Denge Oyunları

Amaçlılık beşeri bir zaaftır. Çünkü: Eksiklikten kaynaklanır. Eksikliklerin giderilmesi planlanır. Oysa amaç taşımak ‘amaç’ olmamalıdır! Çünkü taşınan her şey bir yük ve prangadır. Eksiklikler eğer varsa bu içeriye doğru derin ve keskin bir bakışla tamamlanmalıdır.

Eğer amaç diğer tarafı mutlak anlamda imha değilse denge arayışı mecburidir. Bu denge tarafların karşılıklı olarak ‘kazançlı’ çıkmasını sağlayabilir. Eğer bir tarafın kazancı diğer tarafın kaybı anlamında ise bu anlayış dengenin bulunmasının oldukça zayıf olduğu bir yaklaşımdır. Bu anlayışla yapılan en akıllıca seçimler ve en büyük stratejiler sırf bu anlayışla yapıldığı için nihayetinde insanı hiç beklemediği bir duruma düşürebilir. Belirli ve düz bir yolda, düz mantığın vardığı yer bu olabilir. Bu mantığı kullananlar verilenlere inanırlar. Oysa verilenler de istenenler de toplumsal bir olasılık oyunudur. Olasılık hesaplarında daima en olası olanları seçenler en olası ‘beklenmeyen’ durumlarda da kalabilirler. Bu nedenle olası olmayan olasılıkların tercihi gerekir. Tercihler verilenler değildir. Az olası olanlar tercih edildiklerinde çok olası olmuş olurlar.

Bireyin başarısı diğerlerinden önce kendisine bağlıdır. Belirli bir hedefe kazanım adına yapılan toplu taarruzlar hedefin hiç kimse tarafından elde edilememesini garantileyebilir. Diğer şekilde farklı hedeflere yönelmekte her bir bireyin kazancı haline gelebilir. Toplum içindeki bireylerin birbirlerine rağmen yapmaya çalıştıkları bu kazanım oyununda kar ve maliyetleri belirleyen diğer bireylerin seçimleridir. Bu bilinen bir gerçek olduğuna göre en uygun yönelimin doğru bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir.

Birey ve toplum dengesi en uygun şekilde yapılandırıldığında artık kaybeden olmayacaktır. Kayıplar dengeyle çatışan seçimlerden kaynaklanır. Çünkü: Toplumun faydası doğrudan bireyin de faydasıdır ve bireyle çelişmez. Bireyin faydası da toplumun faydası ile çelişmezse eğer bu dengedir. Dengede savaş olmaz. Ortak ve daimi fayda bulunur. Savaş olmadığı için kaybeden de yoktur. Çünkü: Savaşta her iki taraf da kaybeder. Az kaybeden ve çok kaybeden vardır. Denge tek çıkar yoldur. Dengesizlik ise kargaşadır.

Bunun içindir ki her koyun kendi bacağından asıldığı sürece diğer bacağını da kaybetmeyi seçmiş olur. Kayıpların hiç olmaması mümkündür. Bunun ‘mümkün’ olduğunun bilinmesi ve bu bilginin idraki ilk yapılması gerekendir. Çünkü: En uygun ve en akıllıca seçimlerin yapıldığı bir dünyada yaşamıyoruz. Eğer yaşamış olsaydık ne tarihte ne de bugün yeryüzü savaş görmezdi. Savaş sıradan bir durum olarak algılandığına göre akıllıca seçimlerin yapıldığı bir dünya değil burası. Evet olabilir. Mümkün olabilir. Tabi bu seçilirse. Bu seçim yapılır mı yeryüzü insanları tarafından? Hiç zannetmiyorum. İnsanlık savaşı çok sevdi. Savaş uğruna yetiştirdiği milyonlarca insanı feda etti. Bu düşüncede olmama rağmen göle maya çalan Nasreddin Hoca gibi hissediyorum kendimi. Ya tutarsa. Olur, mu olur. Bana da düşen bu uğurda tımarhanelik hayalimin peşinde bir mecnun misali koşmak.

Önce eğilen kelimelerdi. Sonra ardından anlamlar geldi. Anlam eğriliklerinden sonra kavrayışlar geriledi. Kavrayamama süreci ilerledikçe, ilerledi. Sonra geçmişe derin bir perde çekildi. Hiçbir zaman hafızalara geri gelmesin diye dışarıya doğru itildi. Unutuluverdi işte böylece insanın doğal gerçeği. Unutuverdi insan işte böylece kendisini. Önce unuttu şimdi ise bulmaya çalışıyor. Ümidini hiç yitirmiyor. Biliyor ki elinde tek kalan ümitten ibaret. Onu da yitirince zaten merakta etmeyecek. Gerçeğinin geride kalan tek unsuru ile tamamını keşfedecek.

Bunun için yine diyorum ki: ‘Yeryüzünün var olduğu o doğum gününden beridir insanlığın büyük bir dirençle reddettiği büyük akıl oluşumuna doğru küçücük adımlarla bile olsa yönelen tüm büyük şuurlara selam olsun! Adımın küçüklüğü önemli değildir. Adım atmak yönelişin büyüklüğüdür. Çünkü bilmek çaba ve faaliyet gerektirir ve sonunda bizlere kesinliği verir. Bunun için sorular kapısından koşar adım içeriye girmek gerekir. Soru sormak çok akıllıcadır. Bizleri bilmeye ulaştıracaktır.’

Yazar: Türker ERCAN  Sayı 65  Şubat 2011