MİT’in (Milli İstihbarat Teşkilatı) Milli Olma Mücadelesi

MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı), siyasi sistemimizde kurum olarak daima kilit durumunda oldu. Türkiye’nin siyaset arenasında sivillerin iktidara getirilmesinden çok, düşürülmesi yönünde genel bir rol üstlendi. 

MİT

İzleme, dinleme ve çözümleme yoluyla elde edilen, devletin güvenliğini ilgilendiren konularla bağlantılı bilgilerin Siyasi makamlara sunulması ile yapılan eyleme ‘İstihbarat’ diyebiliriz. Bir biri ile çelişkili, yanıltıcı ve bağlantısız görünen ham bilgilerin çözümlemesini, birleştirmesini, değerlendirmesini ve ayıklamasını MİT’in ( Milli İstihbarat Teşkilatı) uzmanlaşmış istihbarat elemanları yapar. Devletin anayasal düzenine, bölünmez bütünlüğüne, varlığına ve bağımsızlığına içten ve dıştan gelebilecek tehlikelere karşı mücadele edilebilmesi için,istihbaratın bilgileri olmazsa olmazdır!

MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı), siyasi sistemimizde kurum olarak daima kilit durumunda oldu. Türkiye’nin siyaset arenasında sivillerin iktidara getirilmesinden çok, düşürülmesi yönünde genel bir rol üstlendi! Sivil siyasal erkin emrinde olması gereken bu kurum; 27 Mayıs, 21 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat askeri darbelerinde önemli bir faktör olarak hizmet verdiği söylenemezdi!

28 Şubat postmodern askeri darbesinde, MİT Müsteşarının dönemin iktidar partisi için hazırlamış olduğu ‘İrtica Raporu’ istihbaratın hangi odaklarla ilişkilerde olduğunu göstermesi açısından önemlidir. MGK (Milli Güvenlik Kurulu) toplantılarında MİT kendini, Hükümetin denetçisi durumunda gördü ve darbeci generallerden yana tavır alarak, sivil iktidarın tasviye edilmesini sağladı.

[quote]7 Şubat 2012 Türkiye’nin siyasi tarihine ‘Yargı Darbesi Girişimi’ olarak geçecek olayların başlangıcı oldu ve iktidardaki siyasi partinin çıkarttığı torba yasalar ile MİT, tarihinde ilk defa millileştirildi![/quote]

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ‘İran Yanlısı’ olduğu hatta, Suriye’de El Kaide, El Nusra ve IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) örgütlerinin güçlendirilmesinde rol oynadığı iddia edildi; 17 Aralık 2013 ‘Yolsuzluk Soruşturmaları’ kapsamında, medyaya yansıyan ‘tape’lerde, Suriye ile savaş çıkartılması için, ülke topraklarına füze atılması konusunda önerilerde bulunduğu bile öne sürüldü.

İddiaya göre İsrail’in istihbarat örgütü Mossad, İstanbul, Iğdır, Van, Osmaniye ve Konya’da bazı Türk vatandaşlarını casus olarak kendi bünyesine katmak ve İran aleyhine çalışmalarını sağlamak için eylem planı hazırladı. MİT’in, bu planı deşifre ederek İran’a raporladığı ve iki ülke arasında soğuk rüzgarların esmesine neden olduğu iddiası ortaya atıldı.

MİT’in İsrail İstihbaratı Mossad adına çalışan on İranlı’nın adını, İran İstihbaratına verdiğini Wall Street Journal ve Washington Post gazeteleri manşetlerine taşıyarak, Müsteşar Hakan Fidan’ın hedef gösterilmesini sağladı.

Müsteşar’ın hedef gösterilmesinde (İsrail İstihbarat Teşkilatı) Mossad’ın olma olasılığı yüksekti; doksanlı yıllarda, 28 Şubat Darbe süreci ve PKK Terör örgütü ile yapılan mücadelede, istihbarat açısından İsrail ile iş birliği yapıldığından Türkiye’nin, bir operasyon üssü olduğu algısı dünya ülkelerine dayatıldı.

Milli İstihbarat Teşkilatı

İsrail İstihbaratı, MİT’in tarihinde ilk defa ‘İstihbarata Karşı Koyma’ eylemi ile karşılaşınca, hareket alanının eskisi gibi olmadığının farkına vardı. İran rejimine karşı yetiştirilecek ‘Casuslar’ın yarın, Türkiye aleyhine çalışmayacağının garantisi olmayacağından oyun Müsteşar Hakan Fidan tarafından bozulmuş oldu. Ya da Ortadoğu’nun lider ülkesi olma atağına geçen Türkiye’nin, İsrail ile istihbarat ortaklığını kendi inisiyatifinde bozduğu da söylenebilir. Bu noktada ortaya sürülen ‘Yargı Darbe Girişimi’ MİT’in içinde bulunduğu cendereden kurtulabilmesinin kapılarını aralayabilmek için bir ‘neden’ oldu! Siyasal erk içinde ‘Operasyonun amacının’ Hakan Fidan olmadığı, asıl hedefin Başbakan olacağı yönündeki inancı kuvvetlendirdi.

[quote]Siyasal erk, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın kurumsal bir kimlik kazanabilmesi için, kurumun ‘Görev Tanımı’nı yeniden belirledi. [/quote]

Şubat 2014 tarihinde, günümüz dış politikasının ve güvenlik algısının değişmesinden dolayı, 1984 tarihli MİT yasasının değişmesi gerektiği konusunda görüş birliğine varan ‘Hükümetin Bakanları’ yeni bir kanun teklifi hazırladı. Neredeyse çeyrek yüz yıldır uygulanan hükümler değiştirilerek, günün şartlarına göre revize edildi.

Yeni yasa ile Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) görev tanımının içerisinde:‘Dış güvenlik, terörle mücadele ve milli güvenliğe ilişkin konularda, Bakanlar Kurulunca verilen görevleri yerine getirmek.’ ifadesi eklenerek, Hükümetin istihbarat ve devamında yapılacak eylemlerle ilgili inisiyatifi arttırıldı. Yeni görev tanımı ile İktidarın eli güçlendirilip, MİT’i daha etkin kullanması sağlandı. Yerli- yabancı kurumlar ve kuruluşlarla; terör örgütleri ve kişiler ile doğrudan görüşme yetkisi alan Milli İstihbarat Teşkilatı, devam etmekte olan ‘Çözüm Süreci’ karşısında hukuki güvence ile elini güçlendirmiş oldu.

İstihbarat Birimleri’nin görevlerini yerine getirirken kullanacağı yetkiler 3. madde ile yeniden düzenlendi; buna göre MİT, kamu kurum, kuruluşlar ve kamu kurumu niteliğindeki kuruluşlar ile birlikte, Bankacılık kanunu kapsamındaki kurum ve kuruluşlar da dahil olmak üzere, tüm kurumlardan istediği belge ve bilgiyi alabilir. Bu kurumların alt yapılarından yararlanabilir. 3. maddenin ortaya koyduğu tehlike, MİT’in bu ülkede yaşayan her insanın tüm bilgilerine sorgusuz sualsiz ulaşabilmesi olacaktır. MİT’in, bu bilgileri hangi amaçla kullanacağını denetleyen bir birim olmayacağından, vatandaşta ‘paranoya’ şüphesi yer etmesi ve bireyin kendini tam anlamıyla güvende hissetmemesi ihtimali ortaya çıkıyor.

Milli İstihbarat Teşkilatı
Milli İstihbarat Teşkilatına tanınan ‘Telekomünikasyon kanallarından geçen dış istihbarat, milli savunma, terörizm ve uluslararası suçlar ile siber güvenlikle ilgili verileri toplayabilir.’ yetkisi ile, toplumda ‘Dinleniyoruz!’ korkusunu yeniden canlandırması ihtimali kuvvetli.

Anayasa’nın ‘Haberleşme Hürriyeti’ni düzenleyen 22. maddesine göre, iletişimin tespiti için salt mahkeme kararının gerektiği ve dinlemelerin ister istihbari bilgi edinme amaçlı olsun, isterse adli soruşturma kapsamında olsun yapılamayacağı kesim hüküm olarak belirtilmiş, fakat yeni yasa ile MİT, bu zorunluluktan kurtarılmıştır.

MİT personelinin yargılanması usulünü düzenleyen 26. maddenin değiştirilmesi ile soruşturma ve kovuşturma yetkisi sadece Müsteşarın inisiyatifine bırakılarak, bir tür dokunulmazlık zırhı sağlanmış oldu. MİT personelinin bu madde ile hukuk dışına çıktığı durumlarda, yargılaması yapılamayacağı için kamuoyunda güven sorunu yaratması da olasıdır.

[quote]Milli İstihbarat Teşkilatı’nın görev ve eylemlerine ilişkin bilgi ve belgeleri görsel ve yazılı medyada yayınlayanlara üç- dokuz yıl; bu belgeleri temin edenlereyse dört- on yıl hapis cezası uygulanacaktır. [/quote]

MİT’in tarihine bakacak olursak; ülkenin tarihi gibi dış güçlere bağlı olduğunu göreceğiz:

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş aşamasında, Ankara Hükümeti’nin ilk istihbarat örgütü Hamza Grubu adıyla anıldı. Grubun haberleşmede kullandığı şifreler, İngiliz istihbaratının eline geçince, 15 Aralık 1920’den sonra teşkilatın adı sırasıyla: Mücahid Grubu, Muharib Grubu, Felah Grubu diye bilindi. 3 Mayıs 1921 tarihinde TBMM (Türkiye Büyük Millet Meclisi) tarafından tanınan ve adının baş harflerinin Osmanlıca oluşundan dolayı ‘Mim Mim’ diye adlandırıldı. İstanbul’da Topkapı, Beyazıt ve Eminönü’nde üç şube açılarak, istihbarat görevini sürdürdü.

1920’lerin başında merkezi Eskişehir’de bulunan bir başka istihbarat örgütü APT (Askeri Polis Teşkilatı) kuruldu. Resmi yazışmalarda adı ‘P’ olarak geçmekteydi. Bu teşkilat tarihe, Bakü’den Ankara’ya gelmeye çalışan TKP‘li (Türkiye Kominst Partisi) Mustafa Suphi ve arkadaşlarını 29 Ocak 1921 yılında Trabzon açıklarında boğdurulması eylemiyle geçti.

1920-1926 yılları arasında istihbarat faaliyetlerini Emniyet Müdürlüğü üstlendi. Bu dönemin en önemli istihbarat eylemlerinden biri, Emniyet Müdürlüğü Ajanlarından Nizamettin Bey’in, İngiltere Hariciye Nezareti Görevlisi Mr. Templeton kimliğine bürünmesi ve Kürdistan Teali Cemiyeti Başkanı Seyid Abdulkadir’in yakın dostu Palulu Kör Said’le görüşmesi ve bilgi toplaması oldu.

6 Ocak 1927 tarihinde Teşkilatın adı ‘MEH’ (Milli Emniyet Hizmeti) oldu ve istihbarat ajanlarının eğitimi için, 1. Dünya Savaşı öncesi ve esnasında Alman Genelkurmay İstihbarat Servisi başkanlığını yapan, daha sonra Hitler’in istihbarat teşkilatını örgütleyen Albay Walther Nicolai, Türkiye’ye getirildi. MEH’in üst düzey yöneticilerinin Almanya ve Avusturya’da eğitimlerini sağlayarak, teşkilatın profesyonelleşmesini sağladı. MEH’in adı daha sonra İçişleri Bakanlığı tarafından MAH (Milli Amala Hizmeti) olarak değiştirildi.
Milli İstihbarat Teşkilatı
2. Dünya Savaşı’nda hakkındaki gizlilik kararı kaldırılan teşkilat; savaş sonrası, CHP tarafından Kominist muhalifleri sindirmek amacı ile kullanıldı. 1947 Marshall Yardımı Programı’ndan sonra, MAH-CIA ve İsrail’in 6 Mart 1950’de dünya ülkeleri tarafından tanınmasıyla MAH- MOSSAD ilişkisi başladı!

1950’li yıllarda Demokrat Parti (DP) döneminde MAH, CHP ve Sovyetler Birliği yanlısı muhaliflerin eylemlerini engellemek için çalıştı. 1956 tarihinde ABD’nin MAH’a yılda 100 bin lira gibi yardımda bulunduğu açığa çıkınca, Demokrat Parti otoritesini yitirmekle karşı karşıya kaldı.

27 Mayıs Askeri Darbesi’nden sonra, 1961 Anayasasının ürünü olan Milli Güvenlik Kurulu’na bağlanan MAH, 6 Temmuz 1965 tarih ve 644 sayılı kanun ile Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) adını aldı. MİT’in 1970’li yıllardaki faaliyeti sol muhalefete karşı oldu, işlenen çoğu faali meçhul cinayetlerde adı geçti. Yıllarca sağ görüşlü militanların tetikçi olarak kullanıldığı iddia edildi.


12 Eylül Askeri Darbe öncesi CHP Hükümeti’nin düşürülebilmesi için MİT, CIA ile işbirliğine giderek, yağ ve akaryakıt krizinin çıkartılmasını sağladığı öne sürüldü. Darbenin meşruluğunu sağlamak için, işlenen siyasi cinayetleri ortaya çıkarmadığı gibi Sivas, Çorum ve Maraş Alevi Katliamları’nda rol aldığı da iddialar arasındaydı.

1990’larda siyasi sağ görüşlü eski kiralık katilleri istihdam eden, ülke içi ve dışında mafya tarzı örgütlenmeye giden, birçok cinayette parmağı olan bir teşkilat olduğu öne sürüldü.

Yeni yasa ile MİT’in kapısı, dış etkilere kapatıldı

Yapılan yeni yasa, MİT’in, dış etkilere kapısının kapatılması anlamına geliyor. Mossad veya CIA gibi istihbarat teşkilatlarının güdümünden çıktığı ve taşeronluk yerine asıl ‘Aktör’ konumuna getirildiği anlaşılıyor. Her ne kadar toplumun ‘Demokratik Hakları’ sınırlanmış olsa da geçmişe göre, teşkilatın daha bağımsız olacağı görülmekte ve bundan sonra yapılacak istihbarat kaynaklı eylemlerin arkasında başka ülke ve örgütleri aramanın gereği kalmayacak olup, sorumluluk tamamen ‘Siyasi Erk’ üzerinde olacaktır. MİT, hukuki olarak hiçbir engel ile karşılaşmasa da, tarihinde ilk defa bağımsız bir teşkilat pozisyonuna kavuşmuştur.