Uzun bir gece bitti ve pencereyi sonuna kadar açtım

Uzun Bir Gece Bitti ve…

Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Uzun bir suskunluğun ertesiydi. Dört duvar arasına sığamadık.  Nicedir kapalı olan ve arkasında ürkek bireyselliklerimizin saklandığı ‘pencerelerimizi sonuna kadar açtık’. Bir avuç genç insan, kesilmek istenen ağaçların başında nöbet tutarken oldu her şey.

Bireysellik, çağımız insanını iyi tanımlayan sözcüklerden birisidir. İnsanın varoluş mücadelesi, bireyselliğinin kutsandığı noktadan hareketle başlar.

Kocaman yalnızlıklardık kalabalıklara inat

Ne zaman ki dört duvar arasına sığmadık

Açıldı pencereler

Sokaklardaki aydınlığa karıştık…

Uzun bir gece bitti ve pencereyi sonuna kadar açtım

Ancak bireysellik, soyutlanmışlık algısıyla bir tutulmamalıdır, çünkü temelde toplumsal varoluşu simgeleyen bireyin mayasında insanlarla kurulan bağ vardır. Birey olmak, kendi farkındalığını yüceltirken, içinde yaşadığı toplumda tüm bilinci ve duyarlılığıyla var olmayı gerektirir.

Temel hak ve özgürlüklere sahip mutlu bireyler, gelişen toplumların sahip olduğu en büyük zenginliktir.

Demokratik toplumlar ve devlet ilişkisi

Demokratik toplumları yöneten devlet ile birey arasında, efendi-kul ilişkisinden çok öte, karşılıklı sorumlulukların yerine getirildiği sessiz bir anlaşma vardır. Ancak biz mutsuzuz nice zamandır… Kuşatıldığımız koşullar altında, anlaşmanın tek taraflı bozulduğunu gördük. Toplum olarak birbirimizden güç almak yerine, susarak ve içimize dönerek birbirimizden uzak düştük. Gelişmekte olan ve demokrasinin sekteye uğradığı toplumlardaki bireylere özgü kaygılar, bizi kendi öznel dünyamızın beklentileriyle sınırlandırdı. Biz farklı bir kuşaktık, sessizce bildiğimiz yolda yürümeye devam ettik. Tek çeşit yemek yapmayı bilip, şikâyet etsek de başka türlüsünü denemeye cesareti olmayandık. Oysa değişiklik mücadeleyi gerektirir, bütün taşları yerinden oynatmak yürek ister.

Ben, uzun zamandır varlığı yok sayıldığı için oyunun dışında bırakılmış olanım. Üzerine düşen bütün ödevlerini yaptığı için, sırtının sıvazlanmasını bekleyen bilinçaltımdaki çocuk uzun zaman önce öldü. Anti demokratik bir iklimde kendine yaşam alanı bulamayacağını anladı. Onun sesi, ne yazık ki bu evin duvarlarını aşarak meydanlarda ses bulacak kadar güçlü çıkmadı.

Bir avuç insan başlattı her şeyi

Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Uzun bir suskunluğun ertesiydi. Dört duvar arasına sığamadık.  Nicedir kapalı olan ve arkasında ürkek bireyselliklerimizin saklandığı ‘pencerelerimizi sonuna kadar açtık’. Bir avuç genç insan, kesilmek istenen ağaçların başında nöbet tutarken oldu her şey. Onların coşkusunu kalbimizin orta yerinde hissettik. Bu başlangıç, kendini bıkmadan tekrar eden dayatmacı siyaset söylemlerinden yorulan ruhlarımıza gençlik aşısı gibi geldi. Meydanlarda tüm farklılıklarımıza rağmen bir diğerimizin benzerini gördük. Toplumsal iş birliği ve dayanışma her kuşaktan ve düşünceden insanı koşulsuz olarak birbirine bağladı. Hiçbir politik görüş veya siyaset söylemi, bireysel özgürlüklerin ve insanca yaşam haklarının peşinden giden bu kalabalıkları bu denli coşkuyla kavrayamazdı.

İnsan farkında olduğu şeylerin toplamıdır. Direniş ruhundaki heyecanı iyi okumak gerekir. Toplumun ihtiyaç duyduğu denge ve bütünleşme hissi o kadar güçlü hissediliyor ki, buna duyarsız kalmak yüzüne tutulan aynada kendini reddetmekten farksız adeta. Kaçınılmaz olan değişimden korkmak anlamsızdır o ki değişim, toplumun yıkılması ve dağılması anlamına gelmediği gibi daha üst düzeyde bir bütünleşmeye karşılık gelir. Değişimin dinamiği anlaşıldığı zaman, bunun iyileşme yönünde pozitif bir değere sahip olduğu görülür.

Bükülmeyen ağacın dalı kırılır. Herkes için geçerli olan basit bir formül vardır. Tek bir yöne bakarken, görebildiklerimizle sınırlı olan bakış açımızı ‘alfa’ açısıyla tanımlarsak, her zaman ‘360 derece eksi alfa’ kadar yanılma payımız vardır. Toplumsal dışavurum ve değişimin ruhu ülkenin dört bir yanını sarmışken, bazen sadece yanılgıyı kabul etmek gerekir.