Bir Varmış Bir Yokmuş Hayatlarımız

Beklentilerimiz varlığımızın önüne geçtiği vakit, anlamlandıramayacağımız esir bir hayatın içinde mahküm olmaya hazırız demektir…

derler

Daha varlığımızdan bile bihaber olan bir gözyaşı ile başlar herşey…  ‘Sus’  derler  susmak zorunda bırakılarak maalesef ki  ağzımıza tıkıştırılan emzikle rahatlarız.

Sonra bize ‘konuş’ derler…  ‘Anne’ ya da ‘baba’ olacaktır ilk kelimemiz.  ‘Hayat’ desen, ‘toprak’  desen şaşırırlar.

Zaten de diyemezsin ve asla dedirtmezler…

Elimizden tutup ‘yürü’ derler… Düşmek yok… Düşersen kalkamazmışçasına sıkıca tutunup baston olurlar ayağımıza. Oysa gelecekte baston diye bir şey yok… Tutunacak bir el mi belli belirsiz muamma…

‘Sakın ola ateşe dokunma, uf olursun’ derler… Daha önceden hiç ateşe dokunmayan bu ellerin acısından korkarız. Aman ne ala…

Sonra bizim elimize bir kitap, bir defter, bir kalem tıkıştırıp ‘hadi bu kitabı deftere geç ve oku’  derler. Kendi kitabını yazmak istesen müsaade yok… Anlayacağınız başkalarının yazmış olduğu hayatı bir de sen oynayıp yaşamak zorunda kalırsın.

Sonra bize ‘haydi sev, aşık ol’ derler. Maalesef ki, ezberletilmiş ve süblüminal bir kutunun içinde sıkışıp kalmıştır sevdalarımız. Gönlünüzü emanet ettiğiniz insanların, onlara olan inancınızı hak edene tevdi etmesini beklerken, süblüminal bir düzenin tutarsızlığından yana olan güçlerin planına alet olması ne garip ve ne acı…

[quote]‘Haydi hovardalık bitti, şimdi çalışmalısın’ derler. Çalışırız….[/quote]

Sabah 9  akşam 18:00 dir genelde üzerimize inşaa edilmiş hapishane duvarları.

Beklentilerimiz yoğun, beklentide sınır yok. Daha çok hırs, daha çok kazanç, daha çok harcama… Eee malum… Nice dünyadan bihaber altın suyuna batırılmış dostluklarla kurulu hayatımız. Dostluk tenceresi altın ama gel gelelim ki  içi boş… Doy doyabilirsen…

İnsanlarda ego sorunu ve ‘hümanizm’ duygusu olduğu müddetçe ne aradığı refahı, ne de huzuru bulacaktır. Çünkü bu gibi insanların refahı canlansa, huzur o canlılıktan nasip almayıp, uzak kalacaktır.

Sonra bize ‘evlen de çoluk çocuğa karış’ derler. Bizlerse bu beklentilere cevap verirmişçesine çocuk da yaparız kariyer de… Çocuğumuz yalnız, çocuğumuz durgun… Canı acısa yanında bir anne yok. Yüzü gülse sevincini paylaşacak bir baba nerede… Akşam olur  ‘sus çocuğum anne yorgun, baba yorgun’…

Beklentiler ile inşaa edilmiş bir hayatta hani varlık nerede? Aynaya baktığımızda ben diyebileceğiniz bir varlık duruyor mu karşınızda?

Görüşler, düşünceler, tutulan takımlar, aşık olunan simalar ve elde edilen varlıklar…

Birilerinin yazıp çizdiği bir dünyada oyuncu olmak güzel de, verilen roller çok ağır.

Öyle bir yanlış ve öyle bir kapitalist sistemin içinde yol almaktayız ki; Eğer karşıt bir rüzgâr esmez, bulutlar yol alıp, yağmurlar düşmezse toprağa, bu yanlış stratejinin içinde kuruyup gideceğiz.