Vuslat Pusulası

Sevgilim! Eğer bir gün beni ararsan, zihinlerin yağmalandığı yurt benim yurdumdur. Çocukların emaneten gülümsediği ve gençlerin cehalete terk edildiği yeri sor…

vslt-tablo

Benim yurdumda hayalleri çalınan nesiller yaşar. Anadolu, her rengin cümbüşe tutuştuğu, denizlerle çerçevelenmiş bir resimdir. Dağları, gölleri, asırlara uzanan şehirleri ve asırlar aşan hikâyeleri vardır. Geçtiğin yollarda baş döndüren sular içersen; alnı terli, yüzü masum ihtiyarlar görürsen, ömrünü adamış kadınlara denk gelirsen, bil ki yurduma gelmişsindir. Hoş geldin sevgilim!

Yurdum yedi bölgedir, sanıyorum doğudan geleceksin; güneş gibi…

Güneydoğu ışığın beşiğidir, acele etmeden yürü! Orada mahzun insanlar vardır sevgilim: olur da gökyüzü kararır da, etrafa barut kokuları yayılırsa; ürkme! Orası Kabil’in, Habil’e kıydığı yerdir. Üzülme! İnadına yeşerir ağaçlar, inadına seni beklerler… Okulsuz çocuklar göreceksin, onların başını okşa ve güzel sözler söyle! Onlar, yanlış yere ekilmiş tohumlardır. Kapı önlerinde oturmuş, gözü yollarda olan analar göreceksin. Dua et onlar için, onlar ciğeri yananlardır: Kiminin oğlu Mehmet, kiminin mazlum… İşte, bu toprakların Habil’i de, Kabil’i de onlardır. O analara gönül ferahlatan bir çift söz söyle ve devam et yürümeye.

Doğu Anadolu‘ya gelince, Gürpınar Şelalesi’nin kenarında soluklan. Doğunun bir kesme çorbası vardır, ondan al sofrana. Her yudumunu inançla kaşıkla, sen geldiğin gün sadece ben değil, yurdum bayram edecek sevgilim. Armut tatlısından da ye unutma, sonra Malazgirt Kalesi’ne git; Erzurum’da kıtlama çay iç. Farklı diller konuşan insanlar göreceksin, ihtişamlı camiiler ve binlerce yıllık kiliseler de. Gönlü yufkadan yumuşak insanlar göreceksin, onlara aydınlığı müjdele! Hoyrat esen Doğu Rüzgârı gibi hızla, varlığını haykır her yerde.

Kuzeye, Karadeniz‘e; benim memleketime gideceksin. Alınları çizgilenmiş, omuzlarına konan keder kuşu yüzünden omuzları çökmüş kişiler göreceksin. Yine de güldüklerini görüp şaşıracaksın. Şaşırma nazende! Ağlanacak haline güler onlar, çünkü ellerinde başka bir şey kalmamıştır. Cömert gönüllerin ikram ettiği fındıktan ye, sonra çayın vatanıdır memleketim; kana kana çay iç. Mısır ekmeğini yoğurda bulayıp afiyetle midene indir. Benim için Karadeniz’e selam ver, yaylalara çık. Taze yağmurun ardından toprağımın kokusunu içine çek. Sonra, İç Anadolu‘ya koş sevgilim!

Türküler yollarda karşılar seni. Başak taşan ovaları geçerken, eşlik et türkülere. Âşıkların sazında titre, sözlerin ahenginde mest ol. Nazende! O bozkırlarda Habil’in çocukları koşar. Kucağına alıp, yanaklarını öp olur mu? Genç yaşında dul kalmış gelinler görürsün, onlar gözyaşlarını madalya gibi taşır. Gönülden iki çift sözleş onlarla, gönüllerini ferahlat. Asırların ayak izlerini görürsün, kılıçların ve canların dansına şahit olursun. Dört yana at koşturan erler görürsün, akın akın hürriyete koşardı onlar. Sen de atını öyle mahmuzla, hedefin Akdeniz‘dir sevgilim!

Tatlı, türlü meyve bahçelerinden geçersin, tatlı ye ki tatlansın bayramımız. Şifalı sulardan, vefalı insanlardan geçersin; misafirperverdir vatandaşlarım. Maviyle yeşilin aşkında soluklan. Orada umuda sarılmış ruhlar görürsün, güvercinler barışı ve cenneti paylaşır. Aşk ile yan, Ege Denizi‘ne kadar dayan!


Pırıl pırıl sularıyla işte karşında Ege! Zeytinyağlı dolma yersin. Yol yorgunusundur, İmbat rüzgârlarında dinlenirsin. Buralara kadar geldin! Heyecanım kalbimdeki dinamittir: Yaylılarla, sandallarla, kâh yayan, kâh arabayla gel! Gari dayanamaz kalbim heyecana, korkarım durur; Marmara‘ya yetiş!

Sana,İstanbul’da bekliyorum seni! Bu şehir kavuşmaların şehridir: Asya ile Avrupa burada kucaklaştı; Karadeniz, Ege’ye bu sularda karıştı. Nazende! Heyecanlıyım hoş gör, çünkü artık bizim de kavuşmamız yaklaştı derim.

Sonra hoş geldin derim sana. Vuslat elçisi ayaklarındaki alevli yorgunluğu, gözyaşlarımla serinletirim. Nazende… Sen yurdum için duamsın. Huzursun sen! Anadolu seni bekler, adeta çölde susuz kalmış Mecnun’dur. Sana susuzdur.


Ey huzur! Eğer bir gün beni ararsan, benim yurdum ihtiyar Anadolu’dur.