Kömür Karası Söndürdü Güneşin Parıltısını

Ne çok sevinmişlerdi o doğduğunda… Sevinç nidaları uçuşmuştu havalarda. Cinsiyetini ilk öğrendiklerinde bu sevinç ikiye katlanmıştı, sonunda ailenin erkek evladı olacaktı.

soma-maden-kazasi-ve-maden-işçisi

Ve dünyaya gözlerini açtı, o deniz mavisi gözlerini… Kundakta mavi boncuk, kucaktan kucağa… Dayıya, teyzeye, dedeye, halaya… Nasıl gurur duymuştu babası ‘’Mehmet, Mehmet…Mehmet yaz kardeş’’ dediğinde, nüfus memuruna. Ya annesi, onu ilk kucağına aldığında tutabildi mi sanıyorsunuz gözyaşlarını? Ne hayaller kuruldu adına, dayısı futbolcu yapacaktı onu. Teyzesi ‘’Avukat olacak yavrum’’ , halası: ‘’Cerrah’’.

Babasının da hayalleri vardı, Mehmet kep atacaktı, baba gurur duyacaktı… Hep derdi ‘‘Madenle bir ilişkisi olamayacak oğlumun! Okuyacak, ayakları üzerinde durup bu çileyi çekmeyecek.’’ Biliyordu baba çünkü kendisinin ekmeği yeraltındaydı. Aslına bakarsanız Mehmet’in de mesleği daha doğduğunda belirlenmişti. Eee buraların öyküsü böyle yazılmıştı kağıda… Maden ocağı tüm halkın maddi kaynağı haline gelmişti. Hele bir de maddi durumu Mehmet’in ailesi gibi kötü durumda olanlar, eğitimine devam edemeyen Mehmetler… Eğitim seviyesi düşük olunca, gözler çevriliyordu ocağa. Adet böyleydi oralarda. Söyledim ya, hikayesi böyle yazılmış zamanında…

Babası kafaya koymuştu Mehmet’i okutmayı. Ocağın kokusunu ona koklatmamaya yeminliydi. Ancak hazin son babanın hayallerini dinler mi? Geldi ecel bir gece yarısı, tuttu kolundan hapsetti onu sonsuza dek yerin altına. Duymasın mı Mehmet, babasının adını o listede… Aman Allah’ım o ne büyük bir acı ! Ne büyük bir yas hakim Mehmetlerde. Ailenin tek erkek evladıydı Mehmet. Çalışması gerekti ailenin huzuru için, öyle de yaptı. O da tuttu herkes gibi ocağın yolunu.Yeraltından çıkartacaktı, ekmek parasını…

Yıllarca alnının akıyla çalıştı Mehmet. Teri, kömürün rengine bulanıp simsiyah yere düştüğünde anlaşılıyordu emeği. Evine baktı, canı anacığının elini sıcak sudan soğuğuna kuydurtmadı. Bileğinin hakkıyla kendine de bir ev düzmüştü, hayırlı bir eş bulup. Mutlu mesut yaşıyordu hayatını, aklında hep bir ‘yarın’ sorusu sorulu olsa da… Bir de evlat dünyaya getirmiş, babasının adı olan Akif’i layık görmüştü ona. Artık evden çıkarken hanımıyla vedalaşıyor, Akif’ini de öpüp koklayıp çıkıyordu. Gözü arkada kalmıyor muydu, tabiî ki kalıyordu, Akif’in gözünün yollarda kalması gibi… İşi tam bir maceraydı, ölüme gözleri kapalı yürümekti. Gözümüz karadır, korkmayız hiçbir şeyden ancak bu kadarı da fazlaydı…

Oğlu okul yaşlarına gelmişti, Mehmet’in de hayali onu güzel mertebelerde görmekti. Yarını görebilecek miydi, bu ise hep bir muallak… Her gün helalleşip çıkmak ne demek siz bilir misiniz? Bu nasıl bir acı? Babası da dahil bir çok insana mezar olan yerden ekmek parasını çıkartıyordu o ve onun gibiler… Yürekli adamlardı vesselam…

Ve sonra korkulan başa geldi. Koca bir halkın korktuğu, düşünmek dahi istemediği o kaza… Ah o gün, kahpe gün! Karartı verdi biranda güneşi. Donmuştu sanki tüm bedenler, duyunca o elim haberi. Mehmet de oradaydı. Anası koştu, can yoldaşı koştu, aslan parçası Akif’i koştu… Korkulan başa gelmişti, gözyaşları sel oluvermişti. Aslan yürekli Mehmet, sırtlanıp tüm korkularını, hayallerini, gelecek düşüncelerini almış götürmüştü. İşte oradaydı cansız bedeni. Kelimler kifayetsizdi, diller düğüm… Kaza mıydı, kader mi ? Gerçi, ne farkeder’di… Gitti mi Mehmet, gitti. Gözü yaşlı kaldı anacığı, gönül hırsızı, Akif’i… Bayrak sarılı tabutla uğurlandı koca şehit. Tüm ülke de onunla bir girdi toprağa. Alın terini akıttığı toprak şimdi onu almış mıydı yani? Bu kadar basit miydi ? Ne yapacaktı onsuz Akif’i? Yahu bu nasıl bir keder’di?

Diyecek söz,yazacak kelime bulmakta zorlanır insan böyle anlarda, cımbızla çekmek lazımdır kelimeleri. Öyle ki koca bir ülke gözü yaşlı. Burası bir cenaze evi dostlar… Alın şimdi bu yazının kahramanı Mehmet’i; koyun yerine Özgür’ü, Mahmut’u, Recep’i, Onur’u, Özkan’ı, Akif’i… Koyun şehitlerimizden her birini… Her birinde bir hikaye saklı, gerisinde bir bekleyeni kaldı.Ve bugün koca bir ülkenin emekçileri şehit olarak döndü evlerine… İçimiz buruk, gözlerimiz kanlı… Kara bulutlar dagılmadan Soma’dan, altın yahut pırlanta olsa ne olur çıkan ?Bir ulusun başı sağ olsun !