Nymphomaniac diyalogları

Seks düşkünü zeki bir kadın ve kitap kurdu bakir bir adam bütün bir gece ne konuşur? Nymphomaniac filminin görüntülerine yeteri kadar maruz kaldık, şimdi de o gece konuşulanları hatırlayalım.

Nymphomaniac filmi diyalogları seks cinsellik erotizm seks bağımlısı bağımlılığı

Nymphomaniac filminde tesadüfen karşılaşan Joe (Charlotte Gainsbourg) ve Seligman (Stellan Skarsgard) sanki yıllardır bu fırsatı bekliyormuş gibi sabaha kadar sohbet eder. Birinin hayatından cinsellik, diğerininkinden okuma tutkusunu çıkardığımızda ellerinde hiçbir şeyleri kalmayacak bu iki insanın anlattıkları birbirlerini bazen şaşırttır bazen de düşündürür. Hiçbir ortak paylaşımı olmayan Joe ve Seligman gecenin sonunda birbirinlerinden pek çok şey öğrenmiştir.

5.5 saatlik film boyunca süren bu sohbet, aslında bir atışma. Seligman, Joe’nun erotik hikayesine hiçbir heyecan göstermeyerek ona meydan okuyor, Joe ise erotizmin şiddetini artırarak yeni ve kışkırtıcı hikayeler üretiyor. Ne var ki Seligman bu tuzağa düşecek biri değil.

Cinsellik her zaman ilgi çeker. Lars von Trier’in geçen yıl vizyona giren Nymphomaniac filmi, festival ya da özel gösterimler hariç Türkiye’de seyredilememiş ama her ülkede olduğu gibi üzerine oldukça tartışılmıştı. Filmde algımız ister istemez görüntülere kaydı, ama Nymphomaniac bir o kadar da kulağa hitap eden, epik bir film aslında. Zira, düzgün, akıcı ve lirik anlatım tarzlarıyla çok iyi birer anlatıcı olan Joe ve Seligman’ın kurduğu cümleler başarılı bir epik roman oluşturacak kadar güzel ve düşündürücü.

Jeo ve Seligman

“Eğer niyetin beni anlamaksa, tüm hikayeyi baştan anlatmam gerekiyor. Ama uzun sürecek ve biraz da ahlaki dersler içerecek maalesef” diye başlar Joe hikayesini anlatmaya. Yanlızlıktan muzdarip Seligman’ın ise buna hiçbir itirazı yoktur.

seligman Nymphomaniac seks bağımlılığı erotik

 Joe günah çıkartıyor

J: Belki benim diğerlerinden tek farkım, gün batımından hep daha fazlasını talep etmem. Güneş ufka vardığında daha görkemli renkler görmek istemem. Sanırım tek günahım bu benim… Ben kötü bir insanım. Bir kadın olarak gücümü keşfettim ve tatmin olabilmek için başka insanları kasıtlı olarak kullanıp onlara zarar verdim.

S: Kanatların varsa neden uçmayasın ki?

Joe hayatını taraflı ve abartılı bir şekilde anlatarak ısrarla kötü bir insan olduğunu iddia eder. İnatçı kadını kızdırmamak için bu konuda ilk başta fazla yorum yapmamış olsa da Joe’nun kötü bir insan olduğuna inanmayan Seligman, sohbetin sonunda şöyle der:

S: Sen aslında haklarını talep eden bir insandın. Dahası, haklarını talep eden bir kadın. Yıllarca biriktirdiğin itham ve suçlar üst üste gelince bir erkek gibi kaba ve agresif bir şekilde tepki göstermiş olabilirsin. Din, ahlak ya da her ne sebepten olursa olsun, erkekler tarafından aşağılanmış ve acı çektirilmiş milyonlarca kadının intikamını almak istedin belki de.

Aşk hakkında

J: İsyankar bir gruptuk.

S: Neye karşı isyan ediyordunuz?

J: Aşka. Kendimizi aşkın hakim olduğu topluma karşı mücadele etmeye adamıştık.

….

S : Aşkın gözü kördür.

J: Hayır. ‘Daha kötü, aşk bozar, deforme eder. Aşk aslında talep etmediğimiz bir şeydir. Benim için aşk kıskançlık eklenmiş tutkudan ibaretir.’ … ‘O duyguyu hissettiğimde kendimi aşağılanmış hissettim. Akabinde gelen samimiyetsizlikten tiksindim. Nasıl olur da “hayır”  demek isterken “evet” diyebilirsin? Ya da tam tersini?’… ‘Erotizim evet demekten ibarettir. Aşk ise yalanlarla sarılı en aşağılık içgüdülere hitap eder. Aşk için işlenen her yüz suça karşı seks için sadece bir suç işleniyor.’

Din hakkında

S: Tanrıya inanmıyorum ama din çok ilginç bir kavramdır. Tıpkı seks kavramı gibi .

“Zenci” mi “sihayi” mi?

J: Kim ne derse desin. Her kadın bir zenci ile beraber olmak ister.

S: “Zenci” kelimesini kullanman politik olarak hiç doğru değil. “Siyahi” demelisin.

J: Bir kelime yasaklandığı zaman demokrasi geriye doğru gider. Toplum, sorunu çözmek için dilden bir sözcük çıkartılmasını iktidarın zayıflığı olarak görür. Sizin politik doğruculuk dediğiniz şey gerçekleri değiştirmez, bu bir  riyakârlıktır aslında.

S: Bence toplum, siyasi olarak yapılan bu düzenlemelerin azınlığı önemseyen demokratik bir söylem olduğunu düşünecektir.

J: Ben de diyorum ki; toplum da en az içinde yer alan insanlar kadar korkaktır. Ve bu insanlar da demokrasi için çok aptaldırlar.

S: İnsanların nitelikleri vardır.

J: İnsanların nitelikleri tek bir kelimeyle özetlenebilir: “İkiyüzlülük.” Doğru olanı söyleyip yanlış olanı düşünenleri yüceltirken, yanlış olanı söyleyip doğru olanı düşünenleri alçaltıyoruz… Toplum nefret üzerine kurulmuştur, halbuki affetmek üzerine kurulmalıydı. Nefret çok ilkel bir duygu. İnsan yeri geldiğinde celladını unutabilmelidir.

Milyonda bir ihtimal

Terapist: Dünyada sadece bir milyonda bir insan cinselliği olmadan yaşayabilir.

Joe: Ama terapinizi o milyonda bir ihtimale göre kurmuş olamazsınız.

Seks düşkünü değil, nemfoman…

Seks düşkünlerinin toplu terapisinde:

Benim adım Jeo ve ben bir nemfomanım, sizler gibi seks düşkünü değilim. Halimden memnunum ve kendimi bu şekilde seviyorum.  Çoğunuz onay almak ya da boşluklarınızı doldurmak için düzüşüyorsunuz ve bundan rahatlıkla kurtulabilirsiniz. Yani benim sizinle bir alakam yok, olmayacak da. (Terapiste dönerek) Sen ve senin gibiler sadece toplumun ahlak polislerisiniz. Göreviniz de müstehcenliği dünya yüzeyinden kaldırarak soylu sınıfın iğrenmesini engellemek.

İnsanlar ikiye ayrılır

J: Mutlu musun?

S: İlk önce sağ elimin tırnaklarını kessem de evet mutluyum.

J: ???

S: Ben insanları ikiye ayırırım: Önce sol elinin tırnaklarını kesenler ve önce sağ elinin tırnaklarını kesenler. Önce sol elin tırnaklarını kesenler kaygısız ve hayattan zevk almaya meyillidir. Otomatikman önce kolay işi yapar zor olanı sonraya bırakırlar. Sen hangisisin?

J: Ben kesinlikle ve her zaman önce sol elimin tırnaklarını keserim. Bu bir seçim değildir. İlk olarak hep zevkin peşinden giderim. Sol el bittikten sonra geriye sadece sağ el kalacağından en kolayı gene sağ el olur.

S. Hmm. Hiç bu şekilde düşünmemiştim.

Seligman bir bakirmiş

J: Sen ne çeşit bir insansın? Hiç heyecanlanmıyor musun edepsiz hikayemden?… Nedenini anladım sanırım. Söylediklerimle bir bağlantı kuramıyorsun, çünkü hiç cinsellik yaşamadın. Hiç bir kadınla sevişmedin.

S: …Doğru. Hiçbir erkekle de sevişmedim.

J: Üzülüyor musun buna?

S: Evet ama merakımdan dolayı, şehvetimden değil… Doğru, benimle ilgili cinsel hiçbir şey yok, ama bu beni senin hikayen için daha iyi bir dinleyici yapıyor. Önyargılı düşüncelerim ya da tercihlerim yok. Hikayeni en iyi yargılayacak kişi de benim. Ben bakirim, zararsızım.

Pedofiliye farklı bir bakış

Joe: Acıdım O’na. Sırrını belki kendi bile bilmiyordu. Bu adam kendi arzusunu bunca zaman bastırmayı başarmış ve ben O’nu zorlayana kadar boyun eğmemiş birisiydi. İnkarla dolu bir hayat yaşamış ve kimseyi incitmemişti. Bence bu takdire şayan bir şey.

S: Ne kadar uğraşırsam uğraşayım sübyancılığın takdire şayan bir tarafını göremiyorum.

J: Çünkü sen gerçekten çocuklara zarar veren yüzde beşlik kitleyi düşünüyorsun. Kalan yüzde doksan beş fantezilerini gerçekleştirmiyor. Cinsellik insanın bedenindeki en güçlü dürtüdür. Adamın çektiği acıları bir düşünsene. Yasak bir cinsel eğilimle doğmak çok acı verici olmalı. Arzusunun utancıyla yaşamayı başarıp, bu konuda hiç bir faaliyeti olmayan sübyancı kesinlikle bir madalyayı hak ediyor.

S: Yazar Thomas Mann da bir zamanlar şöyle demişti: “Günah işleme dürtüsüne karşı koymak, günah değil sadece bir erdemlilik testidir.” Ona da bir madalya verildi: Nobel.

Kürtaj hakkında

Joe kendi kendine uyguladığı tıbbi kürtaj işleminin tüm detaylarını anlattıktan sonra:

S: Ben kürtaja karşı değilim. Hiç bir erkeğin kürtajın psikolojisini ya da acısını kavrayabileceğini sanmıyorum. Bu yüzde yüz kadınları ilgilendiren bir konu. Senin kürtaj metoduna gelince; ne kadar az konuşursak o kadar iyi olur.

J: Çok ilginç. Bir erkek olarak kadınların kürtaj hakkında hissettiklerini anlayamayacağını söylüyorsun. Ki bu bence “Deprem mağdurlarının ne hissettiklerini anlayamam, çünkü onlar Çinli” demek gibi bir şey. Sanırım seninle insanlığın temel taşının empati olduğunda hemfikirdik. Ama şimdi görüyorum ki; kürtaj konusundaki her şeyi kadına bırakmak daha pratik. Böylelikle suçluluk duygusuyla falan da uğraşmanıza gerek yok. Bu arada ikinci dediğin beni daha çok kışkırttı. Ne yani, kürtajımı tartışmaya bile değmez mi diyorsun?

S:… Kürtaj anlaşılabilir bir şeydir diyorum işte. Çocuğunun yaşamaya değer bir hayatı olmayacağını düşünüp hamileliğini sonlandırmışsın. Bu arada, senin kürtaj metodunun kanlı ve tiksindirici detaylarını dinlemekten keyif almamı mı bekliyorsun?

J: Kürtajı tiksindirici buluyorsun yani? O zaman hayvanların nasıl kesilip parçalara ayrıldığından bahsedelim biraz, ne dersin? Bir zamanlar canlı olan bir yaratığı oturup yemek tiksindirici değil mi?

S: Bastırmak zorunda kalsak da bu kabul etmek zorunda olduğumuz bir gerçek o.

J: Kürtaj da öyle… Ben prensip olarak tabuların insanlığa zarar verdiğini düşünüyorum. Kürtaj da tabu bir konu olmamalı.

S: İşine öyle geldiği için söylüyorsun bunu… Bir ceninin rahimden çıkartılmasının iç gıcıklayıcı detayları nahoş olmanın yanında potansiyel olarak da halkın hazmedebileceği bir şey değildir. Bu teknik detay bilgilerin toplumda yaratacağı infiali bir düşünsene.

J: Yani diyorsun ki; genel olarak insanlar bilgi temelli karar veremeyecek kadar salaktırlar, öyle mi? Ve bunu insanların nitelikleri olduğuna inanan sen söylüyorsun.

S: Küçük görmek istemem ama, tecavüz ve ensest ilişki sonucu hamile kalmış ya da yoksulluk çeken kadınların kürtajı yanında, senin kürtajın tamamen şımarıklıktan. O kürtajlar belki bir çocuğu açlıktan ölmekten kurtaracak, bir kadının yeni bir hayata başlamasına vesile olacak. Kışkırtıcı bir şekilde kürtaj detaylarını anlatman çok gereksiz bence. Açıklık prensibini uygulayacaksın diye o kadınları küçümsemiş oluyorsun.

Hitler

J: Katliam yapan diktatörleri anlayabiliyorum. Halk seni o noktaya getirip, tüm yetkileri vermiş bir kere. Öldürmeyip ne yapacaksın? Birisini öldürmek zordur derler ya, bence bir diktatörsen ya da benim gibi kaybedecek bir şeyin yoksa, asıl öldürmemek zordur.

Halef nasıl seçilir?

Yasadışı olarak yaptığı işteki patronu kendisine bir yardımcı bulmasını öğütlerken:

Joe’nun Patronu: Suçu ciddiye almak lazım. Artık yaşın geçiyor, kendine bir çırak bulman gerek. Normalde prosedür şudur: Ebeveynlik görevini yapamayan hapiste ya da uyuşturucu bağımlısı birini belirler sonra da çocuğunun futbol antremanlarına gidersin. Birkaç yıl, kötü bile oynasa, maçlarında tezahürat yaparsın. Hatta ne kadar kötü oynarsa o kadar iyi olur. Sonra yavaş yavaş ebeveyn rolünü üstlenmeye başlarsın. Sonunda senin için kendini ateşe atacak sadık bir yardımcın olur. Senin için hapse bile girer.

joes tree Nymphomaniac filmi diyalogları ağaç pedofili sex seks

Ruh ikizi ağaçlar

Joe’nun ağaçları kutsal sayan babasına göre herkesin ruh ikizi bir ağacı vardır ve onu gördüğü an anlar o ağacın kendisine ait olduğunu.

Joe’nun babası: Kışın gördüğümüz aslında ağaçların ruhlarıdır. Yazın her yer yeşil ve pastoral ama kışın sadece gövde ve kuru dallar kalır ortada. Baksana ne kadar kargacık burgacık görünüyorlar. Bu dallar o bütün yaprakları güneş ışığına taşımak zorundalar. Bu uzun bir hayatta kalma mücadelesidir….

Joe da filmin sonunda kendi ruh ikizi ağacını bulacaktır.

Lars Von Trier’in cevabı


Peki Trier bu fimi neden yapmış olabilir? Cinselliği yüceltmek ya da insanoğlunun ikiyüzlülüklerini  göz önüne sermek için mi? Yoksa kendi politik  görüşlerini karakterlerin konuşması üzerinden aktarmak mı istedi?

Gerçekten de nudist, ateist ve Yahudi bir ailenin çocuğu olarak büyüyen Trier’in fikirlerini Joe’nun söylemlerinde bulmak mümkün. Ne var ki; Lars Von Trier Kopenhag’daki bir basın toplantısında neden böyle bir filme kalkıştığının şöyle açıkladı:

“Seks, porno endüstrisine bırakılmayacak kadar ciddi bir şeydir!”


Osmanlı: Reddedilen eşcinsellik tarihimiz

PAYLAŞ
Önceki yazıAh Bu Aleviler!
Sonraki yazıHayat Neden Beni Yoruyorsun?

1974 Ankara doğumlu ama 2 yaşından beri Istanbullu. Çocukluk ve gençliği cimnastik ve dans çalışmalarıyla geçti. 2000 yılından beri yoga yapıyor. 2002 yılında evlenip yurtdışına yerleşti ama bir ayağı hep Istanbul’da oldu. Çocuklardan sonra, Norveç’te hayalindeki işin eğitimini alma fırsatı geçti eline. Trondheim Üniversitesi’nde Medya Bilimi ve Görsel Kültür dalında lisans ve yüksek lisans okudu. İki yıl Zürih, 10 yıl Trondheim’da yaşadıktan sonra 2014 yazında eşinin memleketi Almanya’ya yerleşti. Şİmdi iki oğlu ve eşi ile sakin bir hayat sürmekte, ve Türkiye’nin Gezi Gençleri’nce yönetileceği çağdaş bir ülke olduğu hayalini kurmakta. // ENGLISH: Born in Ankara in 1974, moved to Istanbul at age 2. Spent lots of time with gymnastic and contemporary dance at early ages but last 15 years practices rather yoga. Married to an German man in 2002 and move to Zurich. Later lived 10 years in Norway/Trondheim and eventually settled down in Germany. Studied Media Science in Trondheim and finished master degree in 2012. Has two sons. Looking forward the days that Turkey is eventually leaded democratically by the Gezi youth.