir kılavuzdur; yol gösterir ve yolu sizin bulmanıza aracılık eder. Bir katalizör gibi devreye girer ve çıkar. Zen yolcusu için gerileme yoktur, en kötü ihtimalle bulunduğu noktada yerinde sayar. Zen hiçbir şeyi yok etmez.

Zazen ise uyanmaya ve aydınlatmaya ulaşmada en kısa, fakat en zor olan yoldur. Zazen, yaşayarak ve yaşatılarak öğrenilir. Örneğin biraz önceki elma konusu üzerinden devam edecek olursak; size elmanın tadını soran birine elmanın tadını anlatamazsınız, ancak ondan elmayı ısırmasını istediğinizde ve ısırdığında o da artık elmanın tadını biliyor olacaktır. İşte Zazen budur. Ayrıca Zazen, bir zen ustası tarafından öğrencisinde gördüğü duyu, duygu, sezgi, algı, idrak, düşünce, ifade gibi eksiklikleri asla görmezden gelmeyerek bunun, onun canını yakacağını bile bile gerçeğiyle yüzleşmesini uygulamalı gösteren konumdadır.

İşte Zazen budur. Zen ustası bunları uygularken ne sempatik ne de antipatikdir. Onu yarın güldürecekse bu gün ağlatmayı göze alabilecek kadar “Empatik”tir.

Bu şekildeki bir eğitim sistemi, egoları beslemediği için dayanılması güç bir yöntemdir. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, erdemin yolu acıdan geçmektedir. Ve  “Size cenneti vadedenler, kendi cennetini yaratmak isteyenlerdir”.

Çoğu öğretide bu şekilde bir uygulama göze alınmamaktadır. Bu uzun ve emek isteyen bir yolculuktur. Yola çıkmak çok kolay, ancak yolu gitmek yorucudur ve emek istemektedir. İnsan dualite ilişkisinde madde beden etkisinde olduğundan “Ben”in hükmü, yola devam etmesine mani olabilecektir ve bu her an mümkündür…

Bir Zen ustası der ki; “Sizin en büyük düşmanınız beniniz, sizin en büyük dostunuz kendinizdir”.

İşte düşmanı uzakta değil, kendi içimizde arayabilirsek görülecektir ki, canımızın her yanması egomuzun gücündendir. Aslında hemen birçok öğretide ego üzerinde mutlak durulmaktadır. Çile odası denilen sınav da bunun sembolik bir uygulamasıdır. Ancak evrensel prensipteki dualite şartını hatırlarsak, bedeni yok saymamak gereği mutlaktır. Ruh ve bedenin birlikte uyumlu olma aşamasına gelinceye dek geçireceği sürede içselleşen disiplin ve uygulamaya gerek vardır.

Bu uygulamalı öğreti sonucunda duyular aracılığı ile oluşan duygularımız; düşünce, irade, bilgi, sentez, analiz, idrak ve sezgi aracılığı ile rafine olmuşsa, bilincimiz de bu oranda sağlıklı işleyecektir.

Şunu hiçbir zaman akıldan çıkarmamak gerekir ki: Bize yolu gösteren olsa da, yolu gidecek olan kendimizdir!

Bu eğitimin çıraklık dönemi birkaç yıl sürebilecektir. Zira bizim dışımızda, bizim üzerimizde etkisi olan, öğrendiğimiz ve alışkanlığa dönüştürdüğümüz etkiler ve duyularımızı disipline etme hali zaman alacaktır.

Bilgiyi hayata taşıma ve uygulamada bir beceri ve yaptırım sağlayamayan kişi, yeterli irade ve düşünceyi geliştiremediği için bunu davranışlarına da yansıtacaktır. Böyle bir durumda kişi yol alamayacaktır. Dolayısıyla bu durumda “ayurvedik” çalışmalara devam edemeyeceği hususunda uyarılır. Takip edilen sürede şayet kişinin anlayışında ve kavrayışında bir açılım olmuyorsa beklemeye alınır ve düşünmesi için zaman verilir, hatta bu bilgilere henüz hazır olmadığı kanaati uyandırmış ise bu da kendisine bildirilmelidir.

“Tanımak, anlamak ve bilmek” sürecini tamamlayan bir öğrenci, artık yavaş yavaş içselleştirdiği bilgi, birikim ve deneyimleriyle; etik, estetik ve hijyenik değerlerini oluşturmuştur.

Bu çalışmalar bir yaşam bilgisi ve bilgeliğidir. Zira yaşam bilgeliği anlamına gelen “Ayurveda” on yedi bilim dalına ait popüler düzeydeki bilgileri içermektedir.

Bilgi olmadan hiçbir yere gidilemez, çünkü “Bilgi, şuurun anahtarıdır”. Bilme ise; bilginin şuurla ilişkilendirilerek uygulanabilmesi halidir.

Pekiyi bilgi eşliğinde gelişen bilincin şuur ile ilişkilenme aşamasında geleceği yer neresidir diye soracak olursak:

Cevap;”öğrenmeden bilmek”,”bakmadan görmek”, “duymadan dinlemek”tir. Bu mucize gibi görülse de bir mucize değildir.

Bilgi insana acı verebilmektedir. Ancak her şeye rağmen; her koşulda hayatı bilerek yaşamanın, bilemeden yaşamaktan çok daha anlamlı olacağı düşüncesindeyim. Ve yaşama anlam katmak; yolda olmak,  yolcu olmak ve yol almaktır…

PAYLAŞ
Önceki yazıDiller Sustu Gönüller Konuştu
Sonraki yazıTarihin yazmadığı büyük liderler
Nimet Erenler Gülkökü 1965 Tunceli doğumlu olup, Ocaklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Şaman gelenekleri olan babaannesi onun ilk eğitmenidir. Dünyaya geliş nedenini ve yaşamı hep sorgulamıştır. İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümünde okuyan Nimet Erenler Gülkökü; “Yaşam aynı zamanda bir okuldur ve bu okulun diploması, yalnızca bırakılan izlerden ibarettir!” diye tanımlamaktadır. O nedenle, öğrenmeye devam etmektedir. 2002 yılında "Bir Zen Ustası"yla karşılaşması, bu öğreniminde oldukça önemlidir. Ne bildiğini bilen “Bir Zen Ustası” ile birlikte halen müşterek çalışmalarına devam ederken; kendini bilme yolculuğunda öğrendiklerini öğretmek, öğretirken de öğrenmek suretiyle bilginin paylaşımına aracılık etmektedir. Bu birikimini özellikle kaleme aldığı makalelerinde, kitaplarında, sözlü aktarımlarında görmek mümkündür. İlgili olduğu alanlar; ezoterizm, sosyoloji, güzel sanatlar, edebiyat, felsefe, psikoloji, arkaik dönem tarihi, medeniyetler, sanat tarihi, sembolizm, teoloji ve mistisizmdir. İlk kitabı "Kur'an-ı Kerim'in Apocrypha'sı" 2010 tarihinde; İkinci kitabı "İnsanlığın Apocrypha'sı" 2012 tarihinde; "Ezoterizm'de Bilinç, Rüyalar ve Boyutlar" üzerine üçüncü kitabı olan "BİLİNÇTEKİ SIÇRAMALAR" adlı eseri de 2013 tarihinde yayınlanmıştır. Yazarın makaleleri, yazılı ve görsel medyada yayınlanmakta ve aynı zamanda yazar; televizyon ve radyo programlarına da konuk olarak katılmaktadır.