Makedonya Gezisi: Üsküp

Kosova ve Makedonya’ya gitmeden, kitapçıları ziyaret edip yazılmış bir gezi rehberi aradım. Birkaç kitapçı, Kadıköy’deki sahaflar derken Kosova ve Makedonya ile ilgili yazılan hiçbir gezi kitabına rastlamadım. Google’da aradım ve sınırlı bilgiyle karşılaşınca, “Dönünce bir yazı yazmak şart oldu.” dedim.

Makedonya Arkeloji Müzesi

Kosova ve Makedonya ya gitmeden önce her seyahatimden önce yaptığım gibi büyük kitapçılardan birine ziyaret edip yazılmış bir gezi rehberi aradım. Özellikle Türkiye de Dost Kitabevinin çıkardığı Görsel Gezi Rehberleri serisi gittiğim her ülkede çok işe yaramıştı. Yemeden- içmeye, müzelerden – sergi alanlarına, arkeolojik alanlardan – saraylarına vb. varıncaya kadar ülkenin tarihi dokusunun kronolojik sırayla anlatıp, en önemli yerleri işaretlemesi anlamında başucu kitabıdır. (20 sene önce basılmış bir Londra kitabını arkadaşımdan ödünç aldığımda tereddütlü yaklaşmıştım. Ama Londra’ya gidince tereddüdümün boşa çıktığını anladım, çünkü her yer kitabın yazdığı gibi beni bekliyordu, yurtdışına çıktığınızda sokak, cadde, bulvar, semt isimlerinin yüzyıldır değişmediğini öğrenince şaşırmıştım, 20 yıllık bir gezi kitabı güncelliğini aynen koruyabiliyor Avrupa’da).

Neyse birkaç kitapçı, Kadıköy’deki sahaflar vb. derken Kosova ve Makedonya ile ilgili yazılan hiçbir gezi kitabına rastlamadım. Hal böyleyken oturdum internetin başına, “Google’da arama yapayım” dedim. Ancak burada da sınırlı sayıda bilgiyle karşılaşınca “Dönünce bir yazı yazmak şart oldu. dedim.

Gelelim gezimize, THY kış aylarında Kosova ve Makedonya’nın başkentlerine oldukça ucuz tarifelerden uçak bileti satıyor. (110 TL ancak bu sizi yanıltmasın vergileriyle 300 TL’yi buluyor). Vize istemeyen bu iki ülkeye de sadece yurtdışı çıkış harcını ödeyip gidebiliyorsunuz. İstanbul’da otogardan otobüsler de kalkıyor ya da arabanızla 12 saatlik bir yolculukla Makedonya’ya ulaşabilirsiniz.

Biz önce Kosova’ya gidip havalimanından kiraladığımız arabayla Makedonya’ya geçtik. Araçla gidenler için bir uyarıda bulunalım, trafik polisleri çok dikkatliler ve ekipler yol boyunca sürekli kontroldeler. Biz yanlış sollama yaptık gerekçesiyle ceza yedik (Bu arada tam 6 kez sollama yapmışız ve 1 tanesi yapılmaması gereken yerdeymiş!), “Aman ödemeyeyim, ne olacak” diyemiyorsunuz çünkü ruhsatta bir belgeye el koyup cezayı ödeyip makbuzu getirene kadar vermiyorlar. Ülke sınırından geçerken araba aranmıyor hatta arabanın dışına bile çıkarmıyorlar sizleri. 15 metre sonra diğer ülkenin girişinde de aynı şekilde. Pasaportlara damgayı basıp verdiler.

Üsküp (Skopje)

Makedonya’nın yollarının çok güzel olduğunu söylemeliyim, sadece otobanlar değil, kent merkezlerinde de büyük bulvarlar ve geniş yollar mevcut. Tabela sistemi biraz eksik ve bazı yerler sadece Kiril alfabesiyle yazılmış, o yüzden önce paniklesek de sonraki günlerde alıştık ve zorlanmadık. İlk durağımız Üsküp (Skopje)… Sınırdan yaklaşık 40 dakika sonra vardık. Büyük bir kent Vodna Dağı eteklerine kurulmuş, tam ortasından Vardar nehri geçiyor. (Ünlü Vardar Ovası şarkısı sözleri buradan esinlenmiş)

Vardar nehri

Nehir suyu sığ ve temiz akıyor, ancak baharla beraber suyun akışı ve debisi artıyormuş. Normal çünkü o kadar dağlık bir bölge ki o dağlardan eriyen kar suyu epeyce yoğun. Nehrin üstünde ise çok sayıda köprü var. Bunlardan en önemlisi Mimar Sinan’ın yaptığı Taş Köprü (Stonebridge), sağlam ve sanki dün yapılmış gibi pırıl pırıl ayakta duruyor.

Hemen yanında Arkeoloji müzesinin önüne çıkan köprü var ki muhakkak burada fotoğraf çektirilmeli çünkü üzerinde tüm yaşamış Makedon kral ve yöneticilerinin, temsilcilerinin birebir boyutlarda heykelleri var. Araç trafiğine kapalı olan bu köprünün tam ortasında temsili rahibeler için adanmış kadın heykeli yer alıyor. Köprüyü geçince oldukça gösterişli bir bina olan Makedonya Arkeoloji müzesine giriyorsunuz. İçi oldukça modern ancak bizim müzelerimize kıyasla az obje var. Daha çok para koleksiyoncuları için ideal derim.

kahraman heykelleri

Müzenin yanında, yine aynı Yunan tarzında bol sütunlu yapılmış Dışişleri Bakanlığı binası yer alıyor. Müzenin solunda ise Eski Çarşı adıyla anılan küçük dükkân ve tarihi binaların yer aldığı yapılar var. Ancak bu tarafa ilk yöneldiğinizde devasa boyutlarda heykellerle karşılaşıyorsunuz. Çok sayıda heykel kurtuluş mücadelesini sembole eden çalışmalarla yolun sağında ve solunda yer alıyor. Kentin her yerinde, hiç umulmadık yerlerde insan ve hayvan heykelleri yer alıyor. Bu heykellerin çoğu 2000 yılından sonra yapılmış. Amaç ülkede mili birlik ve beraberliği öğretecek sembol ve kişileri tanıtmak, yani bir çeşit farkına varmadan öğrenme yoluyla halkı eğitiyorlar.

Yolun bittiği noktada Osmanlı’dan kalan bir hamamla karşılaşıyorsunuz. Sapasağlam duran bu yapı, etkin bir kullanımla sanat galerisine dönüşmüş. Hayatımda hiç bu kadar büyük bir hamam görmediğim için, hayranlıkla resimlere mi tavana mı bakayım şaşırdım. Ücretsiz gezilen bu mekandan çıkınca çarşıya yönelip, Kurşunlu Han, Kapan Han, Sulu Han gibi cafe, restoran, dükkan hizmeti veren bu mekanları dolaşabilirsiniz. Yemek molası verebilirsiniz, çünkü bu lokanta ve cafelerin çoğu yenilenmediği için nostaljik ve eski bir görünümleri var. Çarşının en ünlü ve eski lokantalarından biri olan Destan’da yemek yemeği tercih edebilirsiniz. Çıkınca arkanızı Destan’a verdiğinizde sol tarafta yer alan küçük pastaneye girin ve bu aralar İstanbul’da çok ünlü olan trileçeyi yiyin. Burayı söylüyorum çünkü trileçeyi tatil boyunca çok yerde yedik ama buradaki gibi yapan yok, üstelik sadece 1 Euro. 10 üzerinden 10, ama ben sütlü tatlı sevmem derseniz, sırf ceviz dediği ayçöreği şeklindeki kurabiyelerden yiyebilirsiniz. Üstelik mekânda kahve servisi de var.

Dinar kullanmak daha avantajlı

Hemen yanındaki dükkan bir döviz bürosu; size tavsiye tüm ülkede Euro geçiyor olmasına rağmen paranızı Dinar’a çevirin. Çünkü 60 Dinar bir Euro; ve alışverişlerde Euro ile ödeme yapınca küsuratı alamıyorsunuz. Çoğu dükkanda Türk Lirası bile geçiyor, ama bence en iyisi Dinar kullanın derim.

Ünlü Boşnak Böreği

Çarşı birbirine paralel uzanan sokaklardan oluşuyor. Maalesef çok turistik değil, normal gündelik ihtiyaçlara cevap veren dükkanlarla dolu. Bazılarının dışı yenilenmiş, bazıları ise yıkılmaya yüz tutmuş, terk edilmiş. Canlı ve hareketli bir yapı bu, her sokakta meşhur börekleri var. Ispanaklı, peynirli ve etli dedikleri üç farklı çeşit börek hazırlıyorlar. Bu arada önemli not; eğer bizim gibi sadece oteli yatmadan yatmaya kullanıyorsanız, kentte, kahvaltı yapacağınız bir yer yok. Çok dolaştık ama göremedik, börekçiler bu hizmeti karşılıyor. Makedonlar, poğaça dediği sandviç ekmeğinin arasına boş börek koydurup ısıra ısıra yiyor. Ben denemedim. İkisinde de ek malzeme olmayınca hamur içinde hamur cazip gelmedi. Gevrek, simit ve uzun tuzlu poğaçalar diğer alternatifler. Çarşı içinde börekçilerin hiçbirinde çay ya da kahve yok. Ayran ve yoğurt servisi yapıyorlar yanında. Lakin biz ısrarla isteyince çayhaneden getirtiyorlar.

Burada bir ara vermem gerekiyor çünkü bazı kültürel davranış ve tarzları açıklamalıyım, eminim sizin de işinize yarayacak. Birincisi neredeyse herkes Türkçe biliyor. İkincisi Türkçeleri anlaşılır ve bizim kullandığımız sözcüklerin aynısını kullanıyorlar. Üçüncüsü birçok dükkanın tabelasında ya da camında Türkçe yazılar var, örneğin Börek yerine Bürek gibi… Çok yardımcı ve güler yüzlüler ve Türkleri çok seviyorlar… Şöyle bir örnek vereyim, gittiğimiz börekçi ve lokantalarda çay istediğimizde yok diyorlardı ama o sırada çıkmakta olan müşteri “Benim yolumun üstü, söylerim buraya getirirler” dedi.  Ne zaman bir yeri bulamasak “Sorsak mı acaba birine” dediğimde, hemen yanımdan geçen biri, “Buyur yenge sor bakayım” diyorlar.

Mustafa Paşa Camii

Çarşının Vardar nehrine bakan tarafında yer alan merdivenlerle yukarı doğru çıkıp, kiliseye, Güzel Sanatlar Müzesine ve ünlü Mustafa Paşa Camii’ne çıkabilirsiniz. Çıkmaya devam ederseniz kaleye ulaşırsınız ve tüm kenti yukarıdan seyredebilirsiniz. Gün batımında gitmenizi tavsiye ederim. Mustafa Paşa Camii büyük bir camii, temiz, bakımlı ve kendi cemaati var. Ben içeri girdiğimde hocayla namaz kılıyorlardı. Kalem işi boyanmış tavanlar ve boyalar, sanırım yenilenmiş bazı yerlerde boyalar akmış, içerisi yüksek tavanı sayesinde huzur verici…

Buradan tekrar aşağıya yöneldik ve çarşıdan geçip bit pazarına geldik, ne kadar işporta malı varsa hepsi tezgahlarda; satıcılar ısrarlı değil, gözümüzün ucuyla bakıp çıktık. Murat Bey camine geldik, küçük bir Cami, önünde hala suyu akan çeşmesi var. Buradaki tüm Osmanlı çeşmelerinden su akıyor, bu nedenle yol boyunca yanınızda pet şişe taşımanıza gerek yok. Yediğimiz en güzel börekler bitpazarının girişinde yer alan, birkaç basamakla aşağıya doğru inilen küçücük bir dükkandan. Fırından çıkardığı tepsideki böreği önümüzde kesip, dumanı tüterken tabağa koyuyorlar, sürüm çok fazla o yüzden sürekli fırından güzel kokulu malzemeler önümüzden geçiyor. Porsiyonlar ise 3 dilim Aslı Börek’inkine eşit. Üstelik çok ucuz.


Şimdi sırada İsa Bey Camii, İshak Paşa Camii, bahçesinde eski saat kulesi ve 20 metre dışarıda türbesi var. Türbe yeni tadilattan geçmiş. Osmanlının yönetmesi için bıraktığı Bey’in mezarının üzerine yeni yapı yapılmış, eski yapıyı altta görebilmeniz mümkün. Kentin yüksek tepelerinden birine yapıldığı için birçok noktadan görülebiliyor bu yenilenmiş türbe. Saat kulesine ise çıkılmıyor, kapısı kilitli. Merdivenlerle 30 metre aşağıya inildiğinde yer alan İsa Bey Camii’nin avlusundaki ağaç görülmeye değer heybette. Camiler temiz ve bakımlı, hepsinin Türkçe bilen Hocaları var…

Akşam oldu ve Üsküp’ün ünlü bir lokantasında yemek yemeli. Ezerce Balkan müziklerinin de yer aldığı ünlü bir mekan olarak tercih edilebilir.

Üsküp’te geçirdiğim diğer üç gün ile ilgili yazımın ikinci kısmında bahsedeceğim.


2. Bölüm: Makedonya Gezisi: Dört Günde Üsküp

3. Bölüm: Makedonya Gezisi: Üsküp’ün Çevresi