Kadim Geleneğin Mirasçıları: Cadılar ve Wiccanlar

Cadı deyince, uzun tırnaklı, sivri burunlu, çocukları yiyen, süpürgeli, çirkin kadınlar mı geliyor aklınıza? Öyleyse çok yanılıyorsunuz. Cadılar, bizler gibi, sürekli aramızda dolaşan normal insanlardır. Bir öğretmen olabilirler, belki bir belediye şoförü olabilirler, belki bir mühendis, fizikçi veyahut polis olabilirler. Modern zamanda ki cadılar, hala gizli kalmış inançlarıyla zamana karşı savaşarak gelenekleri sürdürmekte, bunu da büyük bir sessizlikle yapmaktadırlar.

Cadılık, en eski doğa dinlerinden bu zamana gelmiş gizli bir öğretidir. Kökeni, Şamanizm, druidizm  gibi eski kadim öğretilere dayanır. Cadıların temel felsefesi, doğayı tanımak, doğayla iletişim içinde olmak, doğa üzerinden kendi benliğiyle iletişime geçerek, kendini bilmektir. Haliyle cadılar başta doğanın temel yapı taşı olan dört elementle çalışarak beşinci element olan ruha doğru yolculuğa çıkarlar. Bu yolculukta doğanın ve evrenin dönüşümünde görev aldığına inandıkları tanrı ve tanrıçalarla bütünleşir ve en nihayetinde kendileri tanrı ve tanrıçalara dönüşerek, içlerinde ki tanrıları keşfederler.

Bu yazıda, cadılarla birlikte wiccanların yaşam tarzından bahsedeceğim. Ama şu unutulmamalıdır ki cadılar ile wiccanlar arasında büyük farklar olmamakla birlikte önemli farklılıklarda vardır.

Eski doğa dinleri, tüm evreni ve kâinatın özünü oluşturan bir Yaratıcı’dan bahsederler. Bu Yaratıcı, kutsal ve gizli olandır. Bu büyük ebeli ve ezeli güç, evrenin dönüşümünü ve kontrolünü sağlayacak tanrı ve tanrıçalar yaratmıştır. Bu yüzden aslında var olan bütün eski doğa dinleri (Vodooo, druidizm, eski mısır inancı, yunan inancı vs..) tek bir Yaratıcı’ya inanırlar, lakin bu Yaratıcı’nın emriyle görev olan vazifeli varlıklar vardır (tanrı, tanrıçalar).  İşte eski inançlarda (hristiyanlık öncesi dönemlerde) rahip veya rahibeler önce tanrı ve tanrıçalarla bütünleşir (böylelikle evrenin kozmik güçlerini öğrenir), sonrada Yaratıcı’ya dönüp, nihai bilgeliğe ulaşacaklarına inanırlardı.

cadılar

Wicca ve cadılık; farkları ve ortak yanları

Modern Wicca dini 1950’lerde kurulmasına rağmen, kökü ve benimsediği felsefe çok daha eskilere dayanan cadılık temellidir. İlk olarak Wicca kelimesi Gerald Gardner’ın kitabında geçmiştir. Bu kitapta geçmesine rağmen, kelime Gerald’ın kullanımından önce, eski İngiliz cadılarının kullandığı bir isim veya sıfattır. Büyük olasılık witch (cadı) kelimesinden üretilmiş bir kelimedir.  Yeni kurulan bu inancın temeli, tüm doğanın Yaratıcıyı içerdiğine inanılın eski panteizm felsefesini benimsemiş doğa dinlerine kadar uzanır. Genel olarak wiccanlar evrenin düzenleyicisi olan tanrı ve tanrıça kavramlarına çok bağlıdırlar. Haliyle eski olan doğa dinlerinin yeni yorumu olduğunu söylemek çokta yanlış olmaz.

Wiccanların yaşam tarzları son zamanlarda çok popüler olmuştur. Cadılar ile wiccanlar  (Wiccan, wicca dinine inanlara verilen isimdir) arasındaki temel fark, bir cadının her dinden olabilmesidir. (Lakin cadılık ile paganizm neredeyse birbirinden ayrılamaz terimlerdir) Wicca ise başlı başına bir dindir. Haliyle cadılık, uygulamalı bir disiplindir ve kurallarını kişi kendi veya inandığı paganik öğreti ile belirler. Wiccanlarda ise zaten kurallar bellidir ve bu kurallara uyulması zorunludur ki zaten wicca  kuralları olan bir dindir. Cadılar ile wiccanların benzerlikleri olsa da, bu noktada ayrıma düşerler. Haliyle çoğu wiccan aynı sırada cadı olabilmektedir.

Cadılık eski ve kadim bir yoldur, cadılığın modern yorumu ise wicca dininin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Gerald Gardner, hermetik bir cemiyet olan altın şafak cemiyetinin (golden dawn order) bir üyesidir haliyle cadılığı tekrar yorumlarken hermetik inançlarla ve kabalistik çalışmalarla sentezlemiştir. Vefatından sonra çok yoğun hermetik öğretileri Başrahibesi azaltmış ve bu inanç bütününe son olarak “wicca” ismini vermiştir. Yükselişe geçen New Age kültüründe de etkilenerek wicca son halini almıştır. Yani cadılık kadim eski paganik inançların pratik uygulamaları iken, wicca; hermetik inanç ve new age ile kelt paganizmi ve cadılığın sentezlenmiş halidir. Cadıların bir kısmı, wicca’nın dejenere bir yol olduğunu düşündüklerinden pek hoşnut olmamaktadırlar.

Yaklaşık olan 800 bin inananı olan Wiccanların ve Cadıların temel vazifeleri, doğayla iç içe olmaktır. Dolayısıyla bir wiccan ve cadı için önemli olan doğadır ve bu düzlemde maji (Bu kelime Türkçeye büyü olarak çevrilse de bahsedilen güçler kozmik-enerjisel güçlerdir. O yüzden çok daha genel bir ifadeyi kapsar. Enerjisel devinimi ve işleyişi keşfedip onu yönlendirmenin ilimi ve sanatıdır.) onlar için doğanın doğru kullanılmasıdır.

Eski doğa dinleri “maji” üzerine kuruluyken, Wicca dini maji üzerine kurulu değildir. Hatta bir wiccan isterse maji ile uğraşmayabilir. Wiccalar için önemli olan doğanın ve mevsimlerin getirdiği enerjiden faydalanmaktır. Haliyle bu dönümlerde tanrı ve tanrıçalara atıflarda bulunup, kutlama yaparlar. Ama Cadılık için maji olmazsa olmazdır, çünkü maji evreni tanımanın yöntemidir, en bilge ve kutsal araçtır.

Gözüktüğü üzere, Wicca inancı tanrı ve tanrıçalara inanan paganist bir dindir.  Cadılık ise yine paganizme dayandırılmış maji odaklı kadim pratikler bütünüdür. Ritüellerinde tanrı ve tanrıçayı temel alan wiccanlar ve cadılar için en önemli zaman dilimleri; doğa dönümleri  (sabbatlar) ve ay fazlarıdır (esbatlar). Haliyle dolunay, karanlık ay ve yeni ay ile ayın büyüme ve gerileme evreleri onlar için çok önemlidir. Bunun yanı sıra Şeytan’ın varlığına inanmamakla beraber, yapılan tüm hataların kişiye ait olduğunu savunurlar. Bu kurala kendi aralarında 3’ün kuralı derler.

Geleneğin etikleri ve kuralları

Wiccanların ve Cadıların temel yasası olan 3’ün kuralı şudur: “Üçler yasasının onurunu koru. Yaptığın her şey üç katı ile sana dönecektir. Yasayı öğren, çok iyi öğren, ne ekersen onu biçersin. Kimseye zarar vermediğin sürece ne istiyorsan yap.” genel yasadır. İyi düşün ve yaptığın hiçbir şeyden pişman olmamaya çabala.”

İşte bu düşünceye sahip olan wiccanlar ve cadılar için üçün kuralını unutmadıkları sürece istediklerini yapabilmektedirler. Çünkü yapacakları bir hata veya yanlış onlara üç kat geri dönecektir.

Wiccanlar ve cadılar genellikle coven denen gruplar halinde toplanmaktadırlar. Bunun dışında solitary denen, kendi başlarına çalışmalar ve kutlamalar yapan wiccan ve cadılarda söz konusudur. Coven halinde kutlamalar yapan wiccanlarda ve cadılarda, bir baş rahibe veya baş rahip bulunmaktadır. Ritüelleri ve kutlamaları bu baş rahip ya da baş rahibe yönetmektedir ve kendi içinde belli bir derecelendirme sistemi vardır.

Wicca dinin ve Cadılığın temel prensipleri genel olarak şu şekilde özetlenir;

-Kendini tanı:

Hayatın neresinde olduğunu bil, kendin için iyi şeyler dile ve kendini iyi hissetmeyeceğin hiçbir şeye başlama. Beceri ve niteliklerini bil ama daha az iyi olan taraflarını ve korkularını da.

-Sanatını tanı:

Ne ile meşgul olduğunu bil. Ruhsal gelişimin önemlidir. Meşgul olduğun şeylerin iyi ve kötü taraflarını tanı ve daha fazla ilgilendiklerini hatasız bir şekilde öğren.

-Öğren ve keşfet

Ruhunu yeniliklere açık tut, kullanmak ya da yapmak istemeyeceğin şeylere de.

Bağlı olduğun şeyleri derinlemesine araştır. Bunların her zaman Wicca ile alakalı olması gerekmez. Entellektüel gelişim ruhsal gelişim kadar önemlidir.

– Bilgiyi, bilgelikle kullan

Bu sözler kendin içindir. Anlayışlı ol ve bilgilerini hayata geçirirken kalbine de kulak ver.

-Dengeli ol

Bedensel, özellikle de ruhsal dengede ol. Düşündüklerin ve yaptıkların bir denge içinde olsun.

-Kabul edilebilir düşüncelere sahip ol

Açık bir ruh, genelde edindiğin bilgilerdir. O halde, biraz açık düşünmek için ısrar etmekte, bir zorunluluk vardır.

-Hayatı kutla

Yaptığın şeylerden mutlu ol. Hiçbir şey, mecburen yapılmak zorunda olunan, yükümlülük değildir. Mizacına göre davran. Neşeli bir insan isen, bunu yaptığın işlerde de kullan.

-Dünyanın döngüleri ile uyumlu ol

Bu döngüleri anlamaya çalış ve hayatındaki benzerlikleri ara. Bu senin dengede olmana da yardım eder.

-Kendine iyi bak

Ruhsal ve fiziksel kendine iyi bak. Sadece o zaman kendi içinde bir denge bulabilirsin ve kendini güçlendirip, büyüyebilirsin.

-Meditasyon yap

Bu, ruhunu, belli bir sakinliğe ulaştırmak için en iyi yardımcıdır. Bu anlama gücünü arttırır ve düşüncelerini genişletir.

-Tanrı ve Tanrıçayı onurlandır

Hayatta sahip olduğun şeylere saygı duy. Saygı ve sevgi çok normal ve söylenmesi kolay olsa da, bazen önemli şeyler olduğunda unutulabiliyor. Onları an, bayramlar kutlanarak onlar onurlandırılabilir ya da kendine ait farklı bir yolla bunu yapabilirsin.

***

Wiccanlar ve Cadılar, görüldüğü üzere kendi içlerine dönük bir yaşam tarzını benimserler. Kendi potansiyellerini keşfedip, bunları kullanmayı öğrenmek, bunun ışığında doğanın döngülerine uyumlu olarak dönüşümler yaşayarak değişimi amaç edinmektedirler. Cadılık uygulamaları ile wiccanların öğretileri benzerde olsa cadılık daha eski dönemlere kadar uzanmaktadır.

Wiccanlar, eski cadıların adetlerini ve inançlarının bir kısmını almış ve modern zamana uyarlamışlardır. Bazı kaynaklarda modern cadılar, kavramının kullanılmasının sebebi de budur. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi cadılık bir inancı içermezken, eski öğretileri korumak adına Wicca bir inanç sistemini kapsar. Bu nokta da aslında wiccanlık ile cadılık birbirine çok benzerdir. O kadar benzerdir ki ortaçağda, engizisyon mahkemesi döneminde, yakılmalar zamanının ağıtını hala daha wiccanlar ve cadılar birlikte sürdürmektedir.

Yakılmalar zamanı (burning times) ve cadı avı

Cadılar için en zor dönem olan yakılmalar zamanı, birçok kişinin cadı uygulamalarından dolayı işkencelere maruz bırakılarak, ruhlarını arındırmak adına ateşte yakıldığı bir zaman dilimidir. Dini kullanarak, krallıkları yönetmeye başlayan kilise, cadı olup olmayan herkesi akla hayale sığmayacak işkencelerle öldürmüştür. O dönemde, gece dışarıda gezegen yaşlı bayanların dahi cadı olduğu iddia edilip yakıldığı tarihi kayıtlara geçmiştir. Haliyle bu dönemde kilise, işine gelen gelmeyen herkesi cadı olarak suçlayarak işkencelere maruz bırakmıştır Bu işkencelere maruz kalan kişiler, psikolojik baskıdan dolayı cadı olsalar da olmasalar da cadı olduklarını itiraf etmek zorunda kaldıkları kayıtlarda yer almaktadır.

Bu yakma zamanında suçlamalar o denli çığrından çıkmıştır ki, cadıların süpürgelerle uçtukları, çocukları yedikleri, ruhlarını şeytana satıp doğaüstü güçler edindikleri, hayvanları kontrol edebildikleri gibi iddialar ortaya atılmıştır. Klasik çirkin, kötü cadı tiplemesi işte tam bu dönemde bilinçaltlarına kazınmıştır. Tarihi kayıtlarda, 15. Ve 17. Yüzyıllarda 500 bin kişinin cadılıkla yargılanıp öldürüldüğü bildirilmiştir.

Yakma ve yargılama dönemi o kadar zalimce ilerliyordu ki, bir kadının cadı olduğunu anlamak için ona bir dua verip okuması isteniyordu. Eğer kadın bu gergin ortamda duada en küçük bir yanlış yaparsa cadı olduğuna kanaat getirilip hemen idam ediliyor ya da yakılıyordu. Bunun dışında bir diğer yöntem ise, kişiyi kendi boyundan daha yüksek bir suya atmaktı. Kişi sudan çıkmak için çaba sarf ederse, şeytanla işbirliği yaptığına kanaat getiriliyor ve yakılıyordu. Eğer kişi sudan çıkmak için uğraşmadan boğulup ölüyorsa, temiz sayılıyordu. Yani en nihayetinde o kişiyi bekleyen son; “ölümdü”. Bu iki yöntem dışında, eğer kişinin vücudunda farklı bir ben varsa, kadın çok çirkin ve yaşlıysa, gece ormanda gezdiği görülürse, kişi kilisiye çok katılmıyorsa, çok fazla çekiciyse, farklı bitkiler topluyorsa, cadı olarak yargılanır ve suçlu bulunursa işkence edilerek öldürülürdü.

İşkence yöntemleri şu şekildeydi;  En çok uygulanan idam etme ve işkence yöntemi, canlı olarak yakmaktı. Bunun dışında suçlu bulunan kadın sıkıca bağlanır, huni yardımıyla sindirim sistemi patlayana kadar su içirilirdi. Metal tıkaç denen bir aletle (armut şeklinde bir alettir) ağzındaki tüm dişler kırılır, suçunu itiraf edene kadar çene kemikleri kırılırdı. Ayakları, kan damarları çatlayana ve kemikleri kırılana kadar demir mengene ile sıkıştırılırdı. İffetsizliğini sembolize eden canlı maymun, şeytanın sembolleri olan yılan ve kedi ile kadın bir çuvala konur ve suya atılırdı. Bazen de diri diri toprağa gömülürdü. Atlar ile dört tarafından bağlanır, parçalara ayrılması sağlanırdı. İşkence çarkında parçalanırdı, kafası kesilirdi. Bağırsakları çıkartılır, dönen bir tahtaya bağlanarak, tahta çevrilir ve bağırsaklarının tahtaya dolanması sağlanırdı. Ve daha nice akla hayale gelmeyen işkencelerle çoğu kadın (öldürülen kadın sayısı erkeklerin iki katıdır. Çünkü o dönemde engizisyon mahkemesine göre kadınlar potansiyel cadıdırlar.) olmak üzere binlerce insan öldürülmüş ve zorla cadı olduğu itiraf ettirilmiştir.

Bu şekilde haklı haksız, iyi, kötü herkesin yakıldığı dönemler, hakiki cadıların saklanmasını gerektirmiştir. Bu yüzden dolayı cadılar, takma isimler kullanmışlar, gizli notlarını saklamak için aileden aileye geçecek defterler tutmuşlardır. Hala daha modern cadılar ve wiccanlar, bu anılara sadık kalmak için takma isimler kullanmakta ve gölgeler kitabı denen, pratiklerini anlatan defterler tutmaktadırlar.

Wiccanların ve cadıların benimsediği 13 temel prensip

73 cadının kurduğu, Amerikan Cadılar komitesi (Council of American Witches) 1973 yılında nisan ayında, ilkbahar cadı toplantısı yapmış ve önyargıları yıkmak, cadılığı belli bir sisteme sokmak üzere 13 temel prensibi benimsemiş ve kâğıda dökmüşlerdir. Dolayısıyla bu 13 temel kural wiccanlar tarafından da benimsenmiş ve wicca’nın da 13 temel prensibi konumuna yerleşmiştir. 13 prensip şu şekildedir;

1. Biz, törenlerimizi, Ay’ın evreleri ve Mevsimsel Çeyrekler ve Kesişen Çeyrekler tarafından ortaya çıkarılan hayat güçlerinin doğal ritmi ile kendimizi bütünleştirmek üzere uygularız.

2. Zekâmızın bize, çevremiz ile ilgili eşsiz bir sorumluluk duygusu verdiğini kabul ederiz. Ekolojik dengenin sağlanması ve evrim kavramının da bilincinde olarak, doğa ile uyum içerisinde yaşamaya çalışırız.

3. Gücün bir derinliği olduğunu kabul ederiz ve bu güç, ortalama bir insanın açık olarak bildiğinden çok daha fazla büyüktür. Çok daha fazla büyük olduğundan dolayı bazen doğaüstü diye isimlendirilse de, biz bunu, herkesin doğal potansiyelinin altında yatan bir güç olarak görürüz.

4. Yaratıcı Gücün, evrendeki kutupları da ispatladığını kabul ederiz – eril ve dişi – ve tüm insanların, eril ile dişiler arasındaki karşılıklı etkileşimin altında da yatan aynı Yaratıcı Güç’tür. Bu iki kutbun birbirini desteklemesi gerektiğini bilerek, hiçbirini diğerinin üzerinde değerlendirmeyiz. Cinselliği, zevk ve hayatın şekillendirilmesi olarak değerlendirirz ve aynı zamanda enerji kaynaklarından biridir ve dinsel bir tapınmadır (kutsaldır).

5. Hem iç hem de dış dünyaları, ya da psikolojik dünyaları kabul ederiz –ki bunlar bazen Ruhsal Dünya, Kollektif Bilinçdışı, iç dünyalar vb. olarak bilinir- ve bu iki boyutun birbiriyle etkileşimini, doğaüstü fenomenin ve sihirsel egzersizlerin bir temeli olarak görürüz. Bir boyutu diğerinden daha az önemsemeyiz, çünkü görürüz ki her ikisi de bizim tamamlanmamız için gereklidir.

6. Hiçbir otoriter hiyerarşiyi kabul etmeyiz ancak öğretenleri onurlandırır, daha fazla olan bilgilerini ve ilimlerini paylaşanlara saygı duyar ve kendilerini cesaretle öğretmenliğe adayanlara da şükran duyarız.

7. Dini, sihiri ve bilgeligi, bir kişinin dünyayı nasıl gördüğü ve bu dünyada Cadı olarak nasıl yaşadığı olarak görürüz. –ki Cadılık, bir dünya görüş ve hayat felsefesi olarak tanımladığımız şeydir-

8. Birine cadı demek, cadı olmak demek değildir, ancak bu kalıtsalda değildir, ünvanları, dereceleri ve kabul törenlerini vb. de içermez. Bir cadı bilgece yaşamak, iyi olmak ve başkalarına zarar vermeden Doğa ile uyum içinde yaşamayı sağlamak için içindeki güçleri kontrol etmeye çalışır.

9. Hayatın ifade edilmesi (onaylanması) ve gerçekleştirilmesinin, bilincin geliştirilmesi ve evrimin devamı ile mümkün olduğuna inanırız ve bunun da, kişinin kendi şahsi rolü ile birlikte evrenin anlamını oluşturduğun inanırız.

10. Hristiyanlık ya da herhangi bir başka dine ya da hayat felsefesine olan karşıtlığımız, hayatın kurallarını sadece ‘bir tek yol’a bağlamalarıdır. Ayrıca bir diğer karşıtlık sebebimiz, diğerlerinin özgürlüğünü inkar edip diğer dinsel inanış ve uygulamaların geçersizliğini desteklemeleridir.

11.Amerikalı cadılar olarak, zanaatın (cadılığın) geçmişindeki tartışmaları, farklı terimlerin orjinlerini ve farklı geleneklerin çeşitli yönlerinin (yöntemlerinin) kaynağını tehdit olarak görmeyiz. Biz, şimdiki zamanımızla ve geleceğimizle ilgileniriz.

12. Biz mutlak şeytan kavramını kabul etmeyiz ve de aynı zamanda Satan ya da Şeytan diye adlandırılan herhangi bir metaya da ibadet etmeyiz (ki bu hristiyanlık tarafından öne sürülmüştür). Diğerlerinin inkar edilmesi ile kazanılan kişisel faydanın gerçekliğine inanmadığımız gibi, diğerlerinin acı çekmesi üzerine gelen gücü de aramayız.

13.sağlığımız ve iyi olma (refah, mutluluk, huzur) durumumuza katkıda bulunan doğa ile birlikte olmamız (bunları doğa içinde aramamız) gerektiğine inanırız.

Doğa ve mevsim döngüleri (sabbatlar) 

Daha önceden de bahsettiğimiz gibi wiccanlar ve cadılar 8 mevsimsel bayramı kutlamaktadırlar. Wiccanlara ve cadılara göre bu 8 mevsimsel bayram, doğanın ve dolayısıyla yaşamın döngüleridir ve bu döngülere uygun olarak tanrı ve tanrıçalara dua edip ve kutlamaktadırlar. Bu döngüler; samhain, imbolg, oestara, beltane, litha, lammas, madron yule’dur. Bunlar arasında Samhain, Imbolg, Beltane ve Lammas gibi ana sabbatlar, çevrede ki doğal olgular gözlemlenerek belirlenmiştir.

Mevsimsel döngülerin kutlanmasının sebebi, bizimde doğanın bir parçası olarak doğayla birlikte bu döngülere uğradığımıza inanılmasından öte gelmektedir. Wiccalar genelde kutlamalarla geçirirken, cadılar sadece kutlamakla kalmaz aynı zamanda bu mevsim döngülerinin enerjisel yansımalarında da faydalanırlar.

 

Samhain

31 ekim günü kutlanır. Kış yağışları başlamadan önce, daha fazla hasatın toplandığı bir gün olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla yılın başlangıcı ve sonudur. Bu yüzden başlangıçları ve bitişleri sembolize eder. Bu sebepten dolayı ölüm ve öte alem ile ilişkilendirilmiştir ve öte alem ile bu alem arasındaki perdelerin en çok açıldığı dönem olarak benimsenmiştir.  Bundan dolayı kötü ruhların geçişi engellenir, iyi ruhlarla irtibata girilmeye çalışılırdı. Özellikle vefat eden ataların ziyarete geldiğine inanılır ve perdeler aralandığı için kehanette bulunulurdu.

Bu dönemde tanrıçanın, bilge kocakarıya dönüştüğü ve Tanrının da avlara önderlik edecek avcıya dönüştüğüne inanılırdı.  Bu yüzden bilge tanrıçayı sembolize edilen, mor, koyu kırmızı ve siyah giysiler giyilir, avcı içinde koyu yeşil ve siyah temalar kullanılırdı.  Samhain, modern zamana “cadılar bayramı” olarak geçmiştir. Hâlbuki kökeni, druidlere kadar dayanmakta ve özellikle cadılar tarafından kutlanmaktadır.

Yule

21 Aralıkta kutlanmaktadır. Kış gündönümüne denk gelmektedir. Güneşin yeniden doğuşunun kutlandığı zamandır ve noel’in müjdecisi olarak bilinir. Çobanpüskülü tanrısı yerini meşe tanrısına bırakmaktadır. Tanrı koyu ve açık yeşil, tanrıça ise koyu kırmızı renk ile anılırdı. Kutlamak için genelde piyesler ve maskeler takıp roller yapılır, karanlığın yerini aydınlığa bırakması kutlanırdı. Meşe ile çobanpüskülü tanrılarının savaşı oynanır ve meşe tanrısının kazanması anlatılırdı.

İmbolg

2 şubatta kutlanmaktadır. Toprakta yaşamın ilk belirtilerin, ağaçların ilk tomurcuklarını açması ve koyunların doğum yapması kutlanırdı. Bu belirtiler, yeni yaşamında başladığı anlamına gelmektedir. Bu bayramda, bilge kocakarı tanrıça, bakire kıza dönüşür ve umudu getirirdi. Bu mum ayinleri ile kutlanmaktadır.

Tanrı, genç tanrıya dönüştüğü için rengi açık yeşil, tanrıça ise bakire kıza dönüştüğü için beyaz renk ile sembolize edilmektedir.  Tanrıça Bride (Briton, Brigantia, Bridget) onurlandırılır ve onun adına kutlama yapılmaktadır. Eski zamanlarda bu tanrıçayı sembolize etmek için beyaz uzun giysiler giyip, mumdan oluşan taçlar takarak kutlanırdı. Hala daha modern cadılar ve wiccanlar tarafından beyaz giysiler ve beyaz çiçeklerden oluşmuş taçlar ve mumlar ile kutlama yapılmaktadır.

Oestara

21 Martta kutlanmaktadır. Bereket bayramı olarak da bilinir. Gün ve gece dengeye gelmektedir, bu yüzden dengenin bayramıdır. Eski korkuların, endişelerin, suçlulukların bir kenara bırakılıp umutla geleceğe bakılması sağlanır ve bunun için kutlama yapılırdı. Toprağın yeniden doğuşu, kendini yenilemesi gibi cadılar ve wiccanlarda bu bayramda yenileneceklerine inanmaktadırlar.  Genelde sarı ve açık yeşil tonda renkler tercih edilmektediri

Beltane

1 mayısta kutlanmaktadır. Yılın en önemli bayramlarından biridir. Tanrıça genç kız, bekâretini kaybederek, olgunlaşmakta ve dengeyi sembolize eden anne tanrıçaya dönüşmektedir. Bu dönüşümden dolayı masumiyet ve saflıktan çıkılıp, dengelenmeyi anlatmaktadır. Aydınlık ile karanlığın eşiği, geçişi ve dengesi olarak sembolize edilmektedir.  Haliyle sorumlulukların alınması, yeni görevlerin edinilmesi ve evlenme dönemi olarak bilinirdi. Eski zamanlarda evlilikler veya birleşmeler beltane gününe denk getirilir ve tanrı ile tanrıçanın evlenmesi sembolik olarak gerçekleştirilirdi.

Samhain gibi, beltane’nin de geçiş günü olduğuna inanılmakta ama bu dönemde geçiş yapan ruhların muzip ruhlar olduğuna inanılmaktadır. Kurnazlıklarıyla ünlü olan Pan, Puck ve İskandinav tanrısı olan Loki çağırılmakta ve onlar onurlandırılmaktadır.  Bu bayramda tanrıça için gümüş, tanrı için altın renkler kullanılmaktadır.

Litha

21 Haziranda kutlanmaktadır. Gündüzlerin kısalıp gecelerin uzamaya başladığı bu dönem güneşin gücünün en üst seviyeye çıktığı dönem olarak kutlanmaktadır. Bu yüzden güneşe dair tanrı ve tanrıçalar onurlandırılır, güneşin ışıklarıyla kutlanırdı. Bundan dolayı altın sarısı renkler genelde kullanılmaktadır.

Bu dönümde, meşe tanrısıyla çobanpüskülü tanrısının savaşının yeniden başladığına inanılır ve bu sefer çobanpüskülü tanrısının yendiğine inanılırdı ve bu sembolize edilirdi.

Lammas

1 Ağustos kutlanmaktadır. Hasat bayramıdır ve mahsüllerin toplanmasını sembolize etmektedir. Bu yüzden önemli sabbatlardan biridir.

Eski dönem cadılarda, hasatlar toplandığı için büyük sevinçle karşılanır ve çocuklar, gençler, yaşlılar sevinç ile bu bayramı kutlarlardı. O yüzden dolayı modern wiccanlar tarafından bereket ve bolluğun, yeni başlangıçların ve başarıların gelmesi olarak yorumlanmakta ve bu boylamda kutlanmaktadır

Madron

21 Eylülde kutlanmaktadır. Gün ve gecenin eşit olması, her şeyin toplanması ve hasatın doruğa ulaşması kutlanmaktadır. Kişilerin, tüm tutsaklıklarından kurtulması, şifalanması amaç edinir ve bu amaçla ayinler yapılmaktadır. Aynı zamanda denge noktası olduğu için, zararlı alışkanlıklardan kurtulmak için bu bayramlarda tanrı ve tanrıçalara dualar edilmektedir.

Wicca ve Cadı Sembolizmi

Wiccanların ve cadıların kullandıkları sembolizmalar aynıdır. Öncelikle dört elementi sembolize eden nesneler sembollerin önemli kısmını oluşturur. Bir diğer önemli nokta ise tanrı ve tanrıçaların sembolleridir. Genelde altarlarında mutlaka inandıkları tanrıça veya tanrının bir küçük heykeli veya resmi bulunur. Bu bir puta tapınım değil, arketiptir. Nasıl ki Yahudiler Ağlama duvarını, Hristiyanlar kilise ve İsa resimlerini ve Müslümanlar da kabeyi bir arketip olarak kabul ediyorsa, cadılar ve wiccanlar da bu küçük heykelleride arketip olarak kullanmaktadır.

Çember

Çember cadılar ve wiccanlar için olmazsa olmaz bir kavramdır. Çember aynı anda birçok şeyi tasvir eder ve mutlaka her kutlama ve ayinden önce çember açılmaktadır. Çember açma, eğer covensa geniş, tek kişi ise dar bir şekilde enerji dairesi yaratma anlamına gelmektedir. Bu kutsanmış asa veya athame ya da hançer ile yapılmaktadır. (Athame ya da asa, enerjiyi bir noktaya odaklamak için kullanılmaktadır. Ruhsal enerji, bu araçlar vasıtasıyla o noktaya odaklanmaktadır. Eski Kızılderililerde şamanlar bunun için kuş tüyü kullanmaktaydı.)

Doğudan başlayarak saat yönünde athame ile ya da zihinsel olarak bir çember çizilmekte ve gerekli okumalar, büyülü sözler söylenmektedir. (Spell denen bu sözler, genellikle dörtlüklerden ve uyuklardan oluşur. Eski inançlara göre şiir, büyüyü uyandırmanın en etkili ve en eski yöntemidir). Daha sonra elementler invoke edilmektedir. (davet edilir)  Gerekli çalışmalar ve onurlandırmalar yapıldıktan sonra çemberi kapatmak için kuzeyden başlayarak saatin ters yönünde çember dağıtılırdı.

Doğudan çember açılmaya başlanmasının sebebi güneşin doğudan doğmasıdır. Görüldüğü gibi cadılığın bütün pratikleri ve eylemlerinin arkasında doğanın “doğal” döngüsü vardır.

Çember açmanın üç temel amacı vardır;

  • Kutsal bir alan yaratmak. Bu çember ile belirlenen alanı, maddi dünyadan ayırmak ve kutsal bir alan yaratmak anlamına gelmektedir. Bu sınırı çizilen alanda enerji yoğunlaştırılır ve tüm kutlamalar bu alan içerisinde yapılır. Bu açılan çember artık cadının veya wiccanın kendi kişisel kutsal alanıdır.
  • Perdeleri aralamak. Bu maddi ile manevi dünya arasındaki perdelerin aralanması anlamına gelmektedir. Çember açmanın en önemli amacı budur. Böylelikle maddi dünyadan, manevi dünyaya geçiş yapılır ve gerekli enerji çekilir veya aktarılır. Bu çizilen çember içerisi artık dünyadan soyutlanmış, manevi alana açılmış bir vorteks ve kapıdır.
  • Korunmak. Çemberin açılacağı alan öncelikle tüm negatif enerji ve tesirlerden temizlenir. En eski cadılar kutsal dualar ve enerji ilimiyle bunu yaparlardı. Ortaçağda bu süpürge ile yapılmaktaydı. Cadı, süpürge ile o alanın tüm negatif enerjilerini süpürürdü. (Cadıların süpürge ile sembolize edilmelerinin sebebi budur) Modern cadılar, genellikle temizlemeyi imajinasyonla veya geneleksel yol olan süpürgeyle yapmaktadırlar.  Daha sonra sınırlar belirlenerek, dışarıdan gelebilecek tüm negatif enerji ve varlıklara karşı korunma sağlanır. Böylelikle cadı veya wiccan, korunmuş ve sadece gerekli olan enerjileri kendi alanı içerisinde yaratmış bulunmaktadır.

Altar

Altar, wiccalar ve cadılar için olmazsa olmazlardan biridir. Altar (sunak), gerek mevsim döngülerinde gerekse diğer ritüellerde bir cadının/wiccanın neredeyse eli ayağıdır. Altar, üstünde gölgeler kitabı, dört elementi sembolize eden eşyalar, mevsimsel döngülere göre adanan yiyecekler- içecekler, yapılacak kutlamaya özgü sunak örtüsü, enerjiyi arttırmak için tütsüler, kristaller, mumlar bulunan ve tanrı ile tanrıçanın onurlandırıldığı küçük masalardır.

Basit bir altar, küçük bir masa ve üzerinde mum, atheme (iki tarafı keskin ritüel bıçağı, genelde modern cadılar mektup açacağı ya da hançer tarzı kullanılır), kase ve zil gibi elementleri sembolize eden nesneler, eğer mevsimsel döngü kutlanıyorsa, o döngüye ait yiyecekler ve tanrıça ile tanrının bir küçük resminin bulunmasıyla oluşur.

Altar genellikle tahtadan (ritüellerde her şeyin doğal olması ve plastiğin kullanılmaması enerji akışı için çok önemlidir) olur ve çok şekillerde olabilir. Eski antik zamanlarda büyük mermer taşlardan olan sunaklar, modern cadılarda küçük sehpalardan bile olmaktadır.

Altar evreni sembolize eder ve evrenin bir prototipidir. Yaratım bu altarın üzerinde gerçekleştirilir ve altarda ki her eşyanın evrensel bazda karşılığı vardır.

Elementler ve Element Nesneleri

Dünya’nın yaratılışını ve enerji dağılımını sağlayan dört element cadılar ve wiccalar için çok önemlidir. Bu dört enerjinin bizim duygusal, zihinsel ve fiziksel hayatımızda etkin rolleri vardır. Bu yüzden bir ayine öncelikle dört elementin çağırımı ile başlanır. Dört elementin çağırımın amacı, bu dört yaşam enerjisinin o ortamı kutsaması, enerji aktarması ve süptil alemlere geçiş için yardım etmesidir. Bu süre zarfında elementler ile enerji bütünleşir ve beşinci bir enerji kaynağı olan ruh enerjisi doruğa ulaşır.

Eski cadıların inançları, eğer bir kişi dört elementin sırrına ulaşırsa beşinci element olan ruhun sırrına ulaşılacağını kapsardı. Ve bu cadılıkta çok önemli bir felsefeydi. Haliyle cadılar doğadaki element enerjilerini çağırır, onlardan bilgelikleri öğrenir ve gerekli noktalarda ruhsal enerjileriyle (ruh elementiyle) o dört enerjiyi yönlendirirdi. Bu yüzden havayı, suyu, ateşi ve toprağı kontrol edebilecek kudrete sahip olurlardı. Aslında burada kontrol etmekten çok bir saygıdan ve enerjilerin uyumundan bahsetmek daha doğrudur. Çünkü eski inanışlardı bir şeyi kontrol etmekten çok, o şeye saygı duymak ve o şeyle uyumlu olmak benimsenirdi. Bu inanç modern cadılar ve wiccalar tarafından da günümüze taşınmıştır.

Dört elementi çağırım için dört yönün tayini çok önemlidir. Kuzey toprağı, güney ateşi, batı suyu, doğuda havayı barındırır ve çağırımlar bu dört yöne dönerek yapılmaktadır. Çağırımı yapacak cadı veya Wiccan, o elemente özgü iç sesiyle yazdığı uyaklı dörtlüğü (spell, büyülü söz) o yöne doğru okur ve çağırım pentagramıyla o elementi çembere davet etmektedir. Bu noktada altarda elementi sembolize eden nesnenin olması, element çağırımını kolaylaştırmaktadır. Çünkü sembolizmalar, o şeyin enerjisini odaklaştırmayı kolaylaştırır ve arttırır. Bu yönden dört elementi sembolize eden nesneler muhakkak altarlada bulunur ve çağırım sırasında doğru yönlere konmaktadır.

Elementleri sembolize etmenin birçok yolu vardır. Altarın kesin kuralı olmadığı için bazı kişiler elementi sembolize eden dört renkli mumla, kimisi toprak için tuz, ateş için mum, hava için tütsü, su için esanslı yağ kullanarak kimisi de toprak için kristal, su için kadeh, hava için zil veya tahta asa, ateş için athame veya hançer kullanmaktadır. En nihayetinde her wiccan bir şekilde çalışmalarında dört elementi sembolize etmektedir.

Kutsal Semboller

Genellikle modern cadılık ve wiccalıkta kullanılan semboller eskiden beri kullanılagelen ve anlam yüklenmiş sembollerdir. Bunların en başında pentagram gelmektedir.

Pentagram

Pentagram, beş elementi sembolize eden en eski sembollerden biridir. Ateş hava su ve toprağın enerjisini odaklayıp ruhun enerjisiyle bütünleştirmeyi içeren ve en çok kullanılan sembollerden biridir. Pentagramın en uç kısmı ruhu sembolize eder ve ruhun ilahiyat ile olan bağını anlatır. Geri kalanları doğanın devinimini sağlayan dört temel enerjidir. İki tür kullanımı vardır. Birincisi çağırım pentagramıdır ve athame ya da asa ile aşağıdan yukarıya saat yönünde çizilir, ikincisi defetme pentagramıdır ve yukarıdan aşağıya saat yönünün tersinde çizilir.

Pentagramın çevresinde daire olduğunda ise buna pentacl denir ve aynı anlamı taşımakla beraber genellikle pentacl, çemberi temsil eden daireden dolayı daha çok kullanılır. Aynı zamanda bir korunma sembolüdür

Üçlü Ay

Ayın üç evresini ve tanrıçanın üç sembolünü anlatır. Daha öncede bahsettiğimiz gibi, tanrıça bakire, anne ve yaşlı olmak üzere üç evreden geçmektedir.  Bakire kız, anne olur, sonra yaşlanıp bilge kocakarıya dönüşmektedir. Daha sonra yılın sonlarında bilge kocakarı (yaşlı tanrıça) yine bakire kıza dönüşmekte ve böylelikle sürekliliği olan bir dönüşüm döngüsünden bahsedilmektedir.

Aynı şekilde ayda önce büyümekte, sonra dolunay olmakta, dolunaydan sonra ay küçülmekte ve karanlık aya dönüşmektedir. Bu açıdan üçlü tanrıçanın dönüşümüyle aynıdır. Bu yüzden her bir ay evresi bu tanrıçaları sembolize etmektedir. Üçlü ayda bu yüzden tanrıçalar ve ayın enerjisini özümsemek için kullanılır. Cadılar ve wiccanlar için ay evreleri, enerji dönüşümleri açısından çok önemlidir. Öte taraftan ay, dişil enerji ve tanrıça ile sembolize edilmektedir. Bu yüzden cadı kültünde ay ile tanrıçaların çok defa özdeştirildiğini görmekteyiz.

Hekate’nin Çarkı

Modern cadılar ve wiccanlar tarafından en çok benimsenen tanrıça Hecate’dir. Eski kültlerde hecate’nin üç tane yüzü olduğu görülmektedir. Modern inanışta ise bir tek yaşlı tanrıça olarak adı anılmaktadır.  Hecate, eskiden kavşakların tanrıçasıydı ve elinde meşalelerle sembolize edilirdi. Şimdi karanlık tanrıça diye adı geçse de aslında eski mitlere göre hecate, insanlara elinde ki meşalesiyle karanlıkta yol gösteren bir tanrıçadır. Karanlığın içinde ki (karanlıktan kasıt bilinmezliktir) ışığı göstererek bilgeliğe giden zorlu yolda ki engellere karşı uyarır. Her ne kadar bir kısım karanlık ile negatifliği anlasa da aslında cadılığın kökeninde Hecate negatiften çok, kavşaklarda yani eşiklerde duran yol gösterici bir tanrıçadır. Kavşak ve eşikler her daim hemen hemen bütün kültürlerde ruhsal geçişlerin sembolü olmuştur, bu yüzden en önemli tanrı ve tanrıçalar kavşaklar ile sembolize edilmiştir.

Hekate’nin çarkıda bu karanlık düzen içinde ki yolu ve yolun bulunuşunu sembolize eder. Çünkü bu karanlık labirentte kaybolmadan yol gösteren cadılara göre Hecate’dir. Bu yüzden Hecate’nin çarkı (labirentide) çok önemli semboller arasındadır.

Triskele (üçlü spiral)

Spiraller her daim enerjinin odaklanması ve dönüşümün sembolüdür. Üçlü spiral, tanrı ve tanrıçaların üçlü dönüşümünün en çok kullanılan sembolüdür. Her daim bu üçlü dönüşümün yaşamda var olduğunu anlatan ve bu amaçla wiccanlar tarafından benimsenmiş eski kelt sembollerinden biridir.

Triad (Triquetra)

Yine tanrı ve tanrıçanın (özellikle tanrıçanın, çünkü bu üç evre kadınlara has evrelerdir. Kadınlar ise birebir büyü, mistizm ve manevi alemin sembolüdür) üç evresini anlatmaktadır. Bu sembolün temel farkı iç içe geçmiş olması ve üç evrenin birbirine bağlı olmasının sembolismasıdır. Bazı triadların ortasında çember olabilir.

Ejderha  Gözü

En eski kelt sembollerinden biridir. Eski druid inanışında dünyanın enerjisel bir düzeni vardı ve bazı hatlar üzerinden bu enerji akardı (parapsikolojide bunlara ley hatları denmektedir.) Bu enerji akışları bazı noktalarda birleşir ve yoğun manyetik alan oluştururdu. Bazı özel noktalarda ise bu enerji noktalarından enerjiler dışarı, dünyanın yüzeyine yayılırdı. İşte bu özel yerler, kutsal sayılırdı ve eski bilgeler tarafından tapınaklar buralara inşa edilirdi.

Druidler bu enerjilere ejderha sırtı demişlerdir ve bu enerjinin çıkış noktaları ejderha gözü olarak geçmektedir. Bu yüzden dolayı bu eski sembol, enerjinin geçişi, dünyaya akışı ve dünyanın özü ile bağlantı kurmak anlamına gelmektedir. Bazı cadılar ve wiccanlar tarafından kullanılan ejderha gözü sembolü, bu geçiş dışında korunma içinde kullanılmaktadır.

Bu semboller dışında wiccanlar ve cadılar kendi kişisel istek ve yollarına göre çok farklı semboller kullanmaktadırlar. Ankh, ra’nın gözü, rune ve hiyeroglifler de sembolizmalar içerisinde yer almaktadır.

Cadılık ve Maji

Cadılığa göre maji yani büyü, evreni ve doğayı tanımanın yöntemidir. Büyü tanımı genel olarak enerjiyi kontrol etmeye ve enerjiyi bir noktaya odaklayı tanımlar. Yani dua etmekte, bir ağaca sarılmakta, ayla ağaçla sohbet etmekte bir büyüdür cadılığa göre… Büyü kişinin doğanın sırlarını anlaması için bir araçtır ve bu araç ile kişi evrenin sırlarını anlar. Maji bir sanattır ve aynı zamanda bir bilimdir. Bir bilimdir çünkü majinin yani büyünün bir akışı, doğası ve arkasında güçlü evrensel yasaları vardır, bir dinamiği vardır, bir sanattır çünkü işleyişi sezgisel ve bilinmezlikler içerir, yaratım bir sanattır.

Wicca ve maji

Aşağıda takma ismi Fiona olan bir wiccandan, wicca’da maji işleyişi hakkında bilgi alalım. Yukarıda da bahsettiğimiz üzere wiccanlar, yakma döneminden gelen adet ve kendilerini korumak için takma isimler kullanmaktadırlar.

Efe Elmas: wiccanlar majiyi nasıl tanımlar? Size göre maji nedir?

Fiona: Maji bir sanattır. Herkesin yapabileceği/kullanabileceği evrensel kozmik bir enerji akımıdır. Çok çalışmak, çok öğrenmek gerekir. Sadece bir kaç metin, bir kaç araç ile yapılacak kadar basit bir şey değildir. Maji çok çalışmaktır. Ama bu çalışmaların sonucunda bir kurbanın prense çevirileceğini düşünmek yanlıştır. Bu film endüstrisi hikâyelerinin gerçek wiccalık/cadılıkla hiç alakası yoktur. Bana göre maji doğayı tanımak, onla bir bütün olmak, onun sundukları ile kendine, başkalarına yardımcı olmaktır.

Majinin wiccalıktaki yeri ve önemi nedir. Pratikler açısından cadılık ve wicca dini arasında ne tür bir fark vardır?

Fiona: Majik uygulamalar, wicca’nın temeli değildir. Her wicca illa maji ile ilgilenmek durumunda değildir. Cadılıkta ise bunun tam tersi söz konusudur. Wiccanlar,  maji sayesinde, doğa döngüleri ile uyum içinde yaşamayı öğrenirler.

Peki siz bir wiccan olarak günlük hayatta majiyi kullanıyor musunuz?

Fiona: Evet kullanıyorum.

 Bir wiccan olarak günlük hayatta majiyi ne amaçlarla, nasıl kullanırsınız?

Fiona: Majiyi örneğin Esbats’da(ay bayramları) kullanıyorum ya da kendimi kötü enerjilerden, kötülüklerden korumak amacı ile kullanıyorum. Bazen de başkalarına yardım için (örneğin sağlık için) kullanıyorum.

Kişisel olarak ne tür majiler yapıyorsunuz?

Fiona: Ne tür majiler derken mumlarla, bitkilerle, taşlarla vs. maji türlerini kullanıyorum.Şifa verme, âşık etme ise amaca girer ki, örneğin aşık etmek için maji yapmıyorum. Şifa vermek, bir kişiyi korumak için ise maji çalışmaları yapıyorum.

Bildiğimiz gibi cadı deyince aklımıza otlarla büyüleri, iksirler yapan cadılar gelir. Gerçek cadılar için otlarla yapılan majiler var mıdır?

Fiona: Ne zaman insanlar maji hakkında konuşsa negatif cağırışımlar oluşur. Çok yazık. Bu konuda negatif düşünenler, kim bilir belki kendi içlerindeki karanlık yönü ortaya çıkartıyorlardır. Gerçek cadılar için otlarla yapılan iksirler vardır. Onlar bu iksirleri, iksirlerinin amaçlarını öğrenmek için çok çalışırlar. Bu nedenle iksirler yapan kötü kişiler olarak anılmaları gerçek cadılar adına çok acıdır. Örneklemek gerekirse kötü enerjiden arınmak için süt (pek çok baharatla yapılır) ve benzeri konsantrasyon iksirleri ve benzer iksirler vardır.

Birçok maji türü var ve bu maji türleri arasında wiccan ve cadı majisi farklı bir konuma yerleşmiş durumda. Siz diğer maji türlerine nasıl bakıyorsunuz?

Fiona: Voodoo, wicca gibi bir dindir ve onların da kendilerine göre majik ritüelleri bulunur. Voodoo diyince herkesin aklına kara büyü, maket bebekler gelse de, voodoo çok daha derindir. Havas ise İslam entelijansiyasini temsil eder.

Wiccalıkta kriterleriniz ve kurallarınız var mı?

Fiona: Elbette var. Her şeyden önemlisi bizler üçler kuralını benimseriz. Bu Wicca’nın temel kuralıdır.  Kimseye, kendine de zarar vermediğin sürece ne istiyorsan yap. Yaptığın iyi ya da kötü her şey sana üç katı ile geri dönecektir. Wiccalar, yaptıkları iyiliklerin mükâfatını, kötülüklerinde cezasını yaşadıkları hayatta çekeceklerine inanırlar. Yapılan hiç bir hatanın şeytan gibi bir günah keçisi yoktur.(Wicca inanışında şeytan yoktur) Bu nedenle kötü amaçlar için uygulamalar (maji) yapılamaz.

Majilerde hangi yöntem ve gereçleri kullanırsınız?

Fiona: Maji de en önemli gereç kişinin kendisidir. Maji çalışmalarında konsantrasyon çok önemlidir çünkü kendi gücünüzü evrenin kozmik gücü ile birleştirirsiniz. Bunun dışında kadeh, asa, pentakl gibi çesitli araçlar kullanırsınız. Her araç bir şeyi sembolize eder.

Majilerinizde en çok hangi tılsımı kullanıyorsunuz?

Fiona: Daha cok pentakl kullanıyoruz.

Size göre pentagram ve pentakl neyi temsil eder?

Fiona: Günümüzde Pentagram, toprak, hava, ateş, su ve ruhu temsil eder. Bir güvenlik Sembolüdür. (koruyucudur)

Pentagramın sizin majilerinizdeki önemi nedir?

Fiona: Günümüzde özellikle 60’lı yıllardan sonra Pentagram’a mistik bir güç yüklenmiştir. Kötülüklere karşı güçlü bir koruyucudur. Ayrıca maji ritüelleri pentagramın elementleri ile kombine edilir.

Peki pentagram dışında kullandığınız semboller var mı?

Fiona: Evet var. Örnegin Kelt sembolleri.

Cevaplarınız için teşekkürler.

[divider]

Kaynaklar;

10 Adımda Psişik Gücünüz – Cassandra Eason

Cadının Mutfağı – Kate West

Cadının Bahçesi – Kate West

Ortaçağda Büyü – Richard Kieckhefer

Meryln, Kral Arthur’un Büyücüsünün Gizli 21 Dersi –  Douglas Monroe

Önceki yazıEyvah Y Kuşağı!
Sonraki yazıNedir Bu Avrupa Avrupa Dedikleri?
İndigo Dergisi, Yazı Kurulu Üyesi || 1989, İzmir doğumlu. 2007 yılında Bornova Anadolu Lisesinden, 2011 yılında Celal Bayar üniversitesi Gıda mühendisliği bölümünden mezun oldu. Şu anda İzmir Yüksek Teknoloji Ensititüsünde Yüksek Lisans yapmaktadır. 2003 yılından beri spiritüalizm, okültizm, ezoterizm, tasavvuf, Reiki ve eski antik dinler - felsefeler üzerine araştırmalar yapmaktadır.