Demokratik Özerklik ve Türkiye Gerçeği

Ülkemizde yaşayan  Kürt kökenli vatandaşlarımız, Türkiye’nin bölünmesinden yana olmadıklarını, aynı vatanda fakat tüm haklarına sahip olarak, Türk ulusuyla eşitlik temelinde birlikte yaşamak istediklerini her vesileyle dile getirseler de Kürt hareketinin temel siyasi taleplerinden biri olarak özellikle son birkaç yıldır yoğun bir şekilde tartışılan Demokratik Özerklik mevcut sorunun çözümü konusunda büyük bir engel olarak karşımıza çıkıyor.

tablo_21mart-2012-03-21 222222

Bir devlet çatısı altında siyasal egemenliğin değil ama yönetim yetkilerinin bir bölümünün yerel seçilmiş-temsili yapılara devredilmesi olarak tanımlanan “Demokratik Özerklik” kavramının Avrupa’da resmi açıdan tanınmış, özerklik dereceleri ve biçimleri birbirinden farklı birçok örnekleri bulunmaktadır. Örneğin Finlandiya’nın Aland Adaları, Danimarka’nın Faroe Adaları, İspanya’da Galiçya, Bask ve Katalunya’nın öne çıktığı ayrı özerklik dereceleri bulunan 17 ayrı bölge, 1707 yılından sonra ilk kez 1999 yılında kendi parlamentosunu seçen İskoçya, İtalya’da ‘da özerk konumu bulunan ülkenin vergi gelirleri açısından en zengin bölgesi Güney Tirol, Portekiz’de Azor Adaları ve Madeira, Belçika’da üniter devlet statüsünden federal sisteme geçilmesiyle tanınan ancak Valon ve Flamanlarla eşit statüde olmayan Alman Bölgesi, Moldovya’da Gagavuz bölgesi, Ukrayna’da Kırım gibi.

Ülkemizin jeopolitik konumu itibariyle sancılı bir bölgede olduğu, bu sistemin cumhuriyetin kuruluş felsefesiyle ters düştüğü, ulus kimliğimize zarar verdiği, ileri dönemde ayrışmaya yol açacağı yazılı ve görsel alanda son dönemde sıkça dillendirilmektedir.

Ülke olarak “Demokratik Özerklik” fikrine hazır mıyız? Beraberce beyin fırtınası yapalım. Ne dersiniz?

Salt “Etnik” ve “Toprak” temelli özerklik anlayışı yerine kültürel farklılıkların özgürce ifade edildiği bölgesel ve yerel bir yapılanmayı savunan bu sistemin, özellikle Kürt etnik kimliğinin hakim olduğu Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesinde uygulanacak olmasıyla, getirebileceği sorunların cevabının ne olduğunun bilinmemesi endişe verici değil midir?

“Bayrak” ve “Resmi Dil” tüm ulus için geçerli olmakla birlikte, her bölge ve özerk birimin kendi renkleri ve sembolleriyle demokratik öz yönetimini oluşturması, ülke genelinde çıkacak başka bir dil ve bayrak sorununa, hatta yeni ayrışmaların temelini oluşturacağı ilişkin düşüncelerin artmasına sebebiyet vermez mi?

Demokratik özerklik modelinde il valileri ve bakanlıkların taşra teşkilatları hem merkezi hükümetin hem de bölge yürütme kurulunun aldığı kararları uygulamakla yükümlü olacağından bu iki başlılık yeni bir yetki sorunu doğurmayacak mı?

Yahut bölgelerin her biri o bölgenin özel adı veya bölge meclisinin yetki sınırları içinde bulunan en büyük ilin adıyla anılması, örnek verecek olursak Güneydoğu Anadolu bölgesinin adının Diyarbakır olarak değiştirilecek olması, yıllardır ülke dışındaki egemen güçlerin ‘’Diyarbakır başkentli Kürdistan’’ projesinin temelini oluşturuyor sorularını gündeme getirmeyecek mi?

Ne yazık ki yukarıda belirttiğimiz birçok benzeri sorunun cevabının bulunamadığı gibi, ‘’Demokratik Özerklik’’ fikri de ülkemiz için hemen hemen her gün üzerine konuşulan, sert tartışmalara konu olan bir kördüğüm haline gelmiştir.


Lakin sebebi ne olursa ülkemiz toprakları içinde yaşayan tüm etnik unsurların ve nüfus sayısı itibariyle bunların başında yer alan Kürt vatandaşlarımızın inkar edilmesini, baskı ve zor yoluyla haklarından yoksun tutulmalarını; böyle bir sorunun yokluğu(!) üzerine inkarcı şoven görüşü bir Türk vatandaşı olarak kabul etmemiz de pek etik değildir.

Bilmeliyiz ki Almanya’da yaşayan gurbetçi Türk vatandaşlarımıza Alman devletinin uyguladığı Türk kimliğini asimile eden tavrı ne kadar yanlışsa, ülkemizde yaşayan Kürt kimliğini sahiplenmek bir o kadar doğrudur. Yalnız bunun yolunu ”Demokratik Özerklik’’ adı altında ayrışmak yerine, tam hak eşitliğini güvenceye alan siyasi, hukuksal, sosyal, kültürel tüm alanlarda her türlü ulusal ayrıcalığı ve etnik kimlik haklarının her türlü ihlalini ortadan kaldıracak yasal-anayasal düzenlemeleri, farklı etnik kimlikte olan vatandaşlarımızla birlikte yapmalı, daha çağdaş daha demokratik bir Türkiye için bir ve beraber olmalıyız.