Lisan-ı Türki ve Lisan-ı Osmani

“Osmanlıca diye bir dil yoktur. Doğru olan söyleniş Osmanlı Türkçesi’dir. Osmanlıca diye adlandırmak bambaşka bir dilden bahsedildiği yanılgısını oluşturur.”

Lisan-ı Türki ve Lisan-ı Osmani

Son günlerde bir Osmanlıca tartışmasıdır gidiyor. Antalya’da toplanan Milli Eğitim Şurası’nda Osmanlıcanın okullarda seçmeli veya zorunla ders olarak okutulması kararı alınmasının ardından, bu konu ülke gündemine oturdu. Televizyon programlarında, sosyal medyada, gazetelerde ve sokakta vatandaş bu konuyu tartışır oldu. Gözlemlediğim kadarıyla konu üzerinden konuşanlar ya karşı çıkıyor, tümüyle reddediyor ya da memnun oluyor, tümüyle destekliyor. Zaten bizde hep böyledir. Takım tutar gibi ikiye bölünürüz hemen. Ya yanındayızdır ya da karşısında. Destekleyenlerin de karşı çıkanların da büyük bir bölümünün neyden bahsedildiği hakkında pek bir bilgisi olmaz genelde.

[quote]Osmanlıca diye bir dil yoktur. Doğru olan söyleniş Osmanlı Türkçesi’dir. Osmanlıca diye adlandırmak bambaşka bir dilden bahsedildiği yanılgısını oluşturur. Osmanlı Türkçesi, Türkçe, Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalardan meydana gelen, Arap Alfabesi ile yazılan, 1928 yılına kadar kullandığımız dildir. İçerisinde çok sayıda Arapça ve Farsça kelime bulundurması bu dilin Türkçe olmadığı anlamına gelmez.[/quote]

Okullarımıza bu dersin konulması konusuna sağlıklı bir yorum getirebilmek için, ırk ve din eksenli bakışımızı bir kenara koyarak, konuyu daha gerçekçi ve mümkünse bilimsel zeminde ele elmalıyız. Bu meselenin eksi ve artılarını değerlendirmeliyiz.

Bana göre en birincil sorun şudur: Eğitim sistemimizin mevcut sıkıntılarını göz önünde bulundurarak, bir aciliyet sıralaması yapacak olursak, Osmanlı Türkçesi dersinin okullarımızda okutulması mevzusu listenin başlarında yer alamaz. Çünkü ülkemizde hala birçok öğrenci öğretmenden mahrum durumdadır. Öğretmen açığı yüz binin üzerindedir. Bu açık her yıl geçici olarak ücretli öğretmen görevlendirmeleriyle yama yapılarak kapatılmaya çalışılmaktadır. Üstelik bu öğretmenlerin çoğu girdiği branşın öğretmeni bile değildir. 4+4+4 adı verilen sistemle birlikte ilkokul ve ortaokullar ayrılmıştır ama bu ayrım kâğıt üzerinde kalmıştır. Hala bu dönüşümü tamamlamayan, yeni binasına geçememiş, idarecileri dahi belli olmayan binlerce okul var. Hala kırk-elli kişilik sınıflarımız var. Hala kütüphanesi olmayan, laboratuvarı olmayan, spor salonu olmayan okullarımız var. Hala birleştirilmiş sınıf, taşımalı eğitim gibi çağın gerisinde, ucube uygulamalarımız var. Hala çocuklarımız derslerini uygulamadan, deneyden, gözlemden yoksun, sadece teorik olarak almaktadır. Mevsimlik tarım işçiliği, kız çocuklarını okula göndermeme gibi sebeplerden dolayı birçok öğrenci okulun yüzünü bile görememektedir. Bu örnekler artırılabilir. Öncelikle ve acilen bu sıkıntılar giderilmeli ve bir şeyler rayına oturtulmalı ve daha sonra diğer ikincil meseleler görüşülmelidir.

İkinci sorun ise ülkemizde bu dersi verecek kişilerle ilgili. Benim şu anda Osmanlı Türkçesine tümüyle hâkim, bu dersi hakkıyla verebilecek uzman bir kadromuzun olduğuna dair ciddi şüphelerim var. Bu dersi verecek kişiler geniş bir dilbilgisi, edebiyat ve tarih altyapısına vakıf olmalı. Engin bir kelime dağarcığına sahip olmalı. Çünkü Osmanlı Türkçesi dediğimiz dilin arka planında çok zengin ve köklü bir kültür-edebiyat birikimi vardır. Aksi takdirde çocuklarımız günlük birkaç basit cümleyi Arap harfleriyle yazmayı öğrenecekse bu işe hiç girilmemeli. Zaten dil konusunda üst düzey yetersizlikler yaşayan gençlerimizin kafasını hepten allak bullak etmek yalnızca bir hüsranla sonuçlanacaktır. Ayrıca bu dersi vereceklerin alanında uzman kişilerden seçilmesi de yeterli değildir. Bu işi okullarda siyasi bir gösteriye dönüştürmeyecek ve çocuklarımızın beyinlerini belirli fikir ya da oluşumlara yönlendirmeyecek kişiler bu dersleri vermelidir.

Üçüncü sorun ise zorunlu ya da seçmeli olması meselesi. Bana kalırsa zorla dayatmak kesinlikle yanlış. Böylesine yeni ve değişik bir hamleyi zorunlu olarak sunmak, hali hazırda önyargıları çok olan toplumumuzda ters tepkiler oluşturacaktır. Zorunlu tutarak olumsuz tutumların oluşmasına sebebiyet vermektense, seçmeli olarak vermek ama bir yandan da sevdirecek ve teşvik edecek çalışmalar yapmak daha doğru bir yöntem olacaktır.

Meseleye olumlu pencereden bakacak olursak;

Her şeyden önce bir şeyi öğrenmek, bilgi edinmek hiçbir zaman yanlış olamaz. 21. yüzyılda aman onu öğrenmeyelim, aman bunu okumayalım, aman şundan uzak duralım düşüncesi hastalıklı, çağdışı ve ilkel bir zihniyetin tezahürüdür. Öğrenmekten hiç kimseye zarar gelmez. Okumak, öğrenmek, bilmek, merak etmek, araştırmak bizi geriletmez, aksine daha ileri ve muasır bir medeniyet seviyesine yaklaştırır. Bir şeylerin öğrenilmesine karşı çıkmak Orta Çağ Engizisyon Karanlığını arzulamaktır. Gençlerimiz sadece dil ve benzeri alanlarda değil her alanda sürekli öğrenme halinde olmalı ve kendilerini geliştirmeye çalışmalıdır.

Meselenin bir de tarihi bir boyutu var. Osmanlı Türkçesine karşı olmak, bir nevi Osmanlı geçmişimize yüz çevirmektir. Kim ne derse desin Türkiye Cumhuriyeti birçok açıdan Osmanlı Devleti’nin devamıdır. 1923’ten öncesini silip atamayız. Kültür devamlılık arz eden bir olgudur. Kültürel genlerimizde Osmanlı mirası şu ya da bu oranda mevcuttur. Osmanlıya sahip çıkmak ya da Osmanlıyı övmek, Cumhuriyetimize zarar vermez, onu küçültmez.

[quote]Tarihiyle barışık olan toplumlar geleceğe daha umutla bakar, adımlarını daha sağlam atarlar. Bunun dünyada birçok örneği vardır. Bir İngiliz’i II. Henry’yi eleştirirken görebilirsiniz, bir Fransız’ı Napolyon hakkında atıp tutarken görebilirsiniz. Ama ne İngiliz’i ne de Fransız’ı tarihini inkâr ederken ya da aşağılarken göremezsiniz.[/quote]

Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk bir Osmanlı aydınıdır. Atatürk ve beraberindeki milli mücadele kadrosu Osmanlı okullarında eğitim almıştır, bu dili yıllarca okumuş ve yazmışlardır. Atatürk’ün Nutuk’u başta olmak üzere birçok eser Osmanlı Türkçesi ile kaleme alınmıştır.

Gençliğe Hitabe Osmanlıca
Gençliğe Hitabe Osmanlı Türkçesi

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini ele alalım. Bu hitabede geçen “ilelebet, mevcudiyet, bedhah, şerait, mahiyet, cebren, dalalet, fakr-u zaruret …” gibi birçok kelimeyi sokaktaki gençlere sorun. Kaç tanesi doğru ve tatmin edici cevaplar verebilir? En iyimser tahminle yüzde on diyorum ben. Belki de daha az. Hatta bırakın liselileri üniversite mezunu gençlere sorun, tuhaf tuhaf yüzünüze bakacaklardır. Bu sorunu çözmenin yolu bu metinleri sadeleştirip, günümüz Türkçesine yaklaştırmak mıdır? Evet, bu da bir yoldur ama çok doğru bir tercih değildir. Çünkü kelimeler atılıp yerine başka kelimeler getirildiğinde manada ciddi kayıplar ve bazen de değişiklikler meydan gelir. Ayrıca okuduğumuzda bize aynı heyecanı, aynı coşkuyu vermez. Eğer bu ders hakkı ile verilebilecekse bu döneme ve öncesine ait birçok eser doğru bir şekilde anlaşılabilir. 1928 öncesini bir kenara bırakın, 40’larda 50’lerde yazılan eserleri bile anlayamayan bir gençlikle karşı karşıyayız.

Gençlerimizin bir Yakup Kadri’yi, bir Peyami Safa’yı ya da bir Halide Edip’i sözlük kullanmadan okuyup anlayamaması son derece vahim ve üzücüdür. Osmanlı Türkçesi dersi, çok sınırlı bir kelime haznesi olan, dilbilgisi kurallarını bilmeyen, tuhaf bir internet Türkçesi ile konuşan gençlerimize bir reçete sunabilecekse -ki hakkıyla yapılırsa bence mümkündür- faydalı ve lüzumludur.

Meselenin bir diğer önemli noktası ise Osmanlı Türkçesinde çok sayıda Arapça ve Farsça kelime bulunması. Bu kadar Arapça ve Farsça kelimeyi dilimize sokmanın ne anlamı var diye düşünenler var. Dil canlı ve değişken bir kavramdır. Dildeki kelimeler aracılığıyla düşünür ve olay ve varlıkları algılarız. Bu kelimeler düşünce ve kültür hayatımızın bir parçası haline gelir. Dile giren kelimeler eğer yerleşmişse artık o kelime o dile aittir. Dünyanın hiçbir uygar ülkesinde başka dilden gelen kelimeler çıkartılmaya çalışılmaz, bu kelimelere karşı düşmanlık yapılmaz. Mesela “ahlak” kelimesi Arapçadır. Dilimize yerleşen bu kelimeyi çıkarıp illa öz Türkçe bir karşılık bulma çabası anlamsızdır. Yerine ne koyarsanız koyun, onun verdiği anlam derinliğini ve bizde bugüne kadar oluşmuş estetik birikimin kültür dünyamızdaki karşılığını alamaz. Öte yandan bu kelimeyi atmak, içinde ahlak kelimesi geçen bütün deyimleri, şiirleri, şarkıları vs. çöpe atmak gibi bir cinayet olur. Kısacası hangi dilden gelmiş olursa dile yerleşmiş bir kelimeye farklı bir kökenden geldiği gerekçesiyle karşı çıkılamaz.

Ülkemizde bu tutum Arapça ve Farsça ile sınırlı. Arapçadan ve Farsçadan gelmişse küçümsenir, burun kıvrılır ve kötü gözle bakılır. Adam gider ahlak kelimesinin yerine ısrarla Fransızca etik kelimesini kullanacağım diye uğraşır ama bu çoğu zaman sırıtır. Bu tutum hangi dile karşı yapılırsa yapılsın yanlıştır. Örneğin, efendi kelimesi dilimize Yunancadan girmiştir. Bu adamlar ülkemizi işgal ettiler, insanlarımızı katlettiler, o yüzden bu kelimeyi dilimizden çıkaralım demek ne kadar akıl mantık işidir? Bir başka örnek vereyim. Çarşı kelimesi dilimize Farsçadan girmiştir. Sırf Farsça diye bu kelimeye karşı olanlar varsa onları Beşiktaşlı kardeşlerime havale ediyorum.

İstiklal Marşı Osmanlıca
İstiklal Marşı Osmanlı Türkçesi

Sosyal medyada şu tarz söylemlerle karşılaşıyorum. Osmanlıca Arap Alfabesiyle yazılır, bizim Araplara ait alfabeyle ne işimiz olur ki? Şimdi, bu sözü söyleyenin cahilliğine mi güleyim, yoksa ırkçılığına mı üzüleyim bilemiyorum. Sürekli Araplara aittir diyerek kötülemek, düşmanca tavır sergilemek kültürel ırkçılıktır. Ben böyle düşünenlere şu soruyu yöneltmek istiyorum. Peki, Latin Alfabesi ne kadar Türk’tür? Türkçe ile bağlantısı nedir? Adı üstünde Latin.

Meseleye böyle sığ pencerelerden bakacaksak hemen Göktürk Alfabesine dönmemiz gerekir. Keşke zamanında bu alfabede kalabilseymişiz ve hiç değiştirmeseymişiz. Bizler çok hareketli ve değişken, değişimi seven, hatta haddinden fazla seven bir milletiz. Bu tercihler de kısmen bu yapımızın neticesidir. Ama sonuçta olan olmuş. Geçmişi değiştiremeyeceğimize göre, bugüne odaklanmalı ve geleceğimizi şekillendirmeliyiz.


Bu mesele üzerinde çok şey söylenebilir lakin sözü daha fazla uzatmanın anlamı yok. Osmanlı Türkçesi hakkındaki tüm olumlu düşüncelerime rağmen, iktidarın bu hamlesinde ne derece samimi olduğu ve bunu siyasi bir rant elde etme, toplumun belirli bir kesimine şirin görünme ve kendisini rahatsız eden gündemleri değiştirme gibi amaçlar güttüğüne dair şüphelerim –aslında şüpheden de öte- yok değil. Okullarımızda Osmanlı Türkçesi dersi okutulması ancak eğitim sistemimizdeki çok önemli sorunlar halledildikten sonra anlamlı ve verimli bir icraat olabilir. Bu ders, alanında uzman donanımlı ve siyasi iradeyle mesaisi olmayan eğitmenler tarafından verilirse gençlerimizin eğitimine çok büyük katkılar sağlayabilir.

“Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sayısız felaketler içinde ahlakının, geleneklerinin, hatıralarının, çıkarlarının, kısaca bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili Türk milletinin, kalbidir, zihnidir.”

آتاتورك كمال مصطفى غازى (Gazi Mustafa Kemal Atatürk)