Güzel Sahip Çıkın Sevdiklerinize

Maddenin perde arkasındaki gizemini çözüp, varlığın satır arasındaki yollarının sırrına vakıf olmadığımız sürece;  ne yazık ki kendimizi kendi değer ölçüsünde bulamayacağız demektir.
güzel aile eş dost akraba çocuk anne baba

İlk annemizin karnındaki çırpınışları siz hatırlamazsınız, siz bilmezsiniz ama annelerimiz, babalarımız, abi, abla yakınlarımız çok iyi bilir. Bir heyecanlı bekleyiş vardır evinizin içine olduğu kadar, annenizin içine de nur gibi doğan. Herkes sabırsızdır. ‘Zaman hızla akıp geçse de kucağımıza alsak bu nur topunu’ derler büyük bir keyifle…

Amca, teyze, kuzen, yeğen, akraba, komşu ve ailemiz daha varlığımızın adı konulmadan, onlar bizim için adlar koyar. Kimi ‘kız olursa Elif olsun’ der. Kimi ise ‘Güneş olsun, Güneş gibi doğsun içimize’ der. Kimi erkek olursa ‘adı Ahmet olsun’ der. Kimi ise ‘Umut olsun, Umut olsun ki umut getirsin bizlere’ der.

İlk kıpırdama vardır ya, annemiz heyecanla babamıza seslenir “koş bey koş, evladımız tekme attı” diye. Babamız gibi, abi ve ablamız varsa onlar da koşup gelir sizin o küçücük varlığınızla hissettirdiğiniz duygunun coşkusuna…

Herkes sabırsızdır ve nihayet o sabırsızlıkla beklenen zaman gelmiştir. Görseniz etrafınızda nice sevgiyle, şefkatle, merhametle sizi ağırlayan insanların varlığını eminim şu an oturup da ağlardınız.

Artık hanenin yıldızı sizsiniz. Gittiğiniz yeri varlığınızla aydınlatırsınız. Sizin Mevla’dan onlara sunulan bir melek olduğunuzu söylerler de; herkes içine çeker bitip tükenmek bilmeyen bu güzel cennet kokulu rüyayı…

Geceler gündüze karışır da annemiz, babamız hiç şikayetçi olmaz mızmız gibi ağlayıp, onları uykusuz bırakmamızdan.

Amcamız, teyzemiz, kuzen, yeğen, akraba, dede ve ninemizin nur tanesi, bir tanesi oluveririz.
Bazı geceler, kardeşimizle aynı yatakta sabahlar uyuyana kadar “sen beni öptün, ben seni öpeceğim” diyerek birbirimizi hiç bıkmadan, usanmadan öpüp dururuz. İşte bunun adı sevgi, bunun adı şefkat, bunun adı merhamet ve bunun adı kardeşliktir. Öyle değil mi? Oyunlarımız, mutluluklarımız, üzüntülerimiz birdir bizim için.

Artık biraz büyüdük ya, arkadaşlarımız da olur ve bizler bıkmadan usanmadan onlarla oyun oynamak isteriz. Çoğu zaman bu arkadaşlıkların bir ömür süreceğini düşünür, birlikte hayaller kurarız. Bayram olur, komşularımızın kapısını birlikte çalar onlardan aldığımız harçlıklarla bir de güzel kendimizi ödüllendiririz. Senin benim param demeyiz hiçbir zaman. Hepimizin ortak parası der onu paylaşmayı bilir, sakınmayız asla…

Komşularımız vardır. Bizi sevgiyle, merhametle bağrına basıp da her defasında elimize şeker ve harçlıklar koyan. Ayağımız incinse, yere düşsek koşup gelip de acıyan yaramıza üfleyip acımızı dindiren. Annemiz kızsa, bizi teselli edip sonra tekrar annemizin yanına gönderen. Çoğu zaman da etrafımızdaki tehlikelerden uzak tutan. Sanki kendi evlatlarıymış gibi…

Teyzemiz, amcamız kuzen, yeğenlerimiz vardır. Ne zaman ki karşılaşsak bizi kucağına alır ve bağrına basar sanki hiç bırakmayacakmış gibi.

Hastalandığımız zaman başımızı bekleyip de, ‘benim yavrum hasta mı olmuş’ diyen anne, babamız…

‘Bir an önce kalk da oyun oynayalım kardeşim’ diyen abla, abi ve kardeşlerimiz.

‘A benim yavrum sen hasta mı oldun, kıyamam sana’ diyen akrabalarımız,

‘Dedesinin, ninesinin bir tanesi’ diyen büyüklerimiz…

Hayatımızı dolduran nice insanlar, nice yakınlar…

dede torun çocuk kız baba anne evlat güzel

Bazen onlara kızardık ama kızgınlığımız hiç de o kadar uzun sürmezdi. Bayramlarımız vardı sabırsızlıkla beklediğimiz. Çünkü bayram geldiğinde cebini bize açan sevdiklerimiz, yakınlarımızın var olduğunu bilirdik.
Yıllar geçti okula başladık. Yıllar geçti, okul bitirdik… Yıllar geçti, evlendik, çoluk çocuğa karıştık… Karşımıza nice ama nice insanlar çıktı. Bu insanlar ki çoğu zaman dost görünüp de sonra canımızı acıtan. Bu dostluklar ki rüzgar olup da en ufak bir sarsıntımızda uçup gidenler, ya da gidecek olanlar…

Evet belki şu anda büyüdük. Koca bir hanım ya da bey oluverdik…

Etrafımızda ise süslü süslü yeni yol arkadaşları…

Peki soruyorum sizlere; O etrafınızdaki insanların kaçı rüzgar, kaçı yağmur?

Yine soruyorum sizlere; Hani teyzemiz, amcamız, kuzen, yeğen, dede, nine, komşu her şey den öte anne, baba, kardeş, abla, abimizden kaçı kaldı yanımızda?

Soruyorum sizlere; Siz mi bıraktınız onları, yoksa onlar mı bıraktı sizleri?

Soruyorum sizlere; En son ne zaman onlardan biriyle bir konuşma yaptınız? Seni seviyorum, teyze, amca, kuzen, yeğen, dost, akraba, abi , abla, anne, baba diyebildiniz acaba?

Oysa onlar değil miydi, hayatınızdaki varlığınızı doyuran güzel insanlar? Onlar değil miydi sizi siz yapan güzel değerler? Onlar değil miydi en ufak canınız acısa, yüreğiniz burkulsa canından can koparan güzel insanlar?

Kaçınız yola çıktığınız insanları, yolda buldukları ile karıştırdı?

Bir varmış bir yokmuş hayatımızda zaman hızla akıp geçerken, belki de yarın onlardan birini göremeyeceksiniz öyle değil mi? Söyleyin; o vakit mi çalacaksınız kapılarını?

Kimbilir belki o vakit bile bir yoğunluk, bir yoksunluk kaplayıverecek de etrafınızı siz yine o son yolculukta yanında olamayacaksınız.

Etrafınızdaki süslü dostluklara bir bakının ve söyleyin bana; inciyle, kaftanla, altın bir kılıfla yoğrulmuş bu insanların arasında bir hazineye mi dönüştüğünüzü sanırsınız…

Oysa bilmez misiniz hazine sizin içinizde, kalbinizde, yüreğinizde.

Mevlam, sizi anne rahmine koyarken o hazineyle koymadı mı? Sizi bir melek olarak sunmadı mı insanların huzuruna?

Söyleyin; aranızdan kaçınız koruyabildi o masum saf ve cennet kokulu güzel meleği?

Ne konumlar, ne varlıklar, ne etiketler, ne süslü mekanlar, ne de alımlı insanlar…
Bunlar sizin hakikatiniz olmamalı.
Unutmayın!

Maddenin perde arkasındaki gizemini çözüp, varlığının satır arasındaki yollarının sırrına vakıf olmadığın sürece; kendini kendi değer ölçünde bulamazsın hiçbir zaman…

Sen o yalancı altın kılıfa aldanma, yitirme değerini. Çünkü; onda yalnızca rüzgar vardır. Düşsen, ayağın incinse üflemezler, rüzgar olsalar da sana karşı esmezler… Sense öylece kalırsın yalnızlığınla.

Hani sizi sevgiyle, şefkatle bağrına basıp da içine çeken dede ve nineniz var ya söyleyin onlara ne oldu?
Şayet yaşıyorlarsa; bu yazıyı okuduktan sonra arayın. Yakınlarsa yanlarına varıp da; “Sizleri çok seviyorum, iyi ki varsınız” diyebilin onlara. Çocukken onlar sizi dizine alırdı ya, şimdi siz alın onları. Bakın sevgiyle gözlerinin içine. Unutmayın onlar şu an bugünü değil, dünü hatırlar. Sanki araya hiç yıllar girmemiş gibi…

Eğer yaşamıyorlarsa bayramı beklemeden gidin mezarlıklarına ve onlara, “Bakın ben geldim” deyin. Uzaksa da bu gece başınızı yastığa koymadan önce dua edin. Emin olun büyük bir heyecanla avuçlarını açmış sizlerden dua bekliyor olacaklar.

Hani sizi sevgiyle, şefkatle, bağrına basıp da yine içine çeken, teyze, amca, kuzen ve yeğenleriniz vardı ya işte bugün onları da arayıp, kendiniz için ne kadar kıymetli olduklarını söyleyin. Onlar zamanında sizlerin gönlünü okşamışken, şimdi sıra sizde… Bugün siz okşayın yüreklerini.

Hani sizi sevgiyle, şefkatle bağrına basıp harçlığını sizlerle paylaşan dostluklarınız vardı ya, bugün onları da arayıp, “Benim hakiki dostum da arkadaşım da sensin” diyerek, dostluğun özenle seçilmiş bir kardeş olduğunu bir kere daha hatırlayıp yetim bırakmayın kardeşlerinizi.


Hani parmağınız kesilse parmağı kesilmiş kadar yüreği acıyan. yüzünüz düşse saçınızın tek bir teline dünyayı yakıp yıkan abi ve ablanız ya da kardeşleriniz var ya bugün onları da arayın. Ya da yanlarına gidin. Uzun uzun çocukluk anılarınızı anlatıp, zamanın size neler kaybettirdiğini anlamaya çalışın. Eğer onların gözünde bir yoksunluk görürseniz o zaman emin olun ki o yoksunluk sizlersiniz. Artık yoksun bırakmayın bir elmanın diğer yarasını ki elma çürümesin. Aksi takdirde çöpe döner…

Hani sizi siz yapan, canından can katan anne ve babanız var ya işte bugün onlar için de güzel bir program yapıp sevginizle ödüllendirin varlıklarını. Tıpkı bir zamanlar sizin varlığınızı ödüllendirdikleri gibi. Arayın, sevginizi söyleyin. Yanına varın, sıkıca sarılıp bu sefer de siz basın bağrınıza. Görün bakın o zaman ne güzel de bir çocuk oluyorlar.  Tıpkı bir zamanlar onların bağrında duran o masum küçük melek gibi…

Koşullar her ne olursa olsun, hayat sizlere ne getirirse getirsin güzel sahip çıkın kendinize ve sahip çıkın varlığınıza mana katan o güzel insanlara…