Görevimiz: Bilinçlenme ve Bilinçlendirme

İnsanlığın kötüye gitmesinden şikayet eden herkese bir çağrıdır: Bilinçlenmeli ve bilinçlendirmeliyiz. Bu bizim insanlık görevimizdir.

kitap

Gazetelerde, TV’lerde, çevremizde insanlığın daha da kötüye gittiğini gösteren çok fazla olaylarla karşılaşıyoruz. Cinayetler, çocuk tacizleri, çocuk gelinler, her türlü şiddet, cinsel sapkınlıklar, doğayı katletme, trafik kazaları, aklınıza gelebilecek her tür toplumsal sorunlar karşısında vicdanen rahatsız olanlar ne yapıyor peki? Maalesef şiddete karşı çıktığı halde şiddetle tepki veriyor. Bu durumun çözülmesi için ben ne yapabilirim demek yerine uzaktan olayları izleyerek öfkesine kapılıp küfürler, beddualar savuruyor ya da olaya müdahale edip şiddeti şiddetle çözmeye çalışıyor. Bunu maalesef spiritüel konularla ilgilenenler bile yapıyor. Burada şöyle bir düşünce oluşabilir: “Kötülük yapana, insanlıktan çıkmış birine karşı tepki vermemek olur mu?” “Ona kızmakta ve öfkelenmekte elbette haklıyım” da diyebilirsiniz. Öyleyse soruyorum size; öfkelenmek ve küfürler savurmak, şiddet gösterenle çatışmak gerçekten o kişiyi sergilediği kötü huyundan, davranışından kurtaracak mı kurtardı mı? Sorunlar çözülüyor mu? Elbette hayır aksine nefret ve çatışmalar daha da büyüyor. O kişiye öfkelenerek, ondan nefret ederek gösterdiğiniz tepkilerin haklılığını kim savunabilir? Nefretimiz bizi insanlıktan çıkarmayacak mı bunun garantisini kim verebilir? Şu an belki iyi insan tarafında olabiliriz fakat bizim de alçaklara düşmeyeceğimizin, alçalmayacağımızın sözünü kim verebilir? Düşünün asla yapmam dediğiniz her ne varsa yapmadınız mı? Tepki değil çözüm arayışında olmalı ve adım atmalıyız.

Yüreğinde sevgi olmayanlara, yakıp yıkıp yok edenlere, savaşanlara, sevgiye inanmayanlara, şiddet gösterenlere, zalimlere, duyarsız olanlara verilecek en tesirli cevap ve çözüm; kınamak, eleştirmek, beddua etmek, kavga etmek değil bilinçlendirmektir. Ama bunun için de öncelikle bizim bilinçlenmemiz şart.

Dalai Lama der ki: “Bu gezegenin daha fazla başarılı insanlara ihtiyacı yok. Bu gezegenin acilen barış kurucularına, şifacılara, yenilikçilere ve her türlü sevenlere ihtiyacı var.” Kendi ışığını yakıp kendisi gibi başkalarını da aydınlatabilen insanlara ihtiyaç var. Kendi benliğindeki tüm olumsuzlukları (kibir, kıskançlık, öfke, kin gibi) dönüştürüp içindeki sevgi enerjisini açığa çıkararak yaratılanı yaratandan ötürü sevmeye başlayan ve bu sevgi ile karşısındakini iyileştirebilen insanlara ihtiyaç var. Tüm bunlar ise bilmek ile başlıyor.

Bilinçlenmek ve bilinçlendirmek; okumak, araştırmak, öğrenmek, farkında olmak, bilmek ve bilmeyene bildikleri ile ışık tutmaktır. Bilen insan kötülük yapamaz. Yani neyi neden hangi niyetle yaptığını bilen, yaptığının ne gibi sonuçlara sebep olacağını bilen, karşı tarafta ne gibi izler bırakacağını bilen, yaptığının tüm sorumluluğunun kendisinde olduğunu bilen insan, kendini bilen biri kötülük yapamaz.

Kötü bir davranış sergileyenin neden böyle yaptığını, altında yatan sebepleri tam anlamıyla bilen kişi ise yargılamanın ve öfkelenmenin ötesine geçip bilgeliğinin verdiği sorumluluk ve duyarlılık ile bilinçlendirme çabasında olur. O kişinin insanlık dışı davranışlarının farkındadır, görür, öfkelenmenin hiçbir şeyi çözemeyeceğini de bilir ve bunun yanı sıra daha üst bilinç seviyelerinde düşünüp çözüm odaklı olur.

Toplumsal düzeni bozan kişiye, yaptığı davranışı ve bu davranışının nelere sebep olacağını ve en önemlisi davranışının altında yatan sebepleri gösterip o sebeplere karşı onu bilinçlendiren birey, o kişiyi hem topluma kazandırmış olacak hem de o kişinin farkındalık ışığını yakarak ona sevgi ve barış yolunu göstermiş olacaktır. Bilinçlendirme çalışmaları, kişinin kendisiyle yüzleşmesini sağlayıp kendisini tanıma yolunu açar. Cinayet işleyen, hırsızlık yapan, cinsel sapkınlıklar içinde olan yani her ne yapıyorsa yaptıklarıyla vicdana aykırı hareket eden insanın en büyük sorunu kendisiyledir. Bunu aşan insanı artık vicdanı yönetmeye başlar. Bunun için de bilinçlenmeli ve bilinçlendirmeliyiz.

Toplumsal sorunlarda çözümün bir parçası olmak isteyenler için toplumu bilinçlendirmeyi hedefleyen birçok dernek bulunmaktadır. Bu derneklere gönüllü üye olup katkıda bulunabileceğiniz gibi tek başınıza bulunduğunuz çevrede bile fark yaratabilirsiniz. Yeter ki bilinçlenme ve bilinçlendirmeyi hizmet bilinci içinde görüp insanlık görevimiz olduğunu bilelim. Bu zorlu ve uzun bir süreçtir ama sonunda kazanılacaklar için bu yola çıkmaya değer.

PAYLAŞ
Önceki yazıBir İnsan Yaratıyoruz
Sonraki yazıSistemin kölesi olmayalım!
Her canlı gibi aslıma doğru bir yolculuktayım ve bu yolculukta hem öğretmen hem öğrenciyim. Esnekliği seviyor olmam, yaratıcılık düşüncesinin sınırlar olmadan daha iyi gelişeceğine inandığımdan ve her ne olursa olsun insanın kendi yeteneği doğrultusunda sevdiği işi yapmasının gerekliliğini savunduğumdan serbest olarak kendi hedeflerim doğrultusunda yürüyorum. İletişim benim yeteneğim diyorum, neden? Çünkü içsel ve dışsal gözlemleyen benliğimin baskın olması karşımdakinin vücut dilini ve altında yatan duyguları ve algılamaları sezgisel olarak çözmemi sağlıyor. Bunların doğruluğunun da ortaya çıkması ve iletişim hatalarını hemen fark ediyor olmam benim en baskın yeteneğimin bu olduğunu keşfetmemi sağladı. Ayrıca iletişim üzerine aldığım eğitimlerle de bunun doğruluğunu bir kez daha kendi kendime kanıtlamış oldum. Öncelikle bunu kendime kanıtlamam gerekiyordu çünkü uzun bir zaman bu yeteneğimi görmezden geldim ve hep bastırdım. 2002 yılından beri iletişim ve algılama psikolojisi üzerine araştırmalar yapmaktayım ve son 3 yıldır da buna ağırlık vermekteyim ve ayrıca iletişim üzerine olan eğitimimi bu alanda daha verimli olabilmek için hem öğreticiliğimle hem öğrenciliğimle ilerletme çabası içerisindeyim.