Aşk Yer Altından Duyulan Bir Fısıltıydı

Bir direniş sonrası yer üstünde, gördüğümüz ağaçların ötesine bakarken hüznün ışığını çağıracağız düşlerimize ve deniz tüm varlığımızı içine alacak.

aşk1
İkimizin de rotasının farklı olduğu zamanlarda yoksul bir oyuncuydun.

Rüyalar görüyordum: Sana hiç benzemeyen kadınların, sanki senmişsin gibi davranışlarını ve bana hiç benzemeyen erkeklerin seninle konuşurken benim cümlelerimi kullanmalarını izliyordum. Oturduğun taşın üzerinde henüz yazmadığım romanımı okuyordun, gözlerin yorulunca karşında duran ‘Kız Kulesi’ ne bakarak kitapta anlattıklarımı unutmaya çalışıyordun.

[quote]Düşüncelerimin karanlığında seni kaybedecek şifreleri henüz oluşturamamıştım.[/quote]

Yan tarafındaki kayaya oturdum, kokunu duyabilecek kadar yakınındaydım; eskiden, gözlerden ırak ıssızlıklarda acemice yaptığımız sevişme provalarını düşündüm. Dilini, dudaklarını ve tenini keşfettiğim zamanlar dün kadar uzaktı şimdi. Kentin adı gibi, ölümsüz olmasını istediğimiz bir aşkı yaşamak istiyorduk; sevişmelerimizin dışında, zamandan kopmamak için gittiğimiz konserler, tiyatrolar, resim sergileri, katıldığımız festivaller ve bunları anlamlı gösteren saf düşüncelerimiz vardı. Gitmek için kalktığında sana baktım. Sadece benziyordun. O olamayacak kadar yaşamla barışık gözlerin vardı.

Kapımızı icra ve organize şubenin memurları haricinde pek çalan olmazdı. Ya polis ya avukat ordusu ile çok sık olmasa da bizim mutsuz, onların mutlu olduğu partiler verirdik. Bu olağan toplantıların dışında sakin bir yaşantımız vardı ve kurduğun sofralarda hep kanımı içerdin.

[quote]İkimizin de rotasının farklı olduğu zamanlarda yoksul bir oyuncuydun; tanıştığımız tarihlerde çoktan perdelerini kapatmış, seyircini sıcak yuvasına göndermiştin.[/quote]

Şimdi, şiddetli kavgalarımızın sonucunda en az benimkiler kadar kırıktı dişlerin. Albümdeki fotoğraflarına bakarak geçmişin anılarını zevke döndürmeye çalışırken, canlandırdığın tüm karakterlerin replikleri birbirine karışıyordu. Gösterişe bayılırdın: abartılı makyajın, kaçık jartiyerli çorapların ve bigudili saçlarınla karşıma geçer, kaliteli küfürlerini suratıma çarpardın. Ne olduğunu asla anlayamadığım nefretinin içinde boğulmamak için çırpınır dururduk. Ama gerçek olan bir şey vardı, sevişmelerdeki ‘Seni seviyorum’ derken çıkarttığın tiz sesler, yaptığın en güzel roldü.

Tensel zevkleri küçümseyen biri asla olmadın. ‘Asıl Kadınım’ diye ortaya çıkıp, duygusal oruçlara girmedin, coşkularını dizginlemedin; aksine, onu doyurabilmek için önüne kurduğun sofrada tüm tatları bulundurmak için çabalardın. Acılı ilişkilerin yumağına dolanıp, manevi hazzı yüceltmek gibi hayallere kapılmadığını ikimiz de biliyorduk. Kendini tensellikten soyutlamanın, içindeki şeytanı çıkartmak kadar anlamsız olduğunu haykırıyordun, seni gözlem altında tutan ahlak bekçilerine.

Woody Allen, ensenden sırtına doğru öperken sana bir şeyler anlatmaktaydı, duyamıyordum ama sen hem bedenine hem de ruhuna dokunulmasından dolayı mutluluk çizgisini geçmek üzereydin. İkinize tamamen yaklaştığımda duyduğum ilk cümlesi bu oldu.

[quote]Mutlu olma becerisi, sahip olmadıklarından çok, sahip olduklarını sevmek ve onların değerini bilmektir.[/quote]

Seni arzuyla öperken, Woody Allen’ in gözlüklerinin buharlaştığını farkettim ve ikiniz de sisler ardında kalmıştınız. Sonra, “Hayatımda pişman olduğum tek şey, başka biri olarak doğmamış olmamdır” dedi, gözlerini bana çevirmişti. ‘Kendini ben mi sanıyorsun?’ Gerçekten de bazen kendimi Woody Allen sanmak iyi geliyordu bana.

Kadın: Ben hayal ürünü değilim!
Woody Allen: Özür dilerim hanımefendi ama, ne yazık ki öylesiniz.
Kadın: İyi ama, benim Harward’da okuyan bir oğlum var.
Woody Allen: Oğlunuzu da ben yazdım. Yani o da hayal ürünü, aynı zamanda da eşcinsel.

1517_489417511110738_1424961148_n
Rüyalar

Rüyalar görüyordum, kimsenin kendini benim yerime koyabileceğini sanmadığım: Köklerinin yoklukla beslendiği kabuslar, ölümün karşısında gülümseyebilen ve ona rağmen yaşamın tüm gizemlerinin anlamsızlığa yorumlatıldığı sanılan düşler. Yeraltından getirdiğim rüyaların içinde ölümün tekliği her zaman olmuştur ve benim gibileri yöneten asıl güdü de budur.

Açgözlülüğüm sadece yaşama isteğimden kaynaklanıyordu ve doyumsuzdu; okuduklarım, yazdıklarım ve kalçalarını büyük bir iştahla okşadığım kadınların arasında hiçleştiğim rüyalar soyutlaştırıyordu gerçeği.

Kabus gecelerindeki çelişkiler ve kalabalığın karanlığı gülünmeyecek gibi değildi; aşk, iş, sıkı yönetim, baskılar ve yasaklar sadece ayrıntıydı, yaşayanların rüyasıydım rüyalarımda ve her zaman komik olmuyordum; kahkahaları, eksilmeyen alkışlar gibiydi kulaklarımda.

Uyumluların umutsuz bulduğu direnişleri yüreğimde büyütmüştüm dünde ve şehir utancını hep polis sirenleri, tabanca patlamaları, gaz bombaları ve ezan sesleriyle saklardı. Gözlerindeki donuklukta sela’lar okunuyor diye yeraltına inmiştim ve helal edilecek hakkım da yoktu üzerinde; cemaat, yağmur ve yalnızlığın dehşetinden sıcak, ayıp düşlerinin peşinden gitmek için sabırsızlanıyordu.

[quote]Şimdi gerçeklik diye gözümün önüne gelen, ölümün gölgesinde filizlenmeye çalışan uyumsuz anılardı ve korku hiçbir güzelliği içinde yaşatamayacak kadar teslim almıştı yerüstündeki kenti.[/quote]

Rakı maviydi, gece ve aşk kızıl; direnmenin rengi ise kızıl bir mavinin onuruydu umutlarımızda taşıdığımız.

Kentin ortasından geçen su karanlıktı, akarken zamanı da beraberinde sürüklüyordu; kıyısında durmuştum, an’ ın kaynağına gitme düşleri kuruyordum. Yenileceğimi anlamam için işaretleri takip etmeme gerek yoktu, yaşadıklarımı tutkulu cümlelerle, ayrıntılara girerek anlattığımda, önce tüm bunlar inanılmaz gelmişti sana, sonra sıkıldığını, rahatsız olduğunu gözlerin söyledi. Sorduğun sorular kesildi ve yoğun bir sessizliğin ortasında yalnızlığımı hissettirmelerin başladı.

Dilimin sustuğu kadar, gözlerimin haykırdığının ayrımına varmam pek zor olmadı. Metroda, arabalı vapurda, otobüste, sinemada, meyhanede bakışlarımın sorularına olumlu yanıtlar oluyordu genelde. Bir yüze, sese veya kalça kıvrımlarına sorduğum soruların yanıtı, şiddetli bir tedirginliğin devamında olumlu yatışlardı. Yer altına açılan kapının eşiğinde durup arkasında ne olduğunu merak ediyorlardı korkarak ve çılgın, yıkıntılı bakışlarım kadınların güzelliğinin, yakıcı arzularının yolundaki engelleri kaldırıyordu; yaşanılan anılar saklanılamayacak kadar kabus yüklüydü. Her sevişme, unutmak istemediğim yer altını anımsatıyordu ve dönemeyecek kadar tutsak kılınmıştım yer üstüne.

[quote]Hayata karşı deneyim kazanmaktan vazgeçmek gerçek bir deneyim olacaktır.[/quote]

İnsan olarak, vatandaş olarak yıllarca görev ve sorumluluklarımızın çerçevesine sıkışıp kaldık. Topluma, geleneğe, komşuya, aileye, sevgiliye karşı sorumluluklar.

Aslında başımızı kumdan çıkartmamızı engelleyen gardiyanlardı bu sorumluluklar. Deneyim adı altında, bizi devamlı sorgulatıp, kaybetme korkusuna güdümleyerek kendi sistemlerinin devamlılığını sağlamaktı tek amaç. Mutsuz, sevgisiz, aşksız, tepki vermeyen, onların salt doğruluğunun sorgulanmayacağı bir yaşamın deneyimlerinde boğdular bizleri. Hırslarına yenik düşmüş, kariyer delisi, banka hesaplarını çoğaltmış, insanları fabrikasyon bantlarda istediği gibi şekillendirebileceklerini sanan mutlak gücün kan isteyen çığlıklarını geri püskürttüğümüz zamanları yaşadığımızı sanırken yeraltına ittiler umutlarımızı.

Yer altından döndüğümde yapılan kutlamalara gülüp geçmiştim; eski ben yoktu, sadece bir hortlaktım ama zombi değil. Gerçek olarak algıladığımız bu yaşamın bir alternatifi vardı ve yapılan ritüellerin saçmalığına deliriyordum; yasaların gereksizliğini ne sevişmelerimiz ne de alkol boğabiliyordu ve nefes almak ne kadar zorlaşıyordu.

Masumluğa dönebileceğim, kendim olabileceğim tek yer benim gibilerin yanıydı.

aşk2
Yer altına ittiler umutlarımızı

[quote]Tek ayak üzerinde cezaya kaldırılmış çocukların, okul çıkışı dallarına tırmandıkları dut ağaçlarının kokusunda özgürlüğü duyumsayabileceğimiz; ötekileştirilmişlerin uyumsuzluklarında; en güzel kadının fahişe olarak normal insanlar tarafından sıfatlandırıldığı; en büyük ozanın şarapçı olduğu ve ağlarken de gülerken de sahtelikten uzak olduğumuz o yerde aldığımız nefes temiz ve gerçekti.[/quote]

Gece olunca, adımı çağıran gizemli bir fısıltının baştan çıkarıcılığına dayanamazdım, ben yerüstüne ait değildim. Yanımda yatan vücutların terleri soğurken ve sessizliğinde dinlenirken, yatıştırıcı olması gereken doygun saatler içimdeki gezgini uyandırıyordu. Halkımın, yoldaşlarımın yani ötekilerin, alkoliklerin, bağımlıların, fahişelerin yanına dönmeliydim. Ortak özgürlüğümüzün temelini oluşturan evren orasıydı. Yeraltı yaşamım ne kadar uzak ve geçmişte kalmış olursa olsun, bunun aslında yanılsama olduğunu biliyordum. Yeraltının kapısında olduğunu anlayabilmen için, gecenin köpek ulumaları saatlerinde tren istasyonunda, sandalyeleri kaldırılmış ve kapanmaya yakın bar kapılarında ya da anahtarını unuttuğun evinin loş ışığını görmen yeterlidir. Bir yere varamazsın, sevişemezsin ve içip unutamazsın. Kendini haklı gösterebilmen için yükleneceğin tek bir kişinin bile bulunmadığı yerdir orası.

Bir zamanlar yaşadıklarımı, saflığımı, aşklarımı ve hayata karşı duyduğum inancı belleğimde yaşamak tekrar mümkün olacak mı? Kaybettiğim arzular, başkaldırının ilk heyecanı ve kalbimin titremesi gözlerinin manasında olası mıdır? Kabul edemediğim gerçekler, yaşamın zincirleri ve korkunun karanlığı değil mi yaşadıklarım şu an.

[quote]Karaya vurmuş balıkların çırpınışıdır içinde bulunduğum yer üstü yalanları ve mavinin özlemi gerçeğin aşkında gizlidir.[/quote]

Denizi seversen benim gibi, hani gün olur da gitmek zorunda kalırsan coğrafyanın kuru iklimlerine, yok olduğunu sanırsın mavinin; ama oradadır ve bekler seni. Martıların türküsünde bekler, yedi tepeli şehrimde bıraktım gonca gülümle bekler, meydanlarında direnişiyle bekler. Kalabalık sokaklarında kolumuza değen tenlerin sıcak dokunuşuyla bekler, saçlarından parfümünü içimize çektiğimiz düşlerde bekler.


Bir direniş sonrası yerüstünde, gördüğümüz ağaçların ötesine bakarken hüznün ışığını çağıracağız düşlerimize ve deniz tüm varlığımızı içine alacak. Karanlıkla saflığı, soğukla sıcağı, kaybolmakta olan ay ışığını, denize açılmış balıkçı motorlarını, sardunyaları ve esintileri çadırımıza alarak yeraltına çekileceğiz.

Yalınlıkla direndiğimiz anların dışında başka bir yol yok sevgiye varmak ve aşkı yaşamak için.

PAYLAŞ
Önceki yazıBulgaristan’da Alevi – Bektaşi Kültürü
Sonraki yazıVan Gogh Müzesi: Van Gogh’la bir gün
Hayat, sadece biyografik bilgilerimizin çoğalması için yaşadığımız anlardan ve kariyer için oluşturduğumuz '' CV'' lerden ibaret değil diye düşünüyorum. 2010 Yılında bir suçtan dolayı 6 ay kadar tutuklu kaldım ve yaşamın anlamını 180 gün boyunca sorguladım, tutsaklığın dört duvarla sınırlı olmadığını öğrendim, düşünce sistemimde ve yazdıklarımda sınırlama olmamasına ve herhangi bir konuyu tabu olarak kabul etmemeye çalışıyorum. Bu büyük bir mücadele, gelişim, dönüşüm uzun bir yol ve bu yola gönüllü çıktım.