Her Bireye İstediği Alanda Okuma Özgürlüğü Tanınmalı

O zamanlar yalnızca okumayı bilmek bile çok önemliydi. Sonra ilkokulu bitirmiş olmak, sonra ortaokulu, daha sonra liseyi bitirmiş olmak çok önemliydi. Yıllar sonra öğrenciler 1974 yılında üniversiteye giriş için ilk kez sınava tâbi oldular. Şu anda ise 2014 YGS sınavına giren iki milyondan fazla öğrenci sonuçları stres, kaygı ve korku ile bekliyor.

ygs-sona-erdi

Sınav sistemi, YGS psikozu ve gençlerin geleceği

Küçükken büyüklerimiz bize; “Büyüyünce ne olacaksın?” diye sorarlardı. Her birimiz de farklı farklı cevaplar verirdik. “Adam olacağım” dan tutun; “Anne olacağım”, “Doktor olacağım”, “Öğretmen olacağım”, “Pilot olacağım” vs. Çocukken kolayca verdiğimiz cevaplar, büyüdüğümüzde o kadar da kolay gerçekleşmedi. Önümüze türlü kurallar, rekabetler, yürütmeler, yaptırımlar çıkarılıyor. Tabii büyüklerimiz o zaman bunları bilmiyorlardı.

Cumhuriyet yıllarındaki okuma-yazma oranlarının düşük olduğu dönemde eğitim, insanların ulaşabileceği yakınlığa taşınarak teşvik ediliyordu ve gereken kolaylıklar sağlanıyordu. Yeter ki okuyun. Öyle kimse sizi sınava falan tâbi tutmuyordu. Hatta yüksek okula girmeniz için teşvik ediliyor ya da sadece istemeniz yetiyordu.

O zamanlar yalnızca okumayı bilmek bile çok önemliydi. Sonra ilkokulu bitirmiş olmak, sonra ortaokulu, daha sonra liseyi bitirmiş olmak çok önemliydi. Yıllar sonra öğrenciler 1974 yılında üniversiteye giriş için ilk kez sınava tâbi oldular. Şu anda ise 2014 YGS sınavına giren iki milyondan fazla öğrenci sonuçları stres, kaygı ve korku ile beklemektedir.

Eğitim ve öğrenim kuşkusuz ki bir toplumun bilgi düzeyinin gelişmesi için gerekli ve önemlidir. Ancak giderek, eğitim için ciddi bütçe gereklerini doğuran bu sistem kendi içinde tutarlı görünen tutarsızlık ve yozlaşmayla icra edilmeye başlamıştır. Gençlerin birbirleriyle yarıştırılmaları, sorulardaki mantık hataları, kafa karıştıran iki seçeneğin birbirine yakınlığı, iki doğru olabilecek seçenekle eleme sistemi ve bu iki doğru olabilecek şıkkın tartışmasız olarak tek taraflı belirlenmesi; eğitim ve öğrenim gören gençler üzerinde bir psikozu* da beraberinde getirmektedir. Sınavlarda ağırlıklı olarak başvurulan bu yanıltıcı cevap seçenekleri kafa karışıklığına neden olurken kişide derin komplekslere, kendisini aptal hissetmesine, yetersizlik duygusuna ve buna bağlı olarak özgüven kaybına neden olmaktadır. İşte bu durum gençleri, kişilik bozuklukları gibi çeşitli sorunlara da taşımaktadır.

Neresinden bakarsanız o kadarını görürsünüz mantığının dayatılması bu psikozun oluşturulmasına bir örnektir. Ayrıca soruda istenen cevabın şıklardaki iki doğru cevabı işaret etmesi de bir yanıltmaca değil midir? Bu şekilde hazırlanan sorular öğrencinin gelişimine katkıda bulunmadığı gibi, fotoğrafik hafızadan koparılarak, didaktik bilgiye yönlendirmektedir. Ve bu bilgiler kısa zamanda unutulmaya mahkûmdur.

2014 YGS Felsefe bölümüne ait 45. soru şöyledir:

“Newton meslek yaşamının başlarında, ışığı oluşturan parçaların özelliklerini doğru biçimde analiz etti ve matematik alanında buluşlar yaptı. Kütle çekimi kavramı yasasını da buldu. Çalışmalarıyla Kepler ve Galileo’nin çalışmalarını hem düzeltti hem de daha yetkin hale getirdi. Kepler’in, gezegenlerin hareketiyle ilgili yasalarını formüle etti. Böylece Pythagoras’ın bütün maddi evrenin, matematiğin terimleriyle açıklanabileceği yolundaki görüşü iki bin yıl sonra doğrulanma olanağı buldu.

Bu parçada, bilimsel bilginin aşağıdaki özelliklerinden hangisi vurgulanmaktadır?

A) Evrensel olma  B) Nesnel olma  C) Olgusal olma  D) Birikimsel olma  E) Tutarlı olma

397753

Görüldüğü gibi bu soruda iki doğru cevap bulunmaktadır.  Metinde birikim ve tutarlılık söz konusudur. Ancak sistem, kendisinin belirlediği cevabı doğru niteliğinde kabul etmektedir! Onun için doğru cevap: “D) Birikimsel olma” şıkkıdır. Oysa metinde anlatılan açıklamalara göre “bir bilgi iki bin yıl sonra doğrulanma olanağı bulmuşsa” bu o bilginin tutarlı olduğu anlamına gelmektedir. Çünkü kendi içinde tutarlı olmayan bir düşünceyi geliştiremezsiniz. Dolayısıyla burada anlatılmak istenen birikimden çok bilginin kendi içinde “tutarlı” olmasıdır. Birikim ise zaten tutarlılığın içinde yer alır. Zira bir anlatımda vermek istediğiniz mesajı son paragrafta belirlersiniz. Son paragraf “tutarlılığı”* destekler niteliktedir.

[quote]Sınav soru yöntemi gözden geçirilerek yeni bir formatta düzenlenmelidir.[/quote]

İşte YGS hazırladığı bu çelişkili sorulardan tutarlı cevaplar beklerken aslında eleme sisteminde başarılı olmayı amaçlamaktadır. Amaç eğitim mi; eğitimi karşılayacak öğretmen, okul, araç gereç ihtiyacının karşılanamaması ihtimaline bir çözüm müdür? Ya da devlet okullarına girmek için yeterli puanı tutturamayan gençlerin düşük puanlarla özel okullara girmeye zorlanması mıdır?

Ailelerin her yıl, bin bir zorlukla kısıtlı bütçelerinden ayırdıkları milyarlarca lira, eğitime harcanmaktadır. Onların bütün çabaları çocuklarının gelecekte iyi bir iş, kariyer sahibi olabilmeleri içindir. Tüm bu zorlukları aşarak okullarını başarıyla bitiren öğrencilere gelince: Onlar bu kez de istedikleri işi bulamamakta ve bundan dolayı bunalıma girerek ruhsal dengeleri bozulmaktadır.

Pekiyi, eğitim bu mudur? Bu gençleri kazanalım derken kaybetmek değil midir?

Oysa ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Avusturya, Hollanda, Finlandiya, İsrail, İsveç, Norveç gibi gelişmiş ülkelerde üniversiteye;  lise bitirme koşuluyla ya da en fazla lise bitirme sınav yeterliliği belgesi ile giriş yapılmaktadır.

Bu yıl bu süreci inceleme fırsatı yarattım. Eğitimin ne kadar çarpıtıldığını, bundan nasıl getiri elde edildiğini; amacın üzüm yemek değil bağcı dövmek olduğunu açık açık gözlemledim. Elemelerin temel özelliği olan; öğrenciyi ayrıntıda boğmak, çelişki yaratarak kafa karıştırmak, ben dedim oldu demek, dikte edici bir mentaliteyle soru ve konu oluşturmak, istenilen bakış açısını benimseseniz bile aynı yaklaşımın bir başka soruda nasıl da değiştirildiği gibi yaklaşım çarpıklıklarını gözlemledim. Soru sistemindeki mantıksızlığın mantığını bulmaya çalıştım. Ancak tüm gayretime rağmen aklım, bilgim, birikimim, sezgilerim bu karışıklığı çözmeme yetmedi. Nasrettin Hoca’nın bilindik hikâyesi misali; önde mi, arkada mı?!… Bilemedim.

Hatırlanacağı gibi geçtiğimiz yıl YGS sorularındaki yanlışlığa yapılan itirazlar sonucunda itiraz konusu sorular ve cevaplar incelemeye alındı. Soruların yanlış olduğu ortaya çıktı ve bunların iptal edildiği açıklandı. Fakat bu yıl, YGS sorularında olası yanlışlara karşı itirazları önlemek için cevaplarının açıklanmayacağı bildirildi.

2013_ygs_matematik_sorulari_cozumleri_video_cozumlu_h73079

Pekiyi, bu sonuçları taşımamız, kabul etmemiz gerekiyor mu? Eğer biz susup kabûl edersek bu oyun hep sürüp gidecektir. Çocuklarımızın yarınları harcanacak, bizim tüm özverili gayretlerimiz boşa çıkacak ve bu açığı kullanmak isteyenler ise durumdan nemalanacaklardır. Çalınan soruların bazı kesimlerce paylaşılması da cabası.

Her bireye, istediği alanda eğitim alma fırsatı sunulmalıdır. Gerçek eğitim bunu gerektirmez mi?

Eğitim ve bunun sonucundaki istihdam bu olmasa gerek. Üstelik bu bedellerin sonucunda işsiz dolaşmak, açılan üniversite bölümlerini bitiren öğrencilerin kendi alanlarında iş bulamamaları da başka bir acıdır. Örneğin üniversitelere yeni bilim dalları ya da bölümler getirilmektedir. Ancak bu bölümleri tercih edenler okulu bitirdiklerinde, o kurum bu kurum dolaşarak iş aradıklarında tercih edilmemeleri acı gerçeklerimizden biridir. Boğaziçi Üniversitesi’nde Genetik Bilimi okuyan öğrencilerin kendi alanlarında iş bulamamalarında olduğu gibi pek çok bölüm bulunmaktadır. Kazansanız bir türlü kazanmasanız bir türlü! Üstelik ne yüksek lisans, ne master, ne de doktora işe yaramamaktadır! İşte gençlerimizin bu çaresizlikle yurtdışına gitmek zorunda olmaları, ülkemiz adına beyin göçüne sebep olmaktadır.

[quote]Eğitim sistemi kendisini tüketmeye mi başladı?[/quote]

Yaşamı bilmek sadece geçmiş değildir. Bizi geçmişte ve detaylarda boğmak, çarpık sorularla oyalamak geleceğe gitmekten alıkoymaktır. Gelecek; dün değil, bugün ve yarındadır. Kısacası öğrenme, geleceğe bakabilmektedir. Oysa görünen o ki, bu eğitim sisteminin içi boşaltılarak paranın gücüne dayandırılıyor ve yanlış yerlere sürükleniyor.

Görünen o ki, üniversite bitirmek demek iyi bir insan olmak, kariyer, mevki ve para sahibi olmak demek değildir. Bize gösterilip vaat edilenle yaşadıklarımız da!

[quote]Kurumların veremeyeceği başka diplomalar da vardır![/quote]

Başbakan diyor ki; “Gitmeyin onların okullarına!” Bu ifade bile eğitim üzerinden elde edilen kazancın ve çıkarların çatıştığını göstermeye yeterlidir.

[quote]Öyle insanlar vardır ki hiçbir okulda öğretilmeyen bilgiye ve derinliğe sahiptir. Kendi ekollerini kendileri var etmişlerdir. Geleceği görme yetenekleri, evrensel düşüncelerinin ışığında bir cümleleriyle ufku açabilecek bilgeliğe sahip olmaları gibi. Her şey dönüp dolaşıp kendi yeteneklerimizi ne kadar keşfettiğimize, bunu nasıl geliştirebileceğimize ve yaşama nasıl aktardığımıza bağlıdır. İşte bunu bize hiçbir okul öğretemez. Çünkü yaratıcı düşünceyi yalnızca siz ortaya çıkarabilirsiniz. O içinizdedir. Öğrenme ise her yerde ve yaşam boyudur.[/quote]
Araştırmacı Yazar Nimet Erenler Gülkökü

*Psikoz, düşünce ve duyunun ağır oranda bozulduğu zihin durumunu tanımlamakta kullanılan genel bir psikiyatri terimidir.

*Filozofların oluşturduğu felsefî sistemlerin günümüze kadar önemini yitirmemesi ve varlığını sürdürmesinin en önemli nedeni şüphesiz kendi içinde tutarlı olmasına bağlanabilir. Tutarlılık, düşüncelerin ortak ilkeleriyle birbirine bağlanması, bütünü oluşturan parçaların öğeleri arasında bağlantı ve uyumun olması durumuna denir.

Önceki yazıB12 vitamini mucizesinin farkında mıyız?
Sonraki yazıÇocuk Hakları Sözleşmesi
Nimet Erenler Gülkökü 1965 Tunceli doğumlu olup, Ocaklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Şaman gelenekleri olan babaannesi onun ilk eğitmenidir. Dünyaya geliş nedenini ve yaşamı hep sorgulamıştır. İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümünde okuyan Nimet Erenler Gülkökü; “Yaşam aynı zamanda bir okuldur ve bu okulun diploması, yalnızca bırakılan izlerden ibarettir!” diye tanımlamaktadır. O nedenle, öğrenmeye devam etmektedir. 2002 yılında "Bir Zen Ustası"yla karşılaşması, bu öğreniminde oldukça önemlidir. Ne bildiğini bilen “Bir Zen Ustası” ile birlikte halen müşterek çalışmalarına devam ederken; kendini bilme yolculuğunda öğrendiklerini öğretmek, öğretirken de öğrenmek suretiyle bilginin paylaşımına aracılık etmektedir. Bu birikimini özellikle kaleme aldığı makalelerinde, kitaplarında, sözlü aktarımlarında görmek mümkündür. İlgili olduğu alanlar; ezoterizm, sosyoloji, güzel sanatlar, edebiyat, felsefe, psikoloji, arkaik dönem tarihi, medeniyetler, sanat tarihi, sembolizm, teoloji ve mistisizmdir. İlk kitabı "Kur'an-ı Kerim'in Apocrypha'sı" 2010 tarihinde; İkinci kitabı "İnsanlığın Apocrypha'sı" 2012 tarihinde; "Ezoterizm'de Bilinç, Rüyalar ve Boyutlar" üzerine üçüncü kitabı olan "BİLİNÇTEKİ SIÇRAMALAR" adlı eseri de 2013 tarihinde yayınlanmıştır. Yazarın makaleleri, yazılı ve görsel medyada yayınlanmakta ve aynı zamanda yazar; televizyon ve radyo programlarına da konuk olarak katılmaktadır.