Tepki göstermek yerine, tavır geliştirmek

Tepki ve tavır… Farkını fark edersek hayatımızı değiştirecek iki önemli kelime. Yakın anlamları nedeniyle birbirinin yerine kullanılsa da ve anlam yükleyenin bakış açısıyla şekillense de bence özde çok farklı anlamlar barındırır.

Tepki'nin duygu kaynağı öfkedir! Tavrın kaynağı ise öz saygı
Tepki’nin duygu kaynağı öfkedir! Tavrın kaynağı ise öz saygı

Kazan- Kazansın- Kazanın!

Enerjileri, muhatabındaki etkileri çok farklıdır. Tepki, bir etki karşısında anlık, düşünülmeden, içgüdüsel yapılan bir davranışken, tavır, kişinin karakterini ortaya koyarak yaptığı getirilerini ve götürülerini göze aldığı bilinçli bir davranıştır. Olaylara göre tepki veya tavır gösterebileceğimiz gibi, aynı olaya tepkisel ya da tavırla karşılık verme seçeneklerinden birini seçebiliriz. Yani ya olaya göre şekillenir tepkimiz ya da olay ne olursa olsun biz tercihimizi bilinçli bir şekilde tavırla yansıtırız.

Etki tepkiyi doğurur, tepki karşı tepkiyi, karşı tepki geri tepkiyi ve farkında olmadan merkezden uzaklaşılır. Sorunlar çözüme kavuşmaz. Tepki yaralar çoğu zaman, tavır ise çözüme anahtar olur.

Çocuğunuz meyve suyu bardağını taşırken ayağı takıldı ve düştü. Her taraf kirlendi. Kendisi yaralandı. Öfkelenmekte haklısınız. ‘Evin canı cehenneme ama daha kötüsü de olabilirdi’ diye endişelendiniz çocuğunuz için. Aslında niyetiniz çocuğunuzun öz güvenine zarar vermek olmamasına rağmen, bağırıp, çağırıp, suçlarsanız tepki vermiş olursunuz. Tepkinizin etkisi öz güven eksikliği olarak çocuğunuzun üzerine yapışır. Çünkü bu tepkinizle çocuğa ‘sen işe yaramaz, beceriksizin tekisin’ mesajını verdiniz. Oysa ki tepkinizin masum bir kılıfı vardı ‘annelik içgüdüsü’ ama sonuç içgüdünüz kadar masum değil.

Peki aynı durumda sakin olup, önce çocuğunuzun yaralarıyla ilgilenseniz, cam parçalarını ortadan kaldırıp, onun sakinleşmesini sağladıktan sonra konuşmayı deneseniz, konuşurken de onun için ne kadar endişelendiğinizi ifade edip, bir daha ki sefere daha dikkatli olmasını telkin etseniz ne güzel bir tavır olur. Çocuk bir daha ki sefere eline meyve suyu dolu bir bardak alıp yürüdüğünde annesinin tepkisinden endişe ederek düşürmemeye çalışırsa mı yoksa düşürürse kendisine ve çevresine zarar vereceğinin farkında olarak düşürmemeye çalışsa mı başarılı olur.

Tepki; insanı haklıyken haksız duruma düşürür, ego tarafından yönetilir. Her iki tarafa da zarar verir. Tavır; ise haklı haksız aramaz. Kazan- kazansın-kazanın ilkesini doğurur. Kaybedeni yoktur. Düşündürür, sorgulatır. Bilinç tarafından yönetilir.

‘Teorik olarak ne kadar doğru söyledin de gerçek hayat da uygulanabilir mi bu söylediklerin ey yazar?’ derseniz. Açık ve net bir şekilde evet derim. Tepki olayların kontrolünü bir bilinmezliğe teslim etmektir. Tartışma sırasında kazanan taraf tepkinin dolduruşuna gelen taraf değil, her zaman akli selim, adil, olgun bir tavır geliştiren bilinçli taraftır. Tavır sahibi hem kazanır hem de muhatabına daha çözümcü bir bakış açısı geliştirebilmesi için yol gösterir, yani ona da kazandırır.

Yaşadığım bir örnekle pekiştirmek istiyorum söylediklerimi; Haydi buyurun…

‘Bundan yaklaşık 2 yıl önceydi. Kızımın arada sırada evimize gelen bir arkadaşı vardı. Ailesini de tanırım. Temiz insanlar. İki arkadaş birlikte güzel vakit geçirirlerdi. O aralar kızım durmadan kaybolan giysilerinden şikayet ediyordu. Arayıp tarıyoruz yok. Neyse boş ver diyoruz. Bir iki gün sonra yenisi kayboluyor. Sonra anahtarı kayboldu. Yenisini yaptırdık. Bir türlü anlam veremiyoruz.

Tam da “Allah’ım bu olayı sen çöz ya rabbi. Vekaletim sendedir ve vekil olarak sen yetersin” diye dua edip yoğunlaştığım bir gün. Kızım arkadaşının üzerinde kaybolan kıyafetlerinden birini görmüş. Öfkelenmiş tabi. Aklı sıra bana söyleyecek ve anne kız kapılarına dayanıp kıyafetlerimizi geri alacağız. Kızımı sakinleştirdim. ‘Sen hiçbir şey söyleme. Bana bırak ve biraz sabret’ dedim. Aradan 2 hafta geçti. İşten eve dönerken kızcağız tepeden tırnağa bizim kıyafetlerimizle giyinmiş bir şekilde karşıma çıktı. Yanında annesi vardı. Kaçamadı. Utandı. Yanlarından merhaba diyerek geçtim. Ve arkamı dönüp sevecen bir tavırla kızı çağırdım. Birlikte eve gittik. Kızım kapıyı açıp önde kıyafetleriyle donanmış arkadaşını arkada beni görünce çok şaşırdı. Elimle sus işareti yaptım ve kızla birlikte odaya geçtim. Kapıyı kapattım.

‘Seni buraya neden çağırdığımı biliyorsun’ diye söze başladım.

Sakin, şefkatli ve sevecen bir üslupla olanı anlatmasını istedim. Göz yaşları içinde anlattı. Ailesine söylememem konusunda yalvardı. Ben de annesine söylemek zorunda olduğumu ama uygun bir üslupla ve kesinlikle şiddet kullanılmayacağına dair söz alarak söyleyeceğimi ifade ettim. Özür diledi. Sarıldık ve birkaç teyze nasihati verdim. Sonra utanmasın diye çocuklarımı odaya alarak, onlar görmeden evden çıkmasını sağladım. İşin en zor kısmı annesine bu durumu anlatmaktı. Sakince, suçlamadan, çözümcü, anlayışlı ve hoşgörülü bir şekilde dilim döndüğünce annesine de anlatmaya çalıştım. Çocuğuna, yaptığı hatadan dolayı şiddet kullanmaması konusunda anneden söz aldım. ‘ Bu olay anne kız ilişkilerinizi gözden geçirmeniz için de bir vesile olsun. Ve son olsun inşallah! diyerek, kıza annesinin elini öptürüp, özür dilettim.

Ertesi gün bizden izinsiz aldığı tüm kıyafetleri ve yazdığı bir özür mektubunu kapının önüne bırakıp, zili çalmış. Kapıyı açtığımda çoktan gitmişti. Mektupta arkadaşından da yani kızımdan da özür dilemiş. Karşılaştıklarında mutlaka selam vermesini ve bu konuyu bir daha hatırlatmamasını telkin ettim kızıma. Sağduyulu ve hoşgörülü davranmak bir tarafa, çocuklarımı ve evimi korumak için tekrar yakın arkadaş olmalarına izin veremezdim ki zaten kızcağız da utancından bir daha evimize gelemedi.

Eğer ben haklı ve mağdur olmanın verdiği cesaretle fevri davranıp, tepki göstermeyi seçseydim. Kapılarına dayansaydım. Egomu tatmin edip, rezil etmiş olacaktım insanları ve rezil de olacaktım aslında. Muhataplarım, hatalarını fark etmek yerine, savunma mekanizmalarını bürünüp, uğradıkları hakarete karşılık hakaretle yanıt vereceklerdi belki  ve olay daha da çirkinleşecekti. Ya da aile söylediğim şeylerin altında ezilip, hırslarını çocuklarından alacaktı.

tepki2

Tepki göstermek yerine, tavır geliştirmek bu olayda kazan-kazansın-kazanın ilkesinin devreye girmesini sağladı. Nasıl mı?

Kız; Yaptığı hatanın karşısında hoşgörü ve sağduyu görünce hatasından dolayı utanarak, bir daha böyle bir şey yapmamaya önce kendine, sonra ailesine ve bize söz verdi. Yani kazandı…

Anne; Kızıyla ilgili bir gerçekle yüzleşerek, önlem almaya, takipçi olmaya ve en önemlisi kızıyla daha fazla ilgilenmeye karar verdi. Yani kazandı

Benim çocuklarım; Hırsızlık gibi kötü davranışların sonuçlarını, Haklı bile olsak olayları hoşgörü ve sağduyu ile çözmenin güzel getirilerini; Sabırla beklemenin ve Yaradan dan yardım dilemenin, sorunların çözüm anahtarı olduğunu, Hataları affetmenin ve bir daha gündeme getirmemenin  asaletini öğrendiler. Yani kazandılar.. Ben; Tepki göstermek yerine, akli selim tavırlar geliştirmenin gururunu yaşadım. Yani ben de kazandım.

Ve en önemlisi hayat zararlı alışkanlıklarından kurtulmuş bir genç kız kazandı.

Hayat bu, insanın günü gününü tutmuyor. Bazen sağduyulu yaklaşıyoruz da bazen de tepkisel olabiliyoruz. Tepki yerine tavır tercih etmek zor ama imkansız değil. Yavaş yavaş da olsa başarabiliriz. Önce niyet ederek başlayabiliriz.

Tepkiyi terk edip, bilinçli tavra niyet ettikten sonra 3 aşama vardır;

1- Tepki gösterdikten sonra pişman olup değerlendirme yapmak. Yani tepki göstermek yerine nasıl bir tavır geliştirebilirdim diye durum analizi yapmak.


2- Tepki sırasında farkında olup, toparlanmak ve tepkiyi sağduyulu bir şekilde tavra dönüştürmek.

3- Olay sırasında tepki göstermeden, uygun tavrı belirlemek ve bilinçli bir şekilde uygulamak.

Haydi o zaman! Gün bugün olsun. Bundan sonra tepkilerimizden sıyrılıp, bilinçli tavrımızı koyarak, kazan-kazansın-kazanın ilkesine hizmet etmeye niyet edelim.