Atmayan Kalpten Sessiz Bir Şey Yoktur: Vredens Dag

Orta Çağ, insanların inançlarından ya da aykırı düşüncelerinden dolayı katledildiği karanlık bir dönemdir. Tanrı adına birilerinin birilerini öldürdüğü Orta Çağ zihniyeti bugün dünyanın her yerinde şekil değiştirmiş bir biçimde devam etmekte.

Vredens Dag2

[divider]

VREDENS DAG / DAY OF WRATH / GAZAP GÜNÜ

YÖNETMEN: Carl Theodor Dreyer
SENARYO: Carl Theodor Dreyer, Poul Knudsen, Mogens Skot-Hansen
YAPIMCI: Carl Theodor Dreyer
GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ: Karl Andersson
MÜZİK: Poul Schierbeck
YAPIM YILI: 1943

ÜLKE: Danimarka
OYUNCULAR: Thorkild Roose, Lisbeth Movin, Sigrid Neiiendam, Preben Lerdorff Rye, Albert Hoeberg

[divider]

Absalon, 17. yüzyıl Danimarka’sında küçük bir kasabada papazdır. Kendisinden genç karısı Anne ve Anne’den nefret eden annesi ile yaşar.

Marte Herlof’un cadı olduğu ilan edilir ve Absalon’un da içinde bulunduğu engizisyon mahkemesi tarafından yargılanır. Marte, Absalon’dan yardım ister. Anne’in annesinin de cadı olduğunu bildiğini ama herkesten sakladığını belirtir. Anne ile evlenme karşılığında annesini zamanında Absalon kurtarmıştır. Aynı şekilde Absalon’un kendisini kurtaracağını düşünür. Absalon ise gerçeklerin ortaya çıkmaması adına Marte’nin idamı yönünde karar alınmasını sağlar. Yakılarak idam edilir.

Tüm bunlar olurken Absalon’un oğlu Martin ile Anne aşk yaşar. Anne önlerindeki tek engelin Absalon olduğunu düşündüğü için ölmesini temenni eder. Absalon ise Marte’nin ölümünden dolayı vicdan azabı çekmektedir.

3

Carl Theodor Dreyer filmin yapımında Hollandalı ressam Rembrandt’tan ilham alsa da bu filmi Hans Wiers-Jenssen’in Anne Pedersdotter isimli tiyatro oyunundan senaryolaştırmıştır.

Dreyer hem sessiz hem de sesli sinema dönemine damgasını vurmuş olan nadir yönetmenlerdendir. La Passion De Jeanne d’Arc (1928) ve Ordet (1955) filmleri başyapıtları olarak anılır ama Vredens Dag filminin de en az bu filmler kadar değerli olduğunu düşünüyorum.

Diğer Dreyer filmleri gibi ses ya da ışık kullanımından görüntülere, dekordan kullanılan eşyalara ya da kostümlere kadar ince detaylarla bezeli başarılı sanat yönetiminin de yardımıyla müthiş bir sinematografi yaratılmış. 1943 yılındaki kısıtlı olanaklara rağmen sanki film gerçekten Orta Çağ’da çekilmiş. Bu yüzdendir ki Dreyer “Mimarlıkta en ince detay bile bütünle kaynaşacak biçimde düşünülür.” diyerek sinemayı en çok mimarlığa benzetir.

Dreyer, engizisyon mahkemelerini eleştirir. Ama bunu taraf tutmadan yapar. Zira filmi izleyenlere cadıların gerçekten var olup olmadığı sorusunu sordurur. Anne ile Martin’in aşkının masum bir aşk mı ya da Absalon’un ölmesi için sinsi bir plan mı olduğu da ayrı bir sorudur. Dreyer bu soruların cevabını vermez. İnanç meselesinin insana neler yaptırabileceğini ortaya koymak için bu soruları kullanır. Bu noktada Dreyer’ın kendisinden sonra gelen Ingmar Bergman’ı sadece çekim teknikleriyle değil, filmlerinde işlediği konularla da etkilediği söylenilebilir.

2

Dreyer’dan etkilenen yönetmenlerden biri de Lars Von Trier. Dreyer ya da Pier Paolo Pasolini sinemasından bihaber olan sinemaseverler Trier sinemasını rahatsız edici bulurlar ama bilmezler ki rahatsız etme hususunda Dreyer ya da Pasolini sineması yanında Trier sineması Şeker Kız Candy kıvamındadır! Bu filmde de rahatsız edici olduğu kadar etkileyici sahneler mevcut. Marte Herlof’un yaşlı olduğu halde gözlerindeki yaşama isteği gibi. Anne ile Martin’in aşklarının gösterildiği sahnelerde kadrajdaki ağaç dalları yaşama isteğinin simgesi gibidir. Aynı ağaç dalları Marte’nin yüzüne idamından önce yansır.

Marte’nin idamı esnasında söylenmesi üzere çocuklara önceden ilahi ezberletilmesi filmin rahatsız edici sahnelerinden biri. İdam günü “Dayanamıyorum buna!” deyip yerinden kalkıp giden engizisyon üyesinin ardından ilahiyi söyleyecek çocukların utana sıkıla idam yerine gelmeleri unutulmayacak cinsten. Ve Marte’nin yakılarak öldürülmesi… İnsanların insanları inanç uğruna yakma ya da öldürme merakının günümüzde de devam etmesi Dreyer sinemasının hala geçerli olduğunu gösterir nitelikte.

Filmin birkaç sahnede kullanılan tek bir tema müziği var. Dreyer saat tıkırtısı ya da rüzgâr seslerini müzikten daha etkili kullanır. İyi oyunculukların da etkisiyle bu sahnelerdeki etki en yüksek seviyeye çıkıyor.


İlk sesli filmi olan Vampyr (1932) ile elde ettiği ticari başarısızlıktan sonra 10 yıl kadar yönetmenliğe ara verip Vredens Dag ile başyapıtlarına bir yenisini daha ekledi.

Açılış Sahnesi