Burun estetiği ameliyatı (Rinoplasti): Açık ve kapalı teknikler

Burun estetiği ülkemizde yapılan estetik ameliyatlar arasında ilk sırada gelmektedir. Üstelik bu konuda dünya lideri olduğumuz bile söylenebilir. Günümüzde yapılan burun ameliyatlarının diğer bir adı da Rinopilasti ameliyatıdır.

burun estetiği rinoplasti

Rinoplasti burnun dış görünümünün düzeltilmesi ve nefes almadaki zorlukların giderilmesi amacıyla başvurulan, günümüzde en sık gerçekleştirilen estetik girişimdir. Ameliyatta yapılan işlem temel olarak burnun iskeletini oluşturan kemik ve kıkırdak yapının şekillendirilmesidir. Gündemden düşmemesine rağmen Rinoplasti ameliyatı hakkında halen fikir birliğine varılamamış ve birçok bilinmeyen ve bilgi kirliliği yaratan söylentiler devam edegelmektedir.

Özellikle kapalı ve açık teknik arasındaki farkı halkımız merak etmekte fakat doğal olarak pek çok doktor sadece kendi kullandığı tekniği anlatmaktadır. Hal böyle olunca da neyin doğru neyin yanlış olduğunu biz vatandaşlar net olarak öğrenemiyoruz. Bu konuyla ilgili olarak bizi aydınlatması için her iki tekniği de çok iyi bilen bir uzmana, Estetik cerrah, Opr. Dr. Selçuk Kuyubaşı’na başvurduk. Selçuk Bey’i Kadıköy Bağdat Caddesi’ndeki muayenehanesinde ziyaret ettik ve sorularımızı yönelttik…

Röportaj: Opr. Dr. Selçuk Kuyubaşı

Burun ameliyatlarında açık ve kapalı tür olmak üzere iki çeşit teknik var. Bu tekniklerden hangisi daha iyi sonuç vermektedir?

Rinoplasti açık ve kapalı olarak adlandırılan iki teknikle gerçekleştirilebilir. Açık teknikte burnun iki deliği arasındaki kolumella dediğimiz bölgeden cilde kesi yapılır. Kapalı teknikte ise tüm kesiler burnun içinden yapılır. Dışarıdan görülen herhangi bir cilt kesi izi yoktur. Açık tekniği tercih edenler ise her işlemi görerek yaptıkları için buruna daha hâkim olduklarını iddia ederler. Hâlbuki açık teknikte hemen her şey görerek yapılsa bile, burun iskeletiyle üzerini örten cilt arasındaki bütünlük bozulduğu için, özellikle burun sırtı ile ucu arasındaki ilişkinin ameliyat esnasında yeterli değerlendirilmesi zaafa uğrar. Bu esasen hayati bir dezavantajdır. Dışarıdan görülen iz ise cabasıdır.

Bu durumda kapalı teknik daha iyi sonuç veriyor diyebilir miyiz?

Hangi tekniğin daha iyi sonuç verdiğine dair tartışmalar sürmektedir. Halbuki bu tartışma yanlış bir zeminde devam etmektedir zira iki teknik arasında birbirine üstünlük söz konusu değildir. Buradaki seçim daha çok cerrahın tecrübesiyle ilgilidir. Kapalı teknik dışarıdan görülen herhangi bir iz bırakmaz ama yüksek düzeyde tecrübe ve teknik donanım gerektirir; açık teknik ile yapılabilen her türlü cerrahi manevra, tecrübeli ellerde kapalı teknikle de eksiksiz biçimde gerçekleştirilebilir.

burun estetiği

Ameliyat sonrasında nefes alma güçlüğü olur mu?

Rinoplasti sonrası gelişen nefes darlığı çoğu kere ihmal edilen ama üzerinde önemle durulması gereken yaygın bir sorundur. Ameliyattan sonraki erken dönemde şişliklere bağlı görülen nefes darlığı doğal ve geçicidir ama uzun dönemde, şişlikler geçtikten sonra da devam ederse sorun vardır. Rinoplasti doğası gereği hava yollarını daraltan bir ameliyattır.Bu yüzden ameliyattan önce nefes darlığına yol açmayan, gizli kalmış, hafif dereceli septal deviasyon eğer cerrah tarafından farkedilerek düzeltilmezse ameliyattan sonra hastada nefes darlığına yol açabilir. Bu sebeple, nefes alma güçlüğü olsun veya olmasın tüm hastaların septum deviasyonu veya konka hipertrofisi dediğimiz nefes alma güçlüğü yaratabilecek olası problemlerinin ameliyatta dikkatle değerlendirilmesi ve gerekli önlemlerin alınması gerekir. Bu şartlar yerine getirildiği taktirde Rinoplasti ameliyatı sonrası nefes alma problemiyle karşılaşılmaz.

selçuk kuyubaşı3

Rinoplasti sonrası genellikle düzeltici ikinci bir işlemin gerekli olduğu doğru mudur?

Bu, hastalardan sıklıkla duyduğumuz yaygın bir yanılgıdır. Rinoplasti ameliyatı tek seferde mükemmel sonuç almak üzere başvurulan bir işlemdir. Eğer tatminkar bir sonuç alınamadıysa bu genellikle eksik veya yanlış ameliyatla ilgilidir.

Bazı ameliyatlardan sonra burun ucunun düştüğü doğru mudur?

Burun ucu düşmez. Aslında bu bir yanılsamadır. Burun sırtı ile ucu arasındaki pozisyonun iyi sağlanamadığı yetersiz ameliyatlarda bu eksiklik başlangıçtaki mevcut ödem yüzünden saklı kalır. Aradan aylar geçtikçe burundaki ödem yavaş yavaş çözülür ve burun ucundaki sorun kendini belli etmeye başlar. Hastalar bunu burun ucunun düşmesi olarak algılar.

Burun kemikleri kırılıyor mu, yoksa traşlanıyor mu?

Çoğu kez her iki işlem de yapılıyor. Hasta adaylarının bu konuda haklı bir hassasiyetleri var.’Kırmak’ kulağa hoş gelmiyor. Bunun yerine özel keskilerin kullanılmasıyla burun kemiklerinin kesilmesi tabirini kullanmak belki daha doğru olacaktır. Aslında ameliyatta kemik yapının şekillendirilmesi için ne gerekliyse yapılır. Bu esnada kullanılan aletler ve yöntemlerin Rinoplasti adayını ilgilendirmemesi gerekir. Bu konudaki tereddütlerin yaygınlık kazanması daha çok reklam amaçlı yapılan, gerçeklerle ilgisi olmayan dezenformasyonlara bağlıdır.

Tamponlar alınırken hasta acı duyuyor mu?

Tamponları alırken hasta ciddi rahatsızlık duyar. Bu yüzden en iyisi tampon kullanmamaktır. Tamponun kullanım amacı burun içindeki septoplasti yapılan bölgede kan birikmesini önlemektir. Bu amaçla başvurulabilecek diğer bir yöntem içeriye (septum bölgesine) birkaç dikiş koymaktır. Bu işlem ameliyat süresini biraz uzatabilir ama tampon ihtiyacı ortadan kalkar.

Mini veya mikro Rinoplasti nedir?

Esasen Rinoplasti ameliyatı teknik açıdan farklı yöntemlerin olmadığı, temel olarak tek bir ameliyattır, minisi veya mikrosu yoktur. Bunlar daha çok reklam amaçlı ortaya sürülen, sahte kavramlardır. Mini veya mikro ile ayak üstü, lokal anesteziyle birkaç dikiş koyarak burun ucunun kaldırılması kastediliyor ama bu tür girişimler asla işlevsel değildir. Aradan birkaç ay geçtikten sonra burun eski haline döner.

Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederiz Selçuk Bey. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mıdır?

Ben teşekkür ederim Cem Bey, İndigo dergisi okuyucularına selam ve sevgilerimi gönderiyorum.

Biyografi: Opr. Dr. Selçuk KuyubaşıSelçuk Kuyubaşı

1966 yılında Ankara’da doğdu. 1990 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden iyi dereceyle tıp doktoru olarak mezun oldu. 1991 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilimdalı’nda uzmanlık eğitimine başladı. 1994 yılında Umea Üniversitesi Tıp Fakültesi (İsveç) Plastik Cerrahi Kliniğinde klinik ve deneysel çalışmalara katıldı; ardından bir süre de Uppsala Üniversitesi’nde çalıştı.

Asistanlık yıllarında çok sayıda ulusal ve uluslararası makaleler yazdı. 1998 yılında ihtisasını tamamlayarak estetik ve plastik cerrahi uzmanı oldu. 1998 yılında ECFMG sınavlarını geçerek USMLE sertifikası aldı ve Amerika Birleşik Devletleri’nde doktor olarak çalışabilme yetkisini kazandı. Uzman olduktan sonra özelikle estetik cerrahi ile ilgilendi. Türkiye’ye modern estetik cerrahiyi getiren Prof. Dr. Fethi Orak ile uzun yıllar çalışarak estetik cerrahi tecrübesini geliştirdi. Halen serbest olarak çalışmaktadır.

Hollywood’un estetik cerrahından güzellik sırları