Bir Uygarlık Portresi: İnsanları Seyreden Güvercin

Turgut Uyar’ın şiir başlıklarını andıran (Örnek: Tel Cambazının Rüzgârsız Aşklara Vardığını Anlatır Şiirdir) ismiyle dikkat çeken İnsanları Seyreden Güvercin, tek plan içerisine (Sabit kamera açılarıyla) sığdırdığı hayatlarla sinemadan öte karnaval deneyimi vaat ediyor.

insanları seyreden güvercin2

[divider]

EN DUVA SATT PÅ EN GREN OCH FUNDERADE TILLVARON / A PIGEON SAT ON A BRANCH REFLECTING ON EXISTENCE / İNSANLARI SEYREDEN GÜVERCİN

 YÖNETMEN: Roy Andersson

SENARYO: Roy Andersson

YAPIMCI: Linn Kirkenær, Pernilla Sandström, Håkon Øverås

GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ: István Borbás, Gergely Pálos

YAPIM YILI: 2014

ÜLKE: İsveç

OYUNCULAR: Holger Andersson, Nils Westblom, Charlotta Larsson, Viktor Gyllenberg, Lotti Törnros, Jonas Gerholm, Ola Stensson, Oscar Salomonsson, Roger Olsen Likvern

[divider]

Film, ölüme dair üç skeçle başlıyor: Karısı mutfakta yemek pişirirken salonda bulunan kocası, şarap şişesini açarken kalp krizi geçirir. Hastane odasında ölüm döşeğindeki anne, kucağındaki çantayı cennete götüreceğine inanır. Çantayı bırakmaz. Çantada para ve mücevher vardır. Çocukları çantayı zorla almaya çalışır. Havaalanında aniden düşüp ölen birinin ölmeden önce aldığı sandviç ve biranın akıbeti orada bulunan insanlar tarafından tartışılır.

Alıngan Sam ve her şeyi bilen Jonathan insanları eğlendirme amacı ile çeşitli şaka oyuncakları satarlar. İnsanları eğlendirmek bir yana, aldıkları nefesten bile acı çeker vaziyettedirler. Yalan söyleme ve satış yapma konusunda yetenekli değildirler ama ellerindeki oyuncakların tanıtımını yapıp insanlara satmaya çalışmaktan da geri durmazlar. Bütün bunlar olurken etraflarında tuhaf olaylar yaşanır.

A-Pigeon-Sat-on-a-Branch-Reflecting-on-Existence_sinemahzen

İnsanları Seyreden Güvercin, Roy Andersson’un Yaşayanlar üçlemesinin son filmi. Andersson’un sinemasına aşina olmayanlara bu filmi izlemek için üçlemenin diğer filmlerini izlemenin gerek olmadığını belirtmek gerekir. Zira üçlemedeki filmlerin her sahnesi ayrı bir kısa film gibi. Karakterler ve olaylar birbirine bağlı değil. Ama bir yandan bütün sahneler bütünün parçası gibi duruyor.

Andersson, filmleri gibi farklı bir sinema kariyerine sahip. Dünya sinemasına başyapıtlar sunan yönetmenlerin yetiştiği İsveç Film Enstitüsü’nden 1969’da mezun oldu. İlk uzun metraj filmi En Kärlekshistoria (1970) ile Berlin Film Festivali’nde dört ödül kazandı. Hemen ardından çektiği Giliap (1975) filmi gişede başarısızlığa uğrayıp eleştirmenlerden de kötü not alınca uzun yıllar sinemaya ara verdi. O arada kısa film ve reklam filmleri çekti. Özellikle reklam filmlerinin etkisi Yaşayanlar üçlemesinde çok belirgin.

[pullquote_left]Pieter_Bruegel_d._Ä._106b[/pullquote_left]

Hollandalı ressam Pieter Bruegel’in Karda Avcılar isimli yağlı boya tablosu, filmin esin kaynağı (Aynı tablo Andrei Tarkovsky’nin Solyaris [1972] filminde de görülür). Andersson, tablodan yola çıkarak filmle ilgili görüşlerini şu şekilde açıklıyor:

[quote]İnsanlar ve yaptıkları (delilikleri, kibirleri, aceleleri) güvercini şaşırtıyor; güvercin de bu olan bitene bir anlam vermeye çalışıyor. Yaşayanlar üçlemesinin bu son filminde sıradan ve elzem arasında, komik ile trajik arasında, varoluşun diyalektik ve devinen doğasını göstermek için bir gerilim yaratmaya çalıştım.[/quote]

Filmlerini kendi stüdyosunda çeken Andersson, her sahnesi incelikle düşünülmüş detaylarla birçok hikâye anlatıyor. Birbirini tekrar eden sahnelerde yaşayan ölüleri andıran bembeyaz suratlı karakterlerle her gün aynı yalanları söyleyerek (“İyi olduğuna sevindim”) kendi cehennemimizi yarattığımızı hatırlatıyor. Toplumsal eleştirinin yanında geçmişle bugünü analiz etme fırsatını da veriyor.

Üçlemenin diğer filmleri gibi İskandinav coğrafyasına özgü soğuk ve ironi dolu mizah öğeleri ustaca kullanılıyor. Şaka oyuncakları satan ikili, Samuel Beckett’ın Godot’yu Beklerken’indeki ikilinin Andersson sinemasındaki yansıması. Bu karakterler anlatılırken Federico Fellini’nin bol hikâye barındıran tarzıyla Aki Kaurismäki’nin mizahını birleşiyor (Kaurismäki ve Andersson’un Buster Keaton’dan etkilendiği söylenebilir).

Andersson’un tasvir ettiği dünyanın kusursuza yakın olması senaryonun içeriği kadar görüntü yönetmenleri István Borbás ve Gergely Pálos’un iyi sonuç almasıyla da alakalı. Donuk renkler eşliğinde gösterilen mekânlar, sokaklar, eşyalar filmin atmosferini sağlamlaştırıyor. Filmdeki gerçek üstü karakterlerin doğal oyunculuklarla yorumlanması bu atmosfere katkı sağlıyor.


Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan Ödülü’nü alan İnsanları Seyreden Güvercin, senenin en iyi filmlerinden olmasının yanında her daim izlenilebilecek özel bir film. Yaşayanlar üçlemesinin şimdilik son filmi. Andersson’un dördüncü filmi düşündüğüne dair söylentiler şimdiden yayıldı. Umarım doğrudur.

Fragman

https://www.youtube.com/watch?v=MhpedyLXevo