Korku (4)

Cesaret korkmamak değil, ayakların titrercesine korkmana rağmen, korkunun üzerine yürüyebilme becerisidir.

business man with his head buried in the sand
Hangi tez çözüm getirdi?

Hangi analiz medeniyetimizi geliştirdi?

Korkuları aşabilmeye yönelik, uygulamalardan yaptığım derlemeleri yazıyordum bundan önceki paylaşımlarımda.

Ve bir savım vardı: “korkularımızı tanırsak, onu kolayca alaşağı edebiliriz.”

Oysa bir şey dikkatimi çekti; klasik hatalardan birine düşüyordum.

Karşımdakinin ne olduğuna, ne yaptığına, nasıl yaptığına, neler yapabileceğine o kadar odaklanmışım ki…

Ne istediğimi unutuyordum.

Büyük bir korkunun altında başka bir korku, onun da altında başarısızlık korkusunu, onun altında da başarı ve sürdürülebilirlik korkumu bulduk beraber önceki yazılarda.

Pekâlâ, korkan biri olarak ne istiyordum?

Korkularımdan arınabilmeyi ya da onları yönetebilmeyi, korkmamayı, vs…

Öze gelirsek, bendeki korku duygusunu yönetebilmeyi istiyordum yani.

O zaman analiz, sentez mi, yoksa eylem ve gözlem mi bana avantaj sağlayacak?

Analizin sentezin, dördüncüsünü okuduğumuz, koca üç yazıda korkuyu hala çözemediğine birlikte şahit olmadık mı? (bakınız; KORKU isimli eski yazılarım) Şimdi ise direkt eylem ve gözlemin faydalarına değinmek istiyorum.

Öncelikle küçük bir teyit vereyim: analize, senteze karşı değilim. Ancak zihnimiz karmaşıklığı ve negatifliği sever ve analizler karışık sebep-sonuç ilişkisi yazar, sentezler ise “bu, maalesef böyledir” dedirtir. Zaten korku hoş bir duygu da sayılmaz, değil mi? Dolayısıyla burada zihnimizin kendisine ait tohumlar yetiştirmesi, ormanlar kurması için ideal iklim, ideal toprak yok mu?

Ancak burada küçük bir gözlem yapıp, arzumuzu hatırlarsak ki korku duygumuzu yönetebilmekten bahsediyorum, bir adım atılması gerekiyor.

Olduysa ne güzel, olmadıysa bir gözlem ve yeni bir adım atmalıyız. Olduysa ne güzel, henüz olmadıysa tekrar gözlem ve yepyeni bir adımatmalıyız…

Felsefeden sıyrılıp, fizikle yaklaşalım. Potansiyel (durağan) enerji mi reaksiyon (etkiye cevap, tepki) sağlar, kinetik (hareketli) enerji mi?

Bu noktada o halde odaklanmamız gereken hedef kendini göstermiyor mu? Korkumuzu aşmak için ona sarılıp duracaksak, öyle ya da böyle hareket halinde bulunacağız.

Korkuya rağmen hareket edebilme konusuna bakalım o zaman, çünkü denedik ve zor. Ancak bazı düşünürler de zaten cesareti bu kabiliyete bağlıyorlar: “Cesaret korkmamak değil, ayakların titrercesine korkmana rağmen, korkunun üzerine yürüyebilme becerisidir.”

Burada, Pranik Şifa’dan “beyaz tahta” diye bilinen, NLP (Beyin Dili Programlaması)’de “çapalama” ve “çerçeveleme” teknikleri şeklinde başarıyla uygulanan zihin kodlama sistemlerinden yararlanabiliriz.

Dikkat edin lütfen; kandırmak, zihni oyalamak değil, zihni kodlamaktan bahsediyorum.

Bunun için yine, analizine pek meraklı olduğumuz korkumuza kısaca bir bakalım.

Bu korku duygusu bana ne ifade ediyor?

Eğer bu korkum olmasaydı, hayatımda ne değişirdi? Korkmasaydım ne yaşardım?

Korkumuz ilk, yukarıdaki bu olasılıklar da son istasyonumuz diye kabul etsek, aradaki durakları belirleyip değiştirmeye, kendimizi geliştirmeye ne dersiniz?

Aslında yazının orijinal halinde, burada NLP’nin çapalama tekniğine dair bir uygulama bilgisi vermiştim, ancak yazıyı düzeltirken, korkular üzerine çalışılırken bunun eğitimsiz uygulamalar sebebiyle sakınca doğurabileceğinden şüphelenip çapalamayı anlatmaktan vazgeçtim. Dileyenler internetten bakabilir ya da bir yaşam koçuna, NLP uygulayıcısına veya bir psikoloji uzmanına başvurabilirler.

Hiçbir yan etkisi olmayan pranik şifanın Beyaz Tahta Tekniği’nden bahsederek devam edeyim:

Rahatça oturun. Gözleriniz kapalı. Derin bir nefes alın ve verin. Sonra derin bir nefes daha alın ve verin.

Bunlar rahat olmanız için. Çünkü şimdi korkuyu hissettiğiniz anı hatırlayacaksınız. Onu düşünün. Düşünün. Hatırladığınızda bir resmini çizin havaya. Lütfen rahat olun. Havaya çizdiğiniz resimde Mona Lisa’nın detaycılığı olmayacak nasıl olsa.

Resminizi bitirebildiniz mi? Şimdi de silin o resmi emeğinize acımayarak, elinizi havada sallayın ki beyaz tahtayı silen bez misali dağılsın resminiz de.

Bitti mi işlem? Hayır. Yönlendirme ister zihnimiz. O resmin biraz uzağına, korkmasaydınız nasıl olurdu, buna dair bir resim çizin. Detaylandırabildiğiniz kadar detaylandırın. Ve bakın bu güzel resme. Dokunmayın, kalsın öylece.

Şimdi az önceki resmin yerine, korku resminin yerine, bir daha çizin kötü resminizi. Detaylandırabiliyorsanız detaylandırın. Sonra da silin.

Güzel resme bakın şimdi, bir nefes alın, detaylandırabiliyorsanız detaylandırın, üzerinden geçmek istiyorsanız üzerinden geçin. Ve bakın.

Kötü resmi tekrar aynı yere çizin, gözleriniz kapalı olduğu için göremeyeceksiniz belki, ama elleriniz bu kötü resmi çizerken an geçtikçe daha da özensiz olacaklar, öyle salınacaklar sadece. Bu arada yeniden çizdiniz mi? Güzel, silin yeniden.

Güzel resme bakın, detaylandırın, üstünden geçin. Nefes alın.

Ne zaman yeterli olduğunu düşünürseniz, o zaman güzel resme bir daha bakın ve derin bir nefesle gözlerinizi açın.  Evet, tüm çalışma gözlerimiz kapalı ve tekrarlamaktan oluşuyor.

Şu an kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Yaptıysanız eğer, kuru kuru okumadıysanız, yüzünüzde muhtemelen bir gülümseme, biraz şaşkınlık, en azından yanak ve çenenizde bir gevşeme olmuştur.

Eğer bu uygulamayı tekrarlarsanız, bu belli belirsiz jest ve mimikleriniz netleşecektir. Gülümseyerek yapıldığında ise, ufak bir tüyo olsun, çok daha etkili ve verimli sonuçlar alacaksınız.

Sadece okuyup geçerseniz ama… İşte o zaman sadece kuru gürültü kalacaktır bunlar, korkularınızın evrende kapladığı hacim kadar.

Görüldüğü gibi, korkumuzu beslemek için harcadığımız efordan çok daha basit şekillerle korkularımızı adım adım aşabileceğiz. Ancak durup da analizle kalmak yerine, üzerine gidersek olur bu!

Yeni yılımızda isteyene verimli korkular, isteyene ilham verici başarılar dilerim.


~ SON ~

[divider]

Not: Yazarın “Korku” isimli yazı dizisinin sonuna geldiniz. Önceki yazılara aşağıdaki bağlantılardan erişebilirsiniz: