Maskeler Pazarında İçtenlik

Toplumlar, adeta bir maskeler pazarı. Yalnız bu pazarda alan da satan da memnun değil halinden. Ta ki içtenlik insanın kendi iç hanesine gelene kadar.

2785196-ictenlik

Hepimiz sürekli ya da nadir olarak toplum içinde ortama uygun maskeler takarız. Yetiştirilme biçimimizden kaynaklanan, büyüklerimiz tarafından öğrendiğimiz, kabul edilme ihtiyacımızı karşıladığını düşündüğümüz maskeler bir pazar yerini andıracak kadar çeşit çeşittir. Her ihtiyaca uygun, her türden, her an alıcısı olan bu maskelerden aynı zamanda kullanan da dahil herkes de şikayetçi.

Bu memnuniyetsizliği anlatan Charles C. Finn’e ait şiirin bir kısmına yer vermek istiyorum.

Söylemediklerimi İşitin Lütfen

Bana aldanmayın!
Yüzüm bir maskedir
Sizi aldatmasın.

Binlerce maskem var
Çıkarmaya korktuğum ve
Hiçbiri ben değilim.
Olmadığımı göstermek
İkinci doğam oldu.

‘Kendinden emin biri’ dersiniz,
Sanki güllük gülistanlık
Benim için her şey…
Adım güven belirtir ve
Oyunumun adı ‘ağırbaşlılıktır’.
İçimde ve dışımda denizler sakin,
Her şeyin kumandanı ben…
Kimseye gereksinme duymayan ben…
Fakat inanmayın bana,
Lütfen!

Her şey dışta düzgün ve cilalı
Hiç yıpranmayan, her zaman saklayan
O maske…
Altta ne güven, ne de rahatlık
Altta,
Karışıklık, korku ve yalnızlık içinde bocalayan
Gerçek ben!
Ama saklarım bu gerçeği savunuculukla
Kimsenin bilmesini istemem.

Zayıf taraflarımı düşündükçe,
Titrer ve sararırım.
Ve başkaları görürse iç dünyamı
Gerçek ben ve yalnızlığımı!

İşte, maskelerimi onun için takarım,
Onun için, arkalarına saklanacak
Maskeler yaratırım.
Onlar, gösterişte kullanabileceğim
Parlatılmış yüzlerim.
Beni korur, bakan gözlerden…

Beni olduğum gibi kabul edecek, sevecek
Bakışlar bulamazsam,
Solacak, kuruyacak gerçek ben ve
Ben bunu biliyorum.
Beni kendi maskelerimden kurtaracak,
Kurduğum hapishaneden kaçıracak
Diktiğim engellerden aşıracak
Beni seven, beni anlayan bakışlar olacak.
Bana, ‘sen değerlisin’ diyecek,
‘Maskesizken, daha bir insansın’
‘Daha yakın, daha bir dostsun’
Diyecek bir bakışa
Beni gören bir bakışa muhtacım.

Çeviri: Doğan Cüceloğlu

Gerçek yaşamda maskelerimiz şiirdeki gibi bizi mutsuz etmekte. Maske takan zamanla kendi iç dünyasından uzaklaşır, kendine yabancılaşır. İçinde sürekli bir huzursuzluk hali ile ne istediğini, kim olduğunu bilemeyecek duruma gelir. Kişi maske takarak farkına varmadan kendine yaptığı bu kötülüğün yanı sıra bir de çevresi tarafından da zamanla dışlanır. Bu maskeler kabul edilme maksadıyla takılsa bile karşı taraf sahteliği anlayıp uzaklaştığında kabul edilme ihtiyacının karşılanmamasının verdiği hayal kırıklığı yanında hiçbir şekilde sevilmediğini düşünüp kişi kendini mutsuz ve değersiz hisseder.

[quote]Bir yandan kendi maskelerimizle yaşarken diğer yandan maske takanlardan yani sahte yüzlerden nefret ederiz. İkiyüzlü, sahte, karaktersiz hatta senin ne çok yüzün varmış gibi deyişlerle suçlarız karşımızdakini.[/quote]

Yani aslında maskelerden memnun değiliz. Hem suçlar hem suçlanırız. Bunun çaresi nedir? Üç – dört yaşındaki çocuklara bakın onlar cevabı gözler önüne seriyor. Çocuğun içindeki ne ise dışındaki de odur. İçtenlik, bizi maskelerden arındıran, masumiyeti yeniden bulmamıza yardımcı olan bir karakter özelliğidir. İçten olan bir insan neyi neden yaptığının farkındadır ve gerektiğinde bunu açıklama gereğinden de gocunmaz. Sınırları vardır elbet ama bu sınırlar toplumun dayatmasından değil kendini tanıyıp da çizmiş olduğu kendine özgü sınırlardır.

Kendini tanıyan, kendini kabul eden, kendine karşı dürüsttür. Kendine dürüst olan birinin maske takmaya ihtiyacı yoktur. Kendini kabul etmenin verdiği öz-güvenle kişi çevresiyle her daim içtenlikle iletişim kurar. Maskeler pazarında böyle biri hem sevilir, hem güvenilir hem de cesaret verici yanı ile maskeli yüzlerin kendi maskelerini isteyerek çıkarmalarına yardımcı olur.

Önceki yazıKamusal Alanlarımıza Dokunmayın!
Sonraki yazıGerçek Ben
Her canlı gibi aslıma doğru bir yolculuktayım ve bu yolculukta hem öğretmen hem öğrenciyim. Esnekliği seviyor olmam, yaratıcılık düşüncesinin sınırlar olmadan daha iyi gelişeceğine inandığımdan ve her ne olursa olsun insanın kendi yeteneği doğrultusunda sevdiği işi yapmasının gerekliliğini savunduğumdan serbest olarak kendi hedeflerim doğrultusunda yürüyorum. İletişim benim yeteneğim diyorum, neden? Çünkü içsel ve dışsal gözlemleyen benliğimin baskın olması karşımdakinin vücut dilini ve altında yatan duyguları ve algılamaları sezgisel olarak çözmemi sağlıyor. Bunların doğruluğunun da ortaya çıkması ve iletişim hatalarını hemen fark ediyor olmam benim en baskın yeteneğimin bu olduğunu keşfetmemi sağladı. Ayrıca iletişim üzerine aldığım eğitimlerle de bunun doğruluğunu bir kez daha kendi kendime kanıtlamış oldum. Öncelikle bunu kendime kanıtlamam gerekiyordu çünkü uzun bir zaman bu yeteneğimi görmezden geldim ve hep bastırdım. 2002 yılından beri iletişim ve algılama psikolojisi üzerine araştırmalar yapmaktayım ve son 3 yıldır da buna ağırlık vermekteyim ve ayrıca iletişim üzerine olan eğitimimi bu alanda daha verimli olabilmek için hem öğreticiliğimle hem öğrenciliğimle ilerletme çabası içerisindeyim.