Anlamak mı? Anlamıyorum!

Anlamak mı? Anlamıyorum! Neden böyle bir başlık seçip, böyle bir giriş yaptım ki ben şimdi yazıma? Tek tek başlıyorum anlatmaya. Dinlemek isteyeni aklıyla, fikriyle birlikte beklerim!

anlamak

Anlamak istememek ne demekti bu hayatta? Gördüğünü görmemek, duyduğunu bile isteyerek duymamak. Hep bir olanı olmamış gibi gösterme çabaları içerisinde sürüp giden hayatlar… Nasıl zor sahte yaşamlar üzerine kurulu hayaller, roller, istemsiz… Bilmez misin sen? Sahi, görmez misin? Hiç mi hissetmezsin? Ben anlatırım da, sen anlar mısın? Anlamak mı? O konuda önce bir anlaşalım, ben anlamıyorum. Anlamam da. Ama sen beni anlarsın diye başladığımız paragraflarımız…

Önce Kendini Anla!

Öncelikle, koy önüne bir beyaz kağıt. Al eline bir kalem. Özgürce yaz ve çiz. Hayatındaki enleri ve hiçleri. Senin içinleri, sensizleri. Kim veya ne noksansa hayatında, tıpkı bir hayalmiş gibi yaz hadi o kağıda. Sonra bekle. İki dakikanı ayırıp, tüm bu yazıp çizdiklerini düşün… Az biraz idrak et önce. Bunu da yaptıktan sonra, şu anda yaşamında gerçekten senin istediğin bu mu, yoksa sen sadece isteklerine köle olarak yaşayan insanlar grubuna dahilsin de şuan mı öğreniyorsun?

Evet! İşin güzelliği burada başlıyor, sayın okurlar. Her şeyden öte, zihnimizin bize oynadığı oyunlara, pas geçerek kendi kimliğimizi başka kişilere enjekte ederek, “Bu benim hayalimse bu düşünce kime ait?” konumuna ulaşıyoruz. Anlamaz mıyım? Elbette anlıyorum. Bende de zaman zaman olur bu durum. Çok da acınası değil, hani. İnsanlık hali mi yoksa? O çok istediklerimizin aslında hiçbir şey olmadığını idrak etme eylemi? Bu kadar gizlenmiş midir ruhlarımızda? Belki de bu da hayatın bir kendine gelme eylemidir, bizim bilmediğimiz. Biz ne çok biliriz, bir de! Hep o özenilen hayatlarda yaşama isteği, hep o mutluluktan uçuşan insan bedenleri…

Kendimi düşünüyorum. Her şeye sahip olduğuma inanıyorum. İnandırıyorum kendimi. Şükrediyorum her bir olaya, her bir kişiye. Güzel şeylerin olabilme ihtimalini bile seviyorum, mesela. Marifetmiş gibi anlatmak ne hoş, diye düşünenlerdenseniz, elbette bu bir marifet! Çevrenizi düşünün hadi. Kim bunu farkedebilir? Benim yapabildiğimi küçümseyip, bunu yapamayan ne çok insan tanıdım. Çok da kolay değil yani bunu yapmak. Denerseniz, ne dediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Gelelim insanları anlama olayına. Her şeyden öte yine kendimle başlıyorum durumu özetlemeye. Küçük yaşlardan itibaren, ve hatta profilimde de belirttiğim gibi, kişisel gelişim okuruyum. Neden kişisel gelişim okuyorum? İnsanı anlamak dediğim olayı, idrak edebilmek için. Çevrenizdeki insanları düşünmenizi istiyorum şimdi sizden, birkaç dakikanızı ayırıp. Gözlerinizi kapatmayı da unutmayın, lütfen. İlk aklınıza gelen kim oldu? Anlayabildiğinize inandığınız kişi geldi ilk önce aklınıza. Yanılıyor olduğumu zannetmiyorum. O anlayabildiğinize inandığınız kişiden öte, kimler geldi aklınıza başka? Çoğu insanın aklına üç beş isimden öte bir isim gelmez. Suç veya suçlu aramıyorum elbette bu vaziyette. Anlatmak istediğim olay; hayatı ve insanları yeterince anlayabiliyor muyuz, tek derdim bunu az biraz açıklayabilmek.

Hayatı Anlayabiliyor Muyuz?

Hayatı anlamak… Neden hayattayız, ne var yahut bu hayatta, der der dururum kimi zaman. Ve asıl tuhaf olan durum; bunu genelde mutsuz olduğum anlarda yaparım. Hiç gelir mi aklınıza, çok mutlu olduğunuz bir anda neden hayattayız ki durumu? Hiç zannetmiyorum. Çünkü insan, mutsuz olduğu zaman daha çok sorgular. Kesin kalıplara sığınarak yazmıyorum yazımı tabi ki. Çoğu kelimesini kullanmam işte bu yüzdendir. Kendim dedim en baştan beri. İnsanları asla anlamadım şimdiye dek. Kimin ne için hayatımda yer aldığını çoğu zaman çözemedim. Bu konu hakkında çok okudum lakin hala kesin bir sonuca ulaşabilmiş değilim. Kim ne için girer ki hayatıma, der düşünürüm bazen. Bunlar da yine insanın en durgun zamanlarında olur.

Mutluyken, insan fazla sorgulamaz. Anın tadını çıkarır. Çünkü bilir ki o an onu şu anda bulutlara uçurmuştur. Hem hayaldir, hem sahidir. Hem olurdur hem olmazdır. Nasıl değişik bir düzenin içerisindeyiz. Zamanında neye gülüp neye inandıysak şu anda belki de ondan mahrumuz. Yahut tam tersi. Zamanında üzüldüğümüz her şeye şu anda şükrediyoruz. Neye göre peki bu kurallar bütünü? Ben bunları yaşarken neyi düşünüyorum? Seçemiyor muyum insanlarımı hiç? Sadece karşıma çıkan, bazı özellikleri ellerinden alınmış isanlar… Kimisine güzel insan derim. ”Güzel İnsan” bu tamlamayı hayatım boyunca hep çok sevdim. Yeri gelmişken bu konuya da açıklık getirmek istiyorum. Güzel insan ne demek bilir misiniz? İçinde en çok güzelliği, saygıyı, huzuru barındırandır. Hem erkek hem kadındır güzel insan. Tektir. Açıktır tanımı, benim için..

anlamak

Sizi Anlamak Mı?

Güzel insanlara rağmen hayatımızda kötü şeylerle de karşılaşmakla mükellefiz. Beni anlayın diye çırpınan insanları görüyorum. Sadece anlaşılmayı isteyen insanlara sesleniyorum! Anlamak mı? Anlamıyorum! Duymadığınız saygıyı, vermediğiniz önemi, hissettirmediğiniz huzuru anlamıyorum! Olur ya hani insan, ne noksansa ona sitem eder. Noksan falan hikaye burada. Ben, anlamayı seçip de anlaşılmayı bekleyen insanlara saygı duyuyorum. Lakin…

Tatmadığınız egoyu, başkalarından bekleyen, sonsuz istekler biçen, kendi evreninde yalnız kendinin var olduğuna inanan zihniyetlerinizi;

Hayatın ötesinde ömrün kıyısında olan düşüncelerinizi;

Yoktan varlarınızı, ah vahla dolan hayatınızı;

Yaptıktan sonra pişman olan her bir davranışınızı;

Kendinize verdiğiniz önemin, sadece yarısını başka insanlara veremeyen fikirlerinizi;

Hayallerinizde sadece kendinize ayırdığınız kareyi;

Sizden başkasının bozabileceğine inandığınız, mutlu insanları gördükçe onların daha çok mutlu olmasını istememenizi;

Kendinizde olmayanın başkasında olmasını sindirememenizi;

O şahane özgüvenlerinizin başkalarında da var olduğunu idrak edip, kendinizi çok daha fazla yüceltişinizi;


Ve sayamayacağım nicesini içeren insanlar…

Sizi anlamak mı? Anlamıyorum!

Bu gidişle de anlayamam. Çok gördüğünüz mutluluğunuzdan bir parça koparıp biriyle paylaşmazsanız eğer, şu geçip giden ömrünüzde bir tek kendinizi memnun edişinizin zevkini yaşarsınız. Çok zor değil, başka insanlarla iki anı paylaşmak. İnanın kendinizi yüceltmekten çok daha kolay! Lakin bunu yapabilmek için önce karşınızdaki insanlara karşılık beklemeden sevgi ve saygı ilişkisini yaşayın. Bunu yaptığınız ve buna alıştığınız vakit, zaten her şey çok daha kolay olacaktır. Emin olabilirsiniz…


İsyanın kime karşı?

PAYLAŞ
Önceki yazıFarklı Pencereden Şah Fırat Operasyonu
Sonraki yazıİsyanın kime karşı?

3 Ocak 1995 doğumluyum. Belki de istediğim her şeyi gerçekleştireceğime inandığım yaşlara geldiğim vakit, yazma isteğimin oluştuğunu farkettim. Öncesi/sonrası olmayan hayatımızın sadece bir an’ını dahi yazarak kendimi avuttum. Sadece düşünmek ve düşündüklerini anlamlandırmak adına yazdım hep. İnsanları anlama konusunda güçlük çekip,sırf bu yüzden kişisel gelişime merak sardım. Uzun yıllar basketbol ve voleybol oynadım. Aynı zamanda fotoğraf ve dekorasyon meraklısıyım. Ve özellikle şuanda aldığım eğitimden dolayı yabancı dizi ve film delisiyim. İzlemekten en çok keyif aldığım dizi; House. Bunların haricinde yapmaktan en çok keyif aldığım şey; Kendimden daha bilgili/kültürlü insanlarla konuşup, onların deneyimlerinden faydalanmak. Binevi hayatıma yön verirken her şeyi düşünüp ona göre yol almak… En sevdiğim insan şekli; her açıdan kendini geliştirip, yarın’ını düşünen insan.. Bu arada şuanda eğitimime Celal Bayar Üniversitesi/ İngilizce Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde devam ediyorum.. Yazmaya/okumaya olan ihtiyacımızın hiçbir zaman eksilmemesi dileğiyle.. Son olarak,hayat felsefem; ”ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.”