Kardeşimin Hikayesi

Zülfü Livaneli’nin son romanı Kardeşimin Hikayesi dört ay gibi bir sürede 220.000 adet satış sayısına ulaştı ve bizim kitap pazarımıza göre oldukça ilgi görmüş oldu. Livaneli’nin bu son kitabını İndigo Dergisi okurları için mercek altına aldım.

Hikayeyi anlatan Ahmet Arslan adlı baş karakter, emekli bir mühendis olarak, Podima adlı sakin bir kasabaya yerleşmiştir. Ancak hem kasabanın, hem de kendisinin sakin yaşamı Arzu Kahraman adlı evli bir kadının öldürülmesiyle hareketli bir hale dönüşür. Bir yanda olayı haber yapmak için Ahmet’le görüşmeler yapan gazeteci bir kızın hikayesi, bir yanda cinayetin tüm kasabalılardaki yansımalarını gösteren diğer hikayeler birlikte akmaktadır. Bunların ötesindeyse altta başka bir hikaye daha vardır ki, işte o Kardeşimin Hikayesi’dir…

Livaneli, kolay okunabilen ve merak uyandıran bir eser kaleme almayı başarmış. Basit bir yaşam hikayesinden yola çıkarak, bunu başka alt hikayelerle örmüş ve sürpriz bir sonla da romanı gayet iyi kotarmış.

Ancak kitabın önemli bir kısmı ilginç diyaloglar dışında oldukça sıradan bir şekilde ilerliyor. Baş karakter Ahmet kitap okuyor, köpeğini gezdiriyor, çay içiyor ve az sayıda insanla diyalog kuruyor. Yani benzer eylemlerin tekrar edilmesi okurda biraz uzatılmışlık hissi uyandırıyor. Bunun yanı sıra tüm bu sıradan yaşamın içindense psikolojik ve felsefik göndermeler çıktığını da belirtmek gerek. İnsanlara fiziksel olarak dokunamayan ve münzevi bir hayatı tercih eden Ahmet Arslan, gazeteci kızla tanışmasıyla ona karşı garip bir yakınlık duymaya başlıyor. Onu şaşırtıyor, kızdırıyor ve bunlardan git gide hoşlanmaya başlıyor. Bu yakınlaşmanın en büyük dürtüsüyse ona kardeşinin hikayesini anlatmaktır aslında.

Bir de, Ahmet’in ikiz kardeşi Mehmet vardır çünkü. Küçüklerken bir trafik kazası geçirmişlerdir ve o kazada anneleriyle babalarını kaybetmişlerdir. Kalan kimdir, giden kimdir, göründüğü gibi değildir. Mehmet de, Ahmet gibi bir mühendistir ve başından büyük bir trajedi geçmiştir.

Kitap okumaya çok meraklı olan Ahmet, sık sık edebiyattan ve kitaplardan söz ediyor, özellikle aşkın intiharlara, cinayetlere değen örneklerinden dem vuruyor.

[quote]

“Aşk, bir uçurum kıyısında gözü bağlı yürümektir.”

[/quote]


Ahmet karakterinin başkalarının ağzından söylemleri anlatırkenki –mış’lı, -miş’li anlatımını Mehmet karakterinin ağzından da sürdürmesi yazarın bir dil hatası yaptığı şüphesini doğursa da, bunun aslında tüm hikayenin sürpriziyle ilgili bir ipucu olduğu ortaya çıkıyor.

Ayrıca Livaneli, katilin kim olduğunu kitap bölümlerinin belli harfleriyle şifreleyerek, okura küçük bir bulmaca da çözdürüyor. Arzu’nun katili kimdir? Bu bir polisiye roman değil, ama düşünseniz iyi olur. Kocası Ali mi, hizmetçisi Svetlana mı, yoksa hiç umulmadık bir başkası mı?

Durum hikayesi şeklinde durgun giden kitabın tüm bombası ise sonunda patlıyor…