Teknolojinin insan aklıyla oynadığı oyun

Her şey teknolojinin hayatıma girişiyle başladı!  Sonra benimle bilmediğim oyunlar oynamaya başladı… 

Teknolojinin insan aklıyla oynadığı oyun

Son zamanlarda bana bir şeyler oluyor. Son zamanlar dediysem de, bu yıllarla ifade edilecek bir sürecin yakın zamanda yüzeye çıkması. Aklımın ve hafızamın üstüne ağır bir sis bulutu çökmüş sanki…

Teknolojinin insan aklıyla oynadığı oyun

Kendimde ve çevremdeki birçok insanda bu tuhaf değişimi gözlemliyorum. Gücüne inandığım hafızama güzelleme yapan filler beni çoktan terk edip gitmiş. Hafızamın başına balıkları oturtsam, onların da 3 saniye ile sınırlı olan hafıza mitleri yerle bir olmuş. Beş altı ay önce yaşanan her şeyi hatırlayabiliyorlarmış. Ya ben? Yaşadığım bu unutkanlık ve zihinsel dağınıklığın mutlaka bir nedeni olmalı. Tanımadığım bir el beynimin içinde adeta ruhsatsız tadilata başlamış gibi.

Eskiden uzun bir makale okurken, hatırı sayılır bir süre koruyabildiğim konsantrasyonum,   iki üç sayfa bir şey okuduktan sonra renkli misketlere benzeyen ve her seferinde etrafa saçılan düşünce toplarının peşinde dağılıyor. Zihinsel olarak sürekli bir devinim halinde olma, hızlı ve değişik bilgi akışı bombardımanına maruz kalma hali tuhaf ama alışıldık bir durum haline geldi.  Araştırdım ve bana özel olmayan bu durumun bilimsel araştırmalara konu olduğunu görünce insanlık adına rahatladım… İşin latifesi bir yana, konuyla ilgili olarak yürütülen bilimsel araştırmaların merkezinde Internet, gelişen teknolojilerin etkisi ve insan zekasının geçirdiği evrim var.

Tanımsal olarak insanların fikir ve projelerinin paylaşılmasını sağlayan bir bilgi ve kültür havuzu olan World-Wide Web kavramı bizi nasıl etkiliyor?

Pratikte kütüphanelerin yolunu unuttuk. Arama motorlarının kutsallığına çoktan biat etmiş durumdayız. Linklere tıklayarak oradan oraya sekmek mümkün, hızla gazete başlıklarını taramak, maillere cevap vermek, videoları izlemek sıradan. Twitter ve Facebook hayatımızın baş köşesinde. Ancak hayatımızı kuşatan bu nimetlerin yarattığı bağımlılığın karanlık bir yönü de var. Sürekli dikkat dağıtan bu uyaranlar, bizi zaman içinde farkında olmadan yüzeysel düşünmeye itiyor. Hızlı bilgi akışına alışan zihnimiz bilgisayarın başında olmadığımız zamanlarda uyarılmadığı için huzursuz oluyor ve bir an önce doyduğu kaynaklara dönmek istiyor.

İnsan Beyni Kaosun Eşiğinde

Psikolojik ve nörolojik çalışmalar, düşünürken yararlandığımız araçların – bilgi teknolojileri gibi – zihinsel alışkanlıklarımızı nasıl şekillendirdiğini ortaya koyuyor. Yapılan deneyler, yaşanılan deneyim karşısında sinir devrelerinin nasıl kapsamlı ve hızlı bir şekilde değiştiğini kanıtlıyor Bir anlamda web ve ilgili iletişim araçlarının yoğun kullanımı beyinlerimizin yeniden modellenmesine neden oluyor.

Oysa, kağıda basılmış metinlerin linklerle dolu bir metinden, sakin ve odaklanmış bir kaynaktan alınan bilginin çoklu ortamlardaki renkli sunumlardan daha fazla akılda kaldığı kanıtlanmış durumda. Sürekli olarak e-postalar, güncellemeler veya diğer mesajlara boğulan kişilerin, tek bir işle uğraşanlara göre daha az yaratıcı veya verimli olduğu araştırmalar sonucu ortaya konulmuş.

Bilgisayar ekranları ve cep telefonlarına bakarken dikkatimiz dağıldığı için, beynimiz düşüncemize ayırdedicilik ve derinlik katacak olan güçlü ve yaygın sinir bağlantılarını oluşturamıyor. Bu durumda düşüncelerimiz dağınıklaşıyor ve hafızamız zayıflıyor. Romalı filozof Marcus Lucius Annaeus Seneca (MÖ 4-MS 65), ‘Her yerde olmak hiçbir yerde olmak demektir’ sözüyle durumu uzun zaman özetlemiş.

Bu denklemde, bazı kazanımlar elde ederken bazı kayıplara uğramak kaçınılmaz görünüyor.

Ekran tabanlı iletişim araçlarının giderek daha fazla kullanılması görsel-uzamsal becerilerin artmasını sağlarken, soyut sözcük hazinesi, dikkat, yansıtma, tümevarımsal sorun çözme, eleştirel düşünme ve hayal etme gibi yüksek düzeyli bilişsel süreçlerde zayıflamaya neden oluyor. Bunun sonucunda da giderek daha fazla sığlaşan toplumlar ortaya çıkıyor.

Telefon ve bilgisayarlardan uzak kalmayı başarınca bu etkilerin ortadan kalkacağını düşünmek ne yazık ki fazla iyimser bir düşünce olmaktan öteye geçemiyor. Çünkü insan beyni bilgiyi bulmak, saklamak ve paylaşmak için kullandığı araçlara hızla uyum sağlıyor. Beynin alışkanlıklarını değiştirme süreci başlayınca, yeni teknolojiler bazı nöral yolları güçlendirirken bazılarını zayıflatıyor. Teknolojiyi kullanmadığımız zaman bile yaşanan değişiklik düşünme şeklimizi biçimlendiriyor.

Öte yandan bilgiyi hızla özümsemenin oldukça yararlı bir özellik olduğunu kabul etmek gerekir. Günlük hayatta zamana karşı yarışma güdüsüyle gazete başlıklarını hızla tarıyoruz, neyin okumaya değer olduğunu anlamak için her türlü metni hızla inceliyoruz. Hızlı tarama veya özarama becerisi, en az derinliğine okuma ve düşünme becerisi kadar önemlidir, ancak sorun özaramanın baskın düşünme şekli haline gelmesidir. Aracın amaç haline gelmesi düşünsel boyutta büyük bir kayba neden oluyor.

Peki zeka bunun neresinde?

Stanford Üniversitesinde modern insan zekası gelişimini tanımlamak için yapılan araştırmalar, kolektif insan zekasının bir süredir iniş yönünde bir gidiş izine sahip olduğunu ortaya koymuştur. Genetik uzmanları, genetik yapıda ortaya çıkan kaçınılmaz değişikliklere eşlik eden modern teknolojik gelişmelerin, insanoğlunu ‘akılsızlaştırdığına’ inanmaktadır. Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi Profesörlerinden olan Gerald R. Crabtree’nin insan zekasının temelini oluşturduğunu düşündüğü 5.000 gen üzerinde araştırmalar yapmıştır. Sonucunda yıllar içinde genlerde görülen mutasyonlara bağlı olarak, modern insanın atalarının sahip olduğu zekaya kısmen ulaşmasının mümkün olduğu ortaya çıkmıştır.

“Genetik, antropoloji ve nörobiyoloji alanındaki yeni gelişmeler, düşünsel ve duygusal becerilerimizin temelini oluşturan birçok genin bu becerileri şaşırtıcı bir biçimde hassas hale getirdiğini göstermektedir. İnsan mutasyonu oranlarının analizi ve insanın düşünsel ve duygusal olarak formda olması için gerekli olan gen sayısı söz konusu becerileri kaybettiğimizi gösteriyor.”

Bu konudaki dikkat çekici varsayımlardan birisine göre, son birkaç bin yıldır görülen genel mutasyonlar insanoğlunun belli durumlarla baş etme becerisini atalarına göre giderek daha fazla azaltmıştır. Buna dayanarak, ‘İ.Ö 1.000 yılında yaşayan ortalama Atinalı bir vatandaş bugün aramızda yaşasaydı, muhtemelen çoğumuzdan daha yüksek bir zekaya ve güçlü bir hafızaya sahip olurdu’ çıkarımı yapılmıştır.    

Söz konusu verileri, binlerce yıllık uygarlık gelişimini yok sayarak, sahip olduklarımızın tamamen yok oluşu şeklinde yorumlamak elbette haksızlık olur. Genler ve insan beyninin tüm hassaslığına rağmen toplumların yapıtaşı olan eğitim, güçlü yönlerimizi kuşaktan kuşağa hızla aktaracaktır. 2.000 ila 6.000 yıl önce zirveye ulaşmış olan insan zekasını fazla sorun etmezsek, insanların 300 sene önce bilimsel olarak nerede olacağımıza dair hiçbir fikirlerinin olmayışıyla teselli bulabiliriz. İnsan olmanın alamet-i farikası olan zekanın kolektif gerilemesi karşısında elden bir şey gelir mi bilinmez. Ancak yarattığı teknolojinin esiri olmak yerine efendisi olmayı becerebilecek insan zekası, bilimle yeni ufuklar açmaya devam edecektir. Önümüzde uzun bir yol var.

Bilim: Zihnin iyileştirici gücü