Seçim Barajını Aşamayan Muhalefet Gezi’yi Hatırlasın

Gezi, muhalefet eksikliğini kapatmak için Türkiye’nin ihtiyacı olan bir halk hareketiydi. Gezi Ruhu ile ortaya çıkan yeni muhalefet anlayışının zeminini gençler hazırladı. Gelecek gençlerin ise eğer, bu geleceği şekillendirmek de yine gençlerin hakkı olmalı.

Tek başımıza aşamadığımız bir engeli geçmenin yolu, o engeli aynı amaç için aşmak isteyen diğer kişilerle bir araya gelmektir. Bugün Türkiye’de demokrasinin önündeki en büyük engel yüzde onluk seçim barajıdır.

gezi muhalefet

Gezi’de ne olmuştu?

2013 Haziran ayında bir parkı yıkılmaktan kurtarmak için başlatılan eylem, kısa sürede ülkedeki korku duvarının aşılmasına, politikacıların kendilerine çeki düzen vermesine, seçmenlerin politik görüşlerini sorgulamasına, “yetmez ama evetçiler”in günah çıkartmasına ve en sıkı müttefiklerin birbirine düşmesine vesile olmuştu. 80 darbesiyle sindirilmiş ve korkutulmuş  apolitik bir neslin rehaveti yüzünden ortaya çıkan Gezi Direnişi bir de ikiyüzlü ve materyalist dünyayı kanıksayanlara başka türlü hayatlar ve politikalar olduğunu göstermişti.

Evet, artık Türkiye’de hiçbir şey eskisi gibi değil, ama Gezi, politik arenada henüz müspet bir sonuç verebilmiş de değil. Hala karşı çıktığımız o zihniyet tarafından yönetilmekteyiz. Çocuklarımız hala sokaklarda gaz ve dayak yemek zorunda kalıyor, hatta yeri geliyor hayatlarını kaybediyorlar. Küreselleşmenin gereği bu zihniyet er ya da geç yerini  demokratik ve eşitlikçi bir anlayışa bırakacak. Ama bu değişim ne kadar gecikirse, arkasında bıraktığı tahribatları düzeltmek de o kadar zorlaşacaktır.

Anahtar kelime: Empati

gezi bayrak
Fotoğraf: Uğur Can (DHA)

Bu ülkenin büyük çoğunluğu sosyal, politik ya da tarihsel bir olaydan acı çekti. Yarası hala kanayanlar var. Ve gerçek şu ki; insanın kalbi o açık yaranın olduğu yerde atıyor, yarası sarılmadan hesabını kapatamıyor. Birisinin kahraman saydığı, ötekinin canını yakmış. Bir tarafın hayat görüşü, öbürüne tamamen ters.  Empati kurmak, özür dilemek, unutmak ya da affetmek zayıflık göstergesi sayılıyor.

Hepimizin hayalleri, korkuları, egoları, kompleksleri, sabit fikirleri, unutamadıkları ya da eksiklikleri var. Duygularımız ya da beklentilerimizin az çok örtüştüğü bir fikre ya da bir gruba, çoğumuz aslında sadece yalnız kalmamak için bağlanıyoruz . Benimsemesek de dışarıda kalmamak için grubun ideolojisine ayak uyduruyoruz. Hatta bazen en temel prensiplerimizi yok sayabiliyoruz bu uğurda. Gerektiğinde kendimiz gibi olmayanı ötekileştiriyor, aynı fikirde olmayana nefret söylemi kullanabiliyoruz. İşte farklı çatılarda birleşmiş biz vatandaşlar, seçim zamanı oy vererek bu ülkenin hangi fikir veya fikirlerle yönetileceğine karar veriyoruz.

Gezi’de ortaya çıkan yeni muhalefet anlayışı

Şimdi Gezi Parkı’nda gördüğümüz tabloyu tekrar hatırlayalım. Herkesin her şeyi birbiriyle paylaştığı, kimsenin kimseyi baskı altına almadığı, kadının erkekle eşitlendiği ve hiç kimsenin kimseyi yönetmeye kalkmadığı bir ortaklık. Demokrasinin tarifine ne kadar da benziyor. Gençler yetişkinlerden daha az nefret ve önyargı biriktirdiği için empati ve hoşgörüyü daha iyi becerebiliyorlar belki de.

Gezi Ruhu, etkilerini yavaş yavaş Meclis‘te de gösteriyor. Farklı görüşleri politik arenada da yan yana görebiliyoruz artık. Gezi’den sonra muhalefet partilerinin vekilleri de ortak bir noktaları olduklarını farkettiler: 13 yıldır süregelen, toplumun ve devlet kademelerinin her yerine sirayet etmiş anti-demokratik zihniyeti değiştirmek…

Ama öte yandan da düşünmeden edemiyoruz: TBMM‘deki muhalefet, İç Güvenlik Yasası‘na karşı göstermiş olduğu dayanışmayı daha önceden göstermiş olsaydı bugün bu raddede olur muyduk? Zeytin dalı uzatmak bu kadar zor muydu?

Baraj ve muhalefet

Muhalefet yapmaktan korkan ezici çoğunluk bir seçmen kitlesinin oyuyla kabul edilmiş 82 Anayasası‘nın ürünü yüzde on seçim barajı hala yürürlükte (1). Yaklaşık 8 milyon insanın temsilini yok sayan bu seçim barajının anlamı Anayasa‘daki “Türkiye Demokratik bir Cumhuriyettir” maddesinin gerçek değil, sözde olduğunu gösterir nitelikte.

Önümüzdeki seçimde yüzde on barajını aşması kesin görünen sadece üç parti var, ama öte yandan büyüklü küçüklü onlarca parti seçime girecek. Barajı geçemeyen her partinin oyu toplamda en yüksek oyu alan partinin milletvekili sayısını artıracak. Yani her zamanki gibi bu seçim de büyük partiler arasında geçecek, diğer partiler sadece kendi oy oranlarını görmüş olacak.

Eğer muhalefetin amacı gerçekten ortaksa ve Gezi’den doğru dersi çıkarabilmişlerse seçimden önce yapacakları şey birleşmek olmalıdır. Farklı ideolojik ve politik görüşlere sahip olsalar da aynı çatı altında olduklarında daha kolay empati kurabilir, zıtlaşılan konularda anlaşma sağlayabilirler. Bu bir taviz ya da zayıflık göstergesi değil, bilakis uzlaşma yolu açmaktır.

Meclis gençleşsin!

Neredeyse elli yıldır politika yapan, ısrarla “bu sefer belki tutar” diye aynı fikirleri savunan, yeniliğe kapalı ve genç olmaktan artık çok uzakta olan politikacıların eseri günümüz Türkiyesi. Gelecek gençlerin ise eğer, bu geleceği şekillendirmek de yine gençlerin hakkı olmalı. Ayrıca ülkenin nüfusunun çoğunluğu genç ise, çoğunluğun daha çok karar hakkı olması gerekmez mi?

Yeni meclisin yaş ortalamasının en az 15 yaş gençleşmesi, yani daha dinamik ve çağdaş olması gerekir. Gezi’de fikirleriyle öne çıkmış, bağımsız medyadan tanıdığımız, dürüstlüğüne güvendiğimiz genç insanlar oturmalı meclis sandalyelerinde. Egosu düşük, koltuk sevdasında olmayan, fiziksel ve ruh sağlığı yerinde, kapitalizme köle olmamış, komplekssiz ve gelecekten beklentileri olan insanları seçmeliyiz artık. Haklarını korkmadan savunan, konuşan, kıyaslayan her kesimden her düşünceden her eğilimden gençler ya da deneyimli ama en azından gençlere yakın isimler vekil olmalı ki Gezi ile başlayan mücadele devam edebilsin.

Gezi ve geleceğin Türkiyesi


Genç insanların yapabilecekleri kesinlikle yabana atılmamalı. Türkiye nüfusunun büyük bir çoğunluğu genç, özgürlüğüne düşkün ve kendilerine mevcut hükümetin çizdiğinden daha farklı bir ülke resmediyor. Ülkedeki yanlışları düzeltmek ve muhalefet eksikliğini kapatmak için Türkiye’nin ihtiyacı olan bir halk hareketiydi. Gezi gençleri, bunun zeminini hazırlamış oldu.

90 yıl önce farklı ırk ve görüşteki atalarımız birleşerek emperyalizme karşı yapılmış en büyük savaşı kazanmıştı. Bugün ise faşizme karşı bir savaş vermemiz gerekiyor. Tarihten ders çıkarmak istemeyenler Gezi’den çıkartabilirler aynı dersi. Sonuçta hepimiz aynı gemideyiz. O geminin adı Türkiye.

gezi elele

(1) http://www.ntv.com.tr/arsiv/id/25197844


 

PAYLAŞ
Önceki yazıMuhalefet Meselesi
Sonraki yazıKapak: Mart 2015 – Sayı: 114
1974 Ankara doğumlu ama 2 yaşından beri Istanbullu. Çocukluk ve gençliği cimnastik ve dans çalışmalarıyla geçti. 2000 yılından beri yoga yapıyor. 2002 yılında evlenip yurtdışına yerleşti ama bir ayağı hep Istanbul'da oldu. Çocuklardan sonra, Norveç'te hayalindeki işin eğitimini alma fırsatı geçti eline. Trondheim Üniversitesi'nde Medya Bilimi ve Görsel Kültür dalında lisans ve yüksek lisans okudu. İki yıl Zürih, 10 yıl Trondheim'da yaşadıktan sonra 2014 yazında eşinin memleketi Almanya'ya yerleşti. Şİmdi iki oğlu ve eşi ile sakin bir hayat sürmekte, ve Türkiye'nin Gezi Gençleri'nce yönetileceği çağdaş bir ülke olduğu hayalini kurmakta. // ENGLISH: Born in Ankara in 1974, moved to Istanbul at age 2. Spent lots of time with gymnastic and contemporary dance at early ages but last 15 years practices rather yoga. Married to an German man in 2002 and move to Zurich. Later lived 10 years in Norway/Trondheim and eventually settled down in Germany. Studied Media Science in Trondheim and finished master degree in 2012. Has two sons. Looking forward the days that Turkey is eventually leaded democratically by the Gezi youth.